replika telefonlar vesilesi6

 http://www.replikakoremali.com/replikatelefonlar


replika telefonlar vesilesi6 evet arkadaslar sizler icin hazırladıgımız güzel yazılara devamederken  Bunların hesâblarını, kanûnlarını, iç yüzlerini açıklamıyarak, câhil olan çoğunluğu, anlıyamıyacağı şeylerle uğraşmağa zorlamamış, bunları her asrdaki zekî, akili, seçme kimselerin çalışarak anlamalarını teşvîk buyurmuşdur. İnsanların buluşları, ze-manla değişmekde, bir vaktler doğru, güvenilir sanılan buluşların, sonradan yanlış olduğu anlaşılmakdadır. Her asrın insanları, zemanlarındaki son buluşların doğru olacağına inandıkları için, muhtelif asrlardaki insanların inanışları başka başka olmuş, bu inanışlar, günâh, küfr olmamışdır. Çünki, Peygamberlerin “aleyhimüsse-lâm” kitâblarına uymıyan, bunlarda bildirilenleri inkâr eden inanışlar, suç olur. Cenâb-ı Hak, kullarını küfrden, suçdan korumak için, herkesin anlıyamıyacağı, inanamıyacağı fen bilgilerini, kitâblarında açıklamayıp, bunlara işâret buyurmuş, yer küresini, güneşi, gökleri göründükleri gibi anlatarak bunlardan ibret alınmasını, varlığının, büyüklüğünün anlaşılmasını emr eylemişdir.

Kâdî Beydâvî “rahmetullahi aleyh”, Nahl sûresi, yüzyirmibeşinci âyetindeki (Kullarıma hikmet ile ve güzel va’z ile beni tanıt!) emrini tefsir ederken, (Anlayışlı, tahsilli olanlara, fen bilgileri ile; hislerine tâbi’ olan câhil halka da, görünenleri anlatmakla bildir, demekdir) buyuruyor.

Yehûdî ve hıristiyânlar, kitâblarında, görünüşe göre bildirilenleri okuyunca, hakikatleri de böyle sanarak, yeryüzünü düz ve hareketsiz, güneşin bunun etrafında döndüğünü, göklerin yer üzerine çadır gibi kapatılmış olduğunu, Allahü teâlânın, insan gibi, kürsîde oturup, işleri yürütdüğünü sanmışlar, tecribe ile bulunan fen bilgileri, bu inanışlarına uymadığından, fen adamlarına dinsiz demişlerdir. Fen adamları, bu haksız hükm karşısında, yehûdîliğe ve hıristiyânlığa saldırmışdır. Meselâ, din düşmanlığı ile tanınan William Draper (tim ile dînin çatışması) adlı kitâbında, (Kâ’inâtdan ayrı, kâ’inâta hâkim, dilediğini yapabilen bir insan yokdur) diyor ki, bu sözü, Allahü teâlâyı bir insan sanıp bunu inkâr etmekde olduğunu göstermekdedir. Bir yerinde de, (Kâ’inâtda herşeye hâkim bir kuvvet varsa da, bu papaslarm inandığı ilâh değildir) diyerek, Allahü teâlânın, fizik, kimyâ kuvvetlerinin en büyüğü olacağını sandığını göstermekdedir.

Görülüyor ki, fen adamları arasında dinsiz olanlar, yâ papaslarm ve câhil halkın yanlış anladıkları şeylere haklı olarak saldırmış, yâhud zemanlarınm fen bilgileri arasına sıkışıp kalmış olan kafaları ile düşündüklerini, hayâlı inanışlarını inkâr etmişlerdir. Eğer, İslâm âlimlerinin, Kur’ân-ı kerîmden çıkardıkları fenne bağlı bilgileri, bunların inceliğini, doğruluğunu okuyup anlasalardı, hepsi hakikati görüp, seve seve müslimân olurdu.

Nemi sûresindeki, seksensekizinci (I)agları, yerinde duruyor görüyorsun, hâlbuki bunlar bulut gibi hareket etmekdedir) âyet-i kerîmesini Kâdî Beydâvî tefsir ederken, (Yerinde duruyor gördüğün dağlar, bulut gibi, boşlukda hızlı gitmekdedir. Büyük cismler, bir cihete doğru hızlı gidince, üstündekiler, bunun hareket etdiğini duymaz) buyurmakdadır. Fahreddîn-i Râzî, Enbiyâ sûresi, otuzüçüncü âyetinin tefsirinde, ayın, güneşin, yıldızların felekde, ya’nî mihverleri ve yörüngeleri [mahrekleri] etrâfında döndüklerini, Dahhâk ve Kelbî’nin söylediğini yazmakdadır.

İnsanların maymundan hâsıl olduğu hâlini aldı) yaygarasını basıyor. Sal ınüslimânları aldatmağa çalışıyorlar. 1ı adamı Darvvinin (canlılar arasındaki hayât mücâdelesi) nazariyyesini ani; ve yanlış alarak, müslimânlığı yıkmağa bir silâh yerinde kullanıyorlar. Eve neden beri, birkaç biyolog, hayvanlarda, kan grubları, kan benzerliği, kr sayıları, muhîte intibak [adaptasyon) için fizyolojik ve anatomik değişmeli tik değişmeler ve harâret, zıyâ, röntgen ve radium şuâ’ları ile ve ba’zı kimy leri te’sîri ile çeşidli mutanlar meydâna gelmesi ve nihâyet paleontolojik m ler ve bütün canlılarda meios ve bunu ta’kîb eden mitoz bölünme bulunma; hayvanlarda körleşmiş uzvlar görülmesi [meselâ insanlarda appandis de barsak bulunması gibi] ve çok hücreli hayvanların hepsinde rüşeym [emb şekkül etmesi ve bir hayvanın, embriyon devrelerini geçirirken, çeşidli hay larını göstermesi [meselâ insan rüşeyminde pronefroz, mezoncfroz, soluna lan gibi teşekküllerin görülmesi] karşısında, hayvan nev’lerinin, milyonl içinde, basıtden mükemmele doğru değişdiklerini [ya’nî evolution veyâ c denilen evrim bulunduğunu] zan etdi.

Canlıların basîtden mükemmele doğru değişdiğini ilk yazan, Fransıs Lamarckdır. Lamarck [m. 1809] da neşr etdiği (Filozofi zoolojik) ismindek da (Canlıların bir asldan türeyebileceğini) yazdı. Fekat, aynı asrdaki biyoh marckın verdiği misâllerin, hayvânlarm birbirlerine dönmesini değil, cânlı lundukları muhîte intibâk etmelerini (adaptasyonu) göstermekde olduğun ler.

İkinci olarak, İngiltereli bir biyologun oğlu olan Ch. Darvvin, [m. 185 etdiği (Nev’lerin menşe’i) ismmdeki eserinde, (Canlılar, bulundukları muhî için mücâdele eder. Bu hayât mücâdelesini kazananlar yaşayabilir, gay ölür. Canlıda tesâdüfen husule gelen değişiklikler, muhîte uyarak yaşam; eder) dedi. Buna da çeşidli i’tirâz edildi. Hattâ, Darvvin de göz, beyin gi uzvların nasıl meydâna geldiğini anlatmakdan âciz olduğunu bildirmiş, bir na yazdığı mektûbda (Gözün teşekkülünü düşündükçe tepem atıyor) den

Üçüncü olarak, HollandalI nebâtâtcı Hügo de Vries, bitkilerde (Sa içinden, tesâdüfen, diğerlerinden farklı ferdler meydâna çıkdığını, bunları sâfınm dölden döle geçdiğini) görerek, buna (mutasyon) [ânî değişme] n dedi. Hâlbuki, mutasyonda yeni uzvlar meydâna gelmiyor. Bundan başl beyin gibi, rüşeymin [embriyonun] muhtelif tabakalarından hâsıl olan kar nn teşekkülünü, mutasyon teorisindeki tesâdüfe bağlamak mümkin deği

Son olarak, paleontoloji mütehassısları, [ya’nî, ilk zemanlarda yaşarr rın iskeletlerini ve fosillerini inceliyenler], (Her nev’ canlının kendi nev’i iç şebildiğini, bir canlının başka nev’lere dönmediğini) kabûl etmekdedir. N rinci zemandaki derisi dikenliler ne ise, şimdikiler de aynıdır. Derisi di mutasyon ile, fıkralı [omurgalı] hâle döndüğü görülmemiş ve buna âid bi lunmamışdır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder