replika telefondan islam bilgisi77

 replika telefon

replika telefondan islam bilgisi77 bugün yine ben ve replika telefon sizin icin güzel olan yazılarımızı sunuyoruz ve kaldıgımız yerden devam ediyoruz replika telefon sizlerediyorki Bir velînin şeklini, sûretini hayâline getirerek onun kalbindeki feyz (bereket) ve mâri-fetlere (ilimlere) kavuşma. Kalbini büyüklerin kalbine bağlayarak onlardan feyz alma. Her şeyi unutarak, dünyâ işlerini düşünmeyerek, sevgi ve saygı ile bir velînin mübârek yüzünü hayâlinde veya gönlünde bulundurma.
Ey îmân edenler. Allah*a bağlarımız ve sâdıklarla berûber olunuz” meâ-Iindeki âyet-i kerîmede râbıtaya işâret vardır. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)



Râbıta, feyz veren kâmil zâtın teveccühüyle birleşecek olursa, nûr üstüne nûr meydana gelir. (Tâceddîn Sübkî)

Bir insanın hiç görmediği kimsenin şeklini, sûretini yalnız işitmekle, okumakla öğrenerek, hayâline getirmesi çok zordur. Onun kendisi değil, başkası görünür. Bunun için, Resûlullah’a râbıta yapılmaz. Çünkü başkasının Resûlullah olduğuna İnanmak küfür olur. Evliyâya râbıta yapmakta bu mahzûr yoktur. (İbrahim Fasih)

Râbıtasız yapılan zikr (Allahü teâlâyı anma) insanı ilerletmez. Zikirsiz râbıta ilerletir. Râbıta her işte yardımcıdır. Zikrde yardımı İse pek çoktur. Allahü teâlânın evi olan kalbi, nefsin pisliklerinden ve şeytanın aldatmasından temizler. (Muhammed Hâni)

Râbıta, kalbi, Allahü teâlâdan başka şeyleri sevmekden, onları düşünmekden kurtarmaya vâsıtadır. (İmâm ı Rabbânî)

Evliyâya râbıta yapmak, iyi göremeyen yaşlı kimsenin gözlük kullanmasına benzer. (İbnüî-Cezerî)

Râbıta-i telebbüsiyye: Râbıta yaparken kendisini, velînin şeklinde, kıyâfetinde görmek ve düşünmek.

Kur’ân-ı kerîm okurken ve dinlerken, ders, vâz dinlerken, namaz kılarken ve her ibâdeti işlerken râbıta-ı telebbüsiyye yapmak ibâdetlerden lezzet almaya sebeb olur. (Abdal-hakim Ar vâsi)

Kur*ân-ı kerîmi okumak zaman derhâl, racîm olan \ Allahü teâlâya sığın (yâni mineşşeytânirracîm, de). (Nah

Allahü teâlâ şeytan-ı racîm ile iki mühim şeyi mü’minlere emi tadır. Bunlardan birincisi, şeytf man olarak bilmek, İkincisi c olmakdır. Bunun için de dâimf uymalıdır. (İmâm-ı Yâfiî)

RADÎ’

Süt emen iki buçuk yaşından ki

Radî’, süt ana-baba ve akrabâsı evlenemediği gibi, süt ana-bab evlâdı, zevç (koca) veyazevces evlenemez. (İbn-i Âbidîn)

RADIYALLAHÜ ANH

Daha çok Eshâb-ı kirâmdan ı efendimizin arkadaşlarından) anıldığı veya yazıldığı zaman ı yazılan “Allahü teâlâ ondan râz nâsına duâ, hürmet ve saygı ifi için Radıyallahü anhümâ, iki olursa Radıyallahü anhüm der Ebû Bekr radıyallahü anh biı ederken şöyle buyurdu: “E^ Sana yaptığım nasîhatı aklında mamasına dikkat et. ölümü ö: Nasıl olsa gelecek" dedi. Çok parmağı ile tutar ve; “Başıma g bunun yüzündendir” derdi. B devesinin yuları düşse, veı deveyi çöktürür, alırdı. Sebebi “Resûlullah sallallahü aleyhi bana: **tnsanlardan bir şe diye emretti” buyurdu. (İslâ Ansiklopedisi)

Ebû Bekr ile Ömer radıyallahü ümmetin üstünleridir. (Hazret-Eshâb-ı kirâmın radıyallahü ani hepsini büyük bilip, hürmet et ber, Ehl-i beyti (Peygamber

inin işlediği bir iş veya günâh sebebiyle Jânen üzüntü duyması ve bir daha yap-< istememesi, pişmân olma, nedâmet, Deye gelme.

ıhü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyu-3r ki:

ahü teâlâ kullarını işledikleri lâklara pişmanlıkla yaptıkları beleri kabul eder, dilediği kimse-(büyük ve küçük) seyyiâtını (kötü-erini, günâhlarını) affeder. (Şuarâ 25)

manlık tövbedir. (Hadîsi şcrîf tâhunnecât)

man olmaksızın dil ile yapılan !>e ycdancılann tövbesidir. (Hadîs i î-Risâle-i nıünirc)

geçen an, ömrümüz azalmakta, ecel m) zamânını yaklaştırmaktadır. Bugün nızı başımıza toplamazsak, yarın âh ikten ve pişmanlıktan başka elimize 3y geçmez. (İmâm ı Rahbânî)

ANGO

kumar çeşidi. Satışa çıkarılan biletler-kazananları belirlemek üzere numara ne esâsına dayanan şans oyunu.

îiların yaptıkları piyangolar, ziyan ve :et sigortaları, kumarhâneler ve ban->r, bir çok kimsenin malını elinden ala-bunu kumar ve fâlz ile başkalarına tekde, başkalarından aldıkları haram nın arslan payı da piyangocunun, bu rganize edenlerin ceblerine glrmekte-Srâdet-i Ehcdiyye)

5ya daha çok kimse, aralarında para ıdıktan sonra kendi aralarında piyango ) kazananların, vermiş oldukları para-fazla almaları kumar olur. Geri kalan I hayr kuruluşlarına bağışlamaları, bu ıgoyu kumarlıktan kurtarmaz. (Seâdet-i 'iyyc)
PUL

Altın ve gümüş dışındaki mâdeni paralar (Rkz. Fü/us).

PUT

Allahü teâlâya inanmıyanların taptıkları resim veya heykel: Hıristiyanların taptığı haç.

Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki;

Kureyş kâfirleri, putların kendilerine şefaat edeceklerini söylüyorlar. Onlara söyle ki, Allahü teâlânın izni olmadan hiç kimse şefâat edemez.

(Zümer sûresi: 44)

Putları, tapınılan heykelleri kırmak için ve akrabâya iyilik etmek için gönderildim. (Hadîs i şerîf-Berîka) İbrâhim aleyhisselâm; “Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak kıl" diye duâ edince, Allahü teâlâ duâsını kabul eyledi. Bu sebeble İbrâhim aleyhisselâmıri evlâdından hiç kimse hiç bir puta tapmadı. (İmâm ı Müeâhid)

PUTPEREST

Puta tapan.

Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

(Allahü teâlâ) 0*nu (Muhammed aleyhis-selâmı) hcdk ve hakikat olan dîni tebliğ vazifesiyle göndermiştir ki, Hak din diğer dinlere gâlib gelsin. Putperestler beğenmese de bu böyledir. (Teube sûresi:

İdrîs (aleyhisselâm) diri olarak Cennet’e çıkarılınca, onu çok sevenler, ayrılık acısına dayanamadı. Resmini yapıp seyr eyledi. Daha sonra gelenler bu resimleri tanrı sandı. Çeşitli heykeller de yapıldı. Böylece putperestlik ortaya çıktı. (Nişuncızâde ve Kisâî)

Sâlih aleyhisselâm Semûd kavmine gönderilen peygamberdi. Bu kavim putperest idi. Sâlih aleyhisselâma inanmadılar. Sonunda onlara gökden azâb gelip helâk oldular. (Nişancızâde)

üzerine olsun" mânâsına duâ, hürmet ve saygı ifâdesi, iki hanım sahâbî için (Radı-yallahü teâlâ anhümâ" ve ikiden çok için ‘‘Radıyallahü anhünne” denir.

Kadınlar, dünyâdaki bayranrr günleri gibi senede bir kaç kere Allahü teâlâyı göreceklerdir. Mü’minlerin kâmil (olgun üstün) olanları her sabah akşam, diğerleri ise Cumâ günleri Allahü teâlâyı anlaşılamayan bir şekilde göreceklerdir. Mü’min kadınlar ve melekler ve cin de bu müjdeye dâhildirler. Fâtımât-üz Zehrâ ve Hadîcet-ül Kübrâ ve Aişe-i Sıddîka ve diğer ezvâc-ı tâhirât (Peygamber efendimizin mübârek hanımları) ve hazret-i Meryem ve hazret-i Asiye radıyallahü teâlâ anhünne ecmaîn gibi kâmil (üstün) ve ârif hâtûnların diğer kadınlardan müstesnâ (ayrı) tutulmaları uygun olur. (Abdülhak ı Dehlevî)

RA’D SÛRESİ

Kur’ân-ı kerîmin on üçüncü sûresi.

Ra’d sûresi, kırk üç âyet-i kerîmedir. Sûrenin on üçüncü âyetinde gök gürültüsü mânâsına gelen er-Ra’d kelimesi zikredll-diği için sûreye, Sûret-ür-Ra’d denilmiştir. Sûrede; Allahü teâlânın varlığı, birliği, ilminin sonsuzluğu, îmân etmekle mes’ûd olanların ve inkâr eden kötü tâlihlilerin vasıfları ve âkibetleri ve hazret-i Muhammed aley-hisselâmın peygamber olmasına Allahü teâlânın şâhidliği bildirilmektedir. (îbn-i Abbâs, Müeâhid bin Cebr, Râzî, Taberî, Kurtubî)

Allahü teâlâ Ra’d sûresinde meâlen buyuruyor ki:

İnsanlar gidişlerini bozmazlarsa, Attahü teâlâ da bunlara verdiği nimetleri değiştirmez. Allahü. teâlâ bir millete cezâ vermek isteyince, bunu kimse durduramaz. Onların Allahü teâlâdan başka hâkimi yoktur. (Âyet: 12)

Kim Ra*d sûresini okursa, geçmiş ve kıyâmete kadar gelecek bulutların hepsinin ağırlığının on katı sevâb verilir. Kıyâmet günü Allahü teâlâ-nın ahdini (sözünü, ya'öini) yerinegeti-
arkadaşları) düşmanlığında taşi ren, hazret-i Ebû Bekr ve hazn halîfeliklerini kabûl etmeyen mensûb olduğu bozuk fırka, ayrılan, bırakan kimseler mâr denilmiştir.

Ümmetim arasında râfız çok kimseler meydana ^ Bunlar Islâm dininden ayr dır. (Hadîs-i şerîf-Mir'ât-ı Kâi Eshâb-ı kirâm düşmanları, hazre hazret-i Abbâs’ın torunlarından fında toplanıp çeşitli fırkalar< Imâm-ı Zeynel’âbidîn vefât eÇ bunun oğlu Zeyd’in yanında top vî hükümdârı Hişâm bin Abdülnr dan Irak vâlisi olan Yûsuf-i Sel etmeye giderlerken bir kısmı ha den ayrıldı. Zeyd bunlara râfızî ( leri ise Îmâmiyye adını aldılar, nında kalanlara Zeydî denildi. Dehlevî, Şehristânî)

Râfızîler, Zeyd bin Zeynel’âbidîn dır" dediler. Bunlar Zeyd’e, El Ömer’e (r.anhümâ) düşman ol d büyük dedem olan Resûlullan’ı aleyhi ve sellem sevdiği iyi kim manlık edemem dedi. Bunun üz in yanından ayrıldılar. Râfızîl Ali’yi seviyoruz. Onu sevmek iı kirâmın hepsine veya bir kaçıı olmak lâzımdır diyorlar. Bu bozt leri onları doğru yoldan ayırdı, fi

RAĞİBET

Ihsân ve ikrâm. Çoğulu reğâibc Receb-i şerîfin ilk Cumâ geces gecesi denir. Çünkü Allahü gecede, mü’min kullarına rağibı O gece yapılan duâ, namaz, or gibi, ibâdetlere kat kat sevâb geceye hürmet edenleri affeylı Abdülhakîm Arvâsî)

RÂH-IİCTİBÂ

Allahü teâlâya kavuşturan yollar mişlerin yolu (Bkz. Îctibâ Yolu,

Râh-ı Ictihâ PfivnamhArİprin i


irinden birisinin ismi anıldığı veya ında, söylenen ve yazılan, Allahü na rahmet eylesin mânâsına, duâ, ve saygı ifâdesi. İki kişi için rahime-ıh daha çok kimse için, rahime-jh denir.

lÂN

la bütün yaratıklara rızıklarını veren, bütün mahlûkât hakkında hayır ve irâde buyuran, mahlûkâtın hepsine nimetler veren mânâsında Allahü 1 Esmâ-ül-hüsnâsından (güzel isim-n).

teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyu-i:

ânın kulları, yer yüzünde alçaklığı ve vakar ile yürürler, er kendilerine sataştığı zaman ı **sağlık, esenlik size** gibi sözler söyleyerek doğruluk ve kla günahtan sakınırlar. (Fur-resi: 63).

zikr, bedende iken Canın! temizliği zikri iledir Rahmânın!

lÂN SÛRESİ

-I kerîmin elli beşinci sûresi. Rahmân Mekke’de nâzil oldu (indi). Yetmiş tyet-i kerîmedir. İlk âyet-i kerîmede Rahmân kelimesinden dolayı i, Sûret-ür-Rahmân denilmiştir, r, göklerin düzeninden, Allahü teâlâ-anlara olan lütuf ve ikrâmından, insa-raratılışından, Allahü teâlânın inden, kıyâmet gününden ve o isyânkârların cezâlandırılmasından ananların kavuşacağı nimetlerden dilmektedir. (îhn-i Abbâs,

I teâlâ Rahmân sûresinde meâlen uyor ki:

Ui teâlâ, yeri mahlûkât için \mıştır. Orada meyvalar ve sal-hurma ağaçları vardır. Yap-tâneler ve hoş kokulu bitkiler


(Ey Resûlüm!) De ki: **Ey (günâh işlemekle) nefslerine karşı haddi aşmış kullarım! Allah*ın rahmetinden ümidi kesmeyiniz. Çünkü Allahü teâlâ (şirk ve küfürden başka dilediği kimselerden) bütün günâhları mağfiret buyurur. Şüphesiz ki O, Gafûr*dur, Rahîm*dir. (Zümer sûresi: 53)

Yâ Rabbî! Bize rahmetini ihsân eyle, thsân sâhibi ancak sensin (Âl-i îmrân sûresi: 8)

Allahü teâlâ rahmeti yüz parçaya ayırmış, doksan dokuzunu kendisinde bırakmış, yeryüzüne bir parça indirmiştir. İşte bütün mahlûklar bu parça sebebiyle birbirlerine acırlar... (Hadîs i şerîf-Müslim)

... Ramazân*ın birinci gecesi Allahü teâlâ mü*minlere rahmet eder. Rahmetle baktığı kuluna hiç azâb etmez. (Hadîs-i şerif-Sünen-i Beyhekî)

Allahü teâlâdan korkmalı, fakat O’nun rahmetinden ümidi kesmemelidir. Ümid, korkudan çok olmalıdır. Böyle olanın İbâdetleri zevkli olur. (Muhammed Hâdimî)

Rahmet-i llâhiyye: Allahü teâlânın merhameti, acıması.

Kalbinde zerre kadar îmân olan bir kimse, Cehennem’de sonsuz kalmayacak, rahmet-i ilâhiyyeye kavuşarak Cennet’e girecektir, (tmâm-ı Rabbânî)

Cenâb-ı Hak bir kuluna hidâyet ve îmânda sebâtını dilerse o kimseye rahmet-i ilâhiyye gelir. Rahmet-i ilâhiyye, şeytanı uzaklaştırıp, hastanın yüzünden yorgunluğu giderir. (İmâm-ı Gazâlî)

Rahmet Kapısı: Duâların kabûl edildiği, ihsân ve bereket kapısı. Duâların geri çevrilmediği lütuf kapısı.

Rahmet kapılan dört gece açıUr. O gecelerde yapılan duâ, tövbe red olmaz. Fıtr (Ramazan) bayramının ve Kurban bayramının birinci geceleri, Şâban*ın on beşinci gecesi ve Arefe gecesi. (Hadîs-i şerîf-Riyâd-un-nâsihîn)



çıkış kapısı her zaman açık ise de, giriş kapısı olan kalbler, herkesde açık değildir. Bunun açılması için duâ etmeliyiz. (Muhammed Rehhâmi)

Rahmet Melekleri: İnsanların iki omuzunda bulunup, iyiliklerini ve kötülüklerini yazan iki melek ile cinnîlerden koruyan meleklerden başka, seyyâh (dolaşan) ve ölüm ânında da hâzır olan melekler. Bunlara Rûhâniyân da denir.

Resim, köpek ve cünüp kimse bulunan eve reıhmet melekleri girmez,

(Hadîs i şerîf Zevâcir)

Can vermek acısı, dünyâ acılarının hepsinden daha şiddetlidir. Fakat, âhiret azâbları-nın hepsinden daha hafifdir. Mü’min, ruhunu teslim edeceği vakit, rahmet meleklerini, Cennet hûrîlerini görüp, onların zevki ile, can verme acısını duymaz. Rûhu tereyağından kıl çeker gibi çıkar. Nimetlere kavuşur. (Seyyid Ahdülhakîm bin Mustafâ)

RAHMETEN LİL ÂLEMİN

"Alemlere rahmet olarak" mânâsına Peygamber efendimizin mübârek isimlerinden.

Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu kİ:

Biz seni ancak rahmeten lil âlemin gönderdik. (Enbiyâ sûresi: 107)

Geldi çün ol rahmeten lil âlemin Vardı nûr anda karâr kıldı hemîn

(Süleymân Çelebi)

RAHMETULLAHİ ALEYH

Daha çok Eshâb-ı kirâmdan (Peygamber efendimizin arkadaşlarından) başka din büyüklerinden birinin ismi anıldığı veya yazıldığında, söylenen veya yazılan Allahü teâlâ ona rahmet eylesin mânâsına duâ, hürmet ve saygı İfâdesi, iki kişi için rahme-tullahi aleyhlmâ, daha çok kimse için rah-metullahi aleyhim denir.

Cüneyd-I Bağdâdî rahmetullahi aleyhin kıymetli sözlerinden bâzıları şöyledir: Bir kimsenin havada bağdaş kurup oturduğunu görürseniz, İslâmiyet’e uymaktaki

h;i.<;^.<$İ\/Otİno titİ7İiAino KaL-ım-> CAAr K..
tjııııatvuaıı uaıut uvmruir

Sabır; yüzü ekşitmeden başa g musîbetl yudum yudum İçine Sı

Ebü’l Hüseyin bin Semûn r aleyh buyurdu kİ: "Allahü U bulunmayan söz kıymetsizdir, lâyı hatırlamadan susmak, bc geçirmekdir. İbret almadan bak sızdır.’’

RAKÎB

Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsıı isimlerinden). Her şeyi hakk gözeten, koruyan, biranonlard olmayan, murâkabesi (gözetmı olan.

Kur’ân-ı kerimde meâlen buyrı Allahü teâlâ her şeyi,

(Ahzâb sûresi: 52)

RAKS

Oynamak, dans.

Tasavvuf yoHarı çoktur. Bunları lüzumlusu ve en uygunu sünm ve bid’atlerden (dinde reformlar büyüklerin yoludur. Bu büyükle rinde ve her hareketlerinde, sü da, kendilerinde hiç bir keşf, k( görüş ve ma’rifetler hâsıl olmaz iı mezler. Fakat bunlann hepsi hâ sünnete uymakta gevşek da bunları hiç beğenmezler. İşte bt ki, bunlann yolunda sima’ ve ra Böyle şeylerden hâsıl olacak le lere kıymet vermemişlerdir. Bı olan şeylere dönüp bakmamışlar Rabbânî)

Allahü teâlânın aşkı ile dolmuı büyüklerinden olan, Mevlânâ C Rûmî, ney ve başka hiç bir çal Mûsikî dinlemedi ve raks etmedi

kî m Ar vâsi)

RAMAZAN

Hicrî ayların dokuzuncusu, üç nuncusu ve farz olan orucun tul Ramazan yanmak demekdir, çü da oruç tutan ve tövbe edenle



idlerin, talebelerin yolu. Allahü teâlâya uşturan yollardan. Sâlikler (tasavvuf yola ilerleyen talebeler) yolu (Bkz. İnâhet)

ıhü teâlâya kavuşturan yollar ikidir: ı-i*mürîdân ve râh-i murâdân. Râh-i ridân, müridlerin yolu olup, sülük ile avvuf yolunda ilerlemekle) alâkalıdır, metlidir. Râh-ı murâdân seçilmişlerin j olup, cezbe (Allahü teâlânın yolunda ilme) ile alâkalıdır. Buna ictibâ yolu da lir. (Bkz. Râh-ı ictibâ). (îmâm-ı Kabbâ-

HİB

evlenmeyen, bekâr ve yalnız yaşayan, uz ibâdetle meşgûl olan ve kilisede vali olan hıristiyan din adamı.

azlar herkese râhib olmayı, yalnız yaşalı emr ediyordu. Allah yolunda buluna-lek ve Allahü teâlâya yaklaşabilmek ak ruhbanlıkla yâni evlenmemekle olur iyorlardı. Peygamber efendimiz sallal-i aleyhi ve sellem bunu önlemek için âbının (arkadaşlarının) bekar yaşama-yasakladı. **Nikah yapmak (evlen-[) benim sünnetindir. Sünnetimi )mıyan kimse benden değildir** urdu. (Saideddîn Fer^ânî) gamber efendimiz sallallahü aleyhi ve jm on iki yaşlarında iken amcası Ebû b ile birlikte Şam tarafına giden ticâret 'anına katıldı. Ticâret kervanı uzun bir luluktan sonra Busra denilen yerde ıtiyanlara mahsûs bir manastırın yakıla konakladı. Bu manastırda Bahîra ıda bir râhib kalıyordu, önceden Üdî âlimlerinden iken sonradan hıristi-olan bu bilgili râhib, kervanda bulunan-I hepsini yemeğe dâvet etti. Râhib İra ısrarla yerrîeğe getirttiği sevgili Pey-ıber efendimizin mübârek sırtındaki ır-i nübüvveti açtırdı. Bunu görünce, üz küçük yaşta olan Muhammed aley-elâmın geleceği bildirilen son pey-ıber olduğuna şehâdet etti. (Muînüd-Hirevî)


1- Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Ahirette yalnız müslü-manlara acıyan yüce Allah.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

... Şüphesiz ki, Allahü teâlâ Gafurdur, Rahimdir. (Zümer .sûresi: 53)

... Bek ziyâdesi ile tövbe kabul edici ve Rahîmim. (Bekara sûresi: 53)

Şeytan: “Allahü teâlâ Rahîm’dir, affeder" diyerek insanı günâh işlemeğe sürükler. Hâlbuki kıyâmet günü düşmanlara merhâ-met olunmayacaktır. (İmâm ı Rabbânî)

Allahü teâlâ, âhirette dostlarını yâni mü' minleri Rahîm sıfatıyla, keremiyle, ihsâ-nıyla. Cennet ve cemâline kavuşturur. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

2- Günahkâr müslümanlara âhirette çok acıyıcı mânâsına Resûlullah efendimizin sıfatlarından.

Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Andolsun ki, size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramamz 0*na çok ağır gelir. Çünkü O, size çok düşkün, mü* minlere karşı raûf (şefkatli) ve rahimdir. (Teube sûre.si: 128)

Biz delikanlı, yaşça birbirimize yakın bir takım gençler, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldik de O’nun yanında yirmi gece kaldık. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) rahîm ve refîk (yumuşak, kibar, nâzik) idi. Aile efrâdını özlediğimizi anlayınca. bize âileierimizden kimleri bıraktığımızı sordu. Biz de kendisine haber verdik. Bunun üzerine: **Ailelerinizin yanına dönün de onların arasında kedini Hem onlara öğretin! Kendilerine emir verin! Namaz vakti gelince içi-nizdutn birinim

ramı gecelerini ihya ederse; halble-rin öldüğü gün, onun kalbi ölmez. (Hadîs i şerif-Kitâh ü metc ür râbih)

Kim Ramazân-ı şerifin başından sonuna kadar cemaatle namaz kılarsa. Kadir gecesinden nasibini almış olur. (Hadîs i şerîf-Miftâh ul-Cenne)

Ramazân çok hayırlı ve mübârek bir aydır. Gündüz tutulan oruca, gece kılınan namaza bu ayda verilen sadakaya Allahü teâlâ kat kat sevâb verir. (Hazret-i Ömer) Ramazân-ı şerifte, yapılan nâfile namaz, zikir, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevâb, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda, bir oruçluya iftâr verenin günâhları affolur. Cehennem’den âzâd olur. O oruçlunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevâb verilir. Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere bütün sene bu işleri yapmak nasib olur. Bu aya saygısızlık edenin bütün senesi, günâh işlemekle geçer. Bu ayı fırsat bilmelidir. Elden geldiği kadar ibâdet etmelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır. (îmâm-ı Rabbânî)

RÂSİH ÂLİM

Kitâb ve sünnetden muhkemâta (mânâsı açık ve meydanda olanlara) yapışıp, müte-şâbihâtı (mânâsı açık olmayanları), muhkemâta havâle eden, onlara kendi akıllarına göre mânâ vermeyen, Kur’ân-ı kerîmin tef-sîrl (açıklaması) husûsunda Selef-i sâlihîne (Sahâbe-i kirâm ve Tâbiîn’e) tâbi olan (yâni uyan) ve ilimlerine tereddüd ve şüphe karışmayan derin Ehl-I sünnet âlimi.

Râsih âlimlerin dört hasleti vardır: 1- Allahü teâlâdan korkmak, 2- İnsanlara karşı müte-vâzî (alçak gönüllü) olmak, 3- Dünyâya düşkün olmamak. 4- Nefsi ile mücâdele etmek, (tmâm ı Mâlik)

Râsih âlimler, peygamberlerin vârisleri oldukları müjdelenmiş olan, Resûlullah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) tam uyan, kendilerine nice gizli ve ince bilgiler ihsân olunan ve gizli ve açık ilimlere kavuşan âlimlerdir. Sûre-i İsrâ, seksen beşinci âyetinin meâl-i âlisi; **Sizlere, ilimden pek az

Ol ırorlo KilHirilûn ilm ilû
rini bildirir** buyruldu. (Hâd

Kullarına karşı merhâmeti çok ı tıkları iyilikleri zâyî etmeyen m lahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsif isimlerinden).

Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîm buyurdu ki:

Muhacirlerden (Mekke’den g Ensârdan (Medîneli müslö sonra, kıyâmete kadar ^ minler; **Yâ Rabbî! Bizi a/ den önce gelen din kare affet. Kalblerimizde, imâl karşı hiç bir kin bırakma! Şüphesiz ki sen Raûf sun, JR derler. (Haşr sûresi: 10)

2- Ümmetine karşı çok merhânr yan mânâsına Resûlullah salle ve sellemin İsimlerinden. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîm buyurdu ki:

Size kendinizden öyle birp gelmiştir ki, sizin sıkıntıy mz, 0*na çok ağır ve güç | (îmânınıza ve hâlinizin salâhır sına) çok düşkündür. M karşı raûf ve rahimdir. (7 128)

RAVDA-I MUKADDESE

Mukaddes bahçe. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem Med' veredeki mescidinin içinde ka mescidin o zamanki minberir kalan mübârek mekân, yer (E Mutahhera).

RAVDA-I MUTAHHERA

Temiz bahçe. Medîne-i mü Peygamber efendimizin (sallfi ve sellem) mescidinin içinde Peygamber efendimizin kabı mescidin o zamanki minberi ar 26 m. uzunluğundaki mübârek mukaddese, Ravda-i mübârek

Bu fakire göre yeryüzünün en I KâhA-i mıiA77»ma vp huni ir


indili olarak kutlamaktadır. Her yerde evlid kasideleri okunarak Resûlullah îtırlanmaktadır. Peygamberimiz, nübüv-)tten sonra, her yıl, bu geceye ehemmiyet îrirdi. Her peygamberin ümmeti, kendi sygamberinin doğum gününü bayram îpmıştı. Bugün de, müslümanlarm hayrandır. Neş’e ve sevinç günüdür. (Imâm-ı astalânî)

IECA

imid etmek, Allahü teâlânın rahmetini mmak (Bkz. Haof ve Recd).

Bygamber efendimiz, ölüm döşeğinde itan bir hastanın ziyâretine giderek, ona, indisini nasıl hissettiğini sorar. Adam; Günâhımdan korkuyor, fakat Allahü teâlâ-ın rahmetinden de ümidimi kesmiyorum" eyince; Resûlullah efendimiz; Mü*minin kalbinde havf (korku) ile ecâ toplandığı müddetçe, Allahü Bâlâ o kuluna ümit verir ve onu orktuğundan emin kılcu'** buyurmuş-jr. (Hadis-i şerîf-İhyâ-u ulûmiddîn-'enbihül-Gâ filîn)

lECEB

luazzam, muhterem, kıymetli, hürmete lyık mânâsında, hicri ayların yedincisi ve lübârek üç ayların birincisi.

leceb, Allahü teâlânın ayıdır, Receb yına ikrâm edene, saygı gösterene, Ülahü teâlâ dünyâda ve âhirette krâm eder. (Hadîsi şerîf-Gunyet-üf-îlibîn)

leceb*in ilk Cumâ gecesini ihyâ dene (saygı gösterene), Allahü teâlâ \abir azâbı yapmaz. Duâlarıru kabul der. Yalnız, yedi kimseyi affetmez >e duâlanm kabul etmez. Fâiz alan 'eya veren, müslümanları aşağı 'ören, anasına-babasına eziyet den, karşı gelen çocuk; müslüman dan ve şerîate dîne uyan kocasını imlemeyen kadın, şarkı ve çalgıcı-iği san'at edinenler, livâta ve zinâ 'denler, beş vakit namazı kılmayan-ar. (Hadîs i şrrîf-GımycI-uf iâlibîn) ieceb-i şerifin bir gün evvelinden.
ayı Âdem aleyhisselâmdan beri kıymetli idi. Her ümmet, bu aya saygı gösterirdi. (Kut-büddîn Iznikî)

RECM

Taşlama, taş atarak öldürme, kovma, lânet-leme; muhsan (evli) olup, zinâ eden kadın ve erkeği taşlayarak öldürme.

OsmanlIlarda, altı yüz sene içinde, bir kerre zinâ şâhidliği yapılmamış, bu sebeb ile hiç kimse, recm edilerek öldürülmemiştir. (S. Abdülhakîm Arvâsî)

Recm olunacak müslüman erkek ve kadının, zinâ suçunun, dört şâhid ile isbât edilmiş olması veya kendileri tarafından dört kerre îtirâf (kabûl) edilmesi lâzımdır, (tbn-i Âbidîn)

REDDİYE

Ferâiz yâni İslâm mîrâs hukukunda Eshâb-ı ferâiz adı verilen Kur’ân-ı kerîmde hisseleri bildirilen mîrâscılar hisselerini aldıktan sonra terike (ölenin bıraktığı mal) artmış ise ve kalanı alacak kimse yoksa, artan teri-kenin yine aynı mirasçılar arasında payları oranında taksim edilmesi. Bu sûretle hisse alanlara Eshâb-ı red denilmiştir.

Zevç (koca) ve zevce (hanım) dışındaki Eshâb-ı ferâiz (belirli pay sâhipleri) reddiye yoluyla mîrâsçı olur. Zevç ve zevceye red olunmayanlar denir. (M. Mcvkûfâtî)

REF

Kaldırma, yüceltme, yukarı kaldırma, yükseltme.

Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:

Kitabda îdris*i de (aleyhisselâm) an. Çünkü o, çok sâdık bir peygamberdi. Biz onu yüksek bir mekâna (göklere veya Cennet’e) ref*ettik. (Mcr\cnı sûresi: 56, 57)

Doğrusu Allah onu (îsâ aleyhisselâmı) rer edip himayesine almıştır. Allcdı Aziz*dir. Hükmünde hikmet sâhibi-dir. (Nisa sûresi: 158)

Biz, dilediğimizi derecelerle ref ederiz ve her ilim sâhibinin üstünde bir


Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

Sonra (Nûh ve ibrâhim aleyhimesselâmın) arkalarından peygamberlerimizi ar darda gönderdik. Arkalarından da Meryem oğlu îsâ\yı (aleyhisselâm) gönderdik ve ona İnciri verdik. Kendisine tâbi olanların (bağlı kalanların)

I kalblerine de re*fet ihsan ettik.

, (Hadîd sûresi: 27)

i Acımak ve şefkat duygusunu kalbine yer-I leştirmiş olan re’fet sâhibleri himmetlerini bir zayıf ve âciz hayvana varıncaya kadar uzatırlar. Re’fet sâhibi olmak, Allahü teâlâ-nın lütuf ve merhâmetinin eseridir. (Ahtned Rıfat Efendi)

REFÎK

1- Dost ve arkadaş.

Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Kim Allahü teâlâya ve ResûVe itaat ederse, işte orilar Allah'ın kendilerine lütuflarda, ihsanlarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehıdler ve sâlih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel refîkdirler. (Nisa sûresi: 69)

Her peygamberin bir refiki vardır. Benim Cennet'teki refikim Osman' dır. (Hadîsi şerîfSavâik-uI-muhrika)

Yâ Rab! Kabrimi (Ravda-i Cennet) et.

Yalnız bırakma, refikim rahmet et.

Önce reftk sonra yol. (Şak-ı Nakşihend)

2- Yumuşak huylu olan, rıfk sâhibi (Bkz Rıfk).

Allahü teâlâ refikdir, yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri ve başka hiç bir şeye vermediğini, yumuşak davranana ihsan eder. (Hadîs i şcrîf-Müslim)

REFÎK-İ A’LÂ

Peygamberlerin, evliyânın ve sâlih mü’min-lerin rûhunun bulunduğu yer. Mele-i a’lâ, A’lây-ı İlliyyîn.

Peygamber efendimiz vefât ederken, son sözü; **Yâ Rabbî! Beni affet! Bana
bulunca. Azrâil aleyhisselâı kabûl edip, hicrî bin otuz dört ayının yirmi dokuzuncu Salı a’lâ’ya kavuşdu. Sihrind kabr edildi. (Bcdreddîn Scriwndi) Allah’dan korkan takvâ sâhip kalarının ortak olmıyacağı üst vardır. Onlar, Refîk-i a’lâda Çünkü onlar âlimlerdir. Alim gamberlerin vârisleri olmaları peygamberlerle berâberdir. f arkadaşlık; peygamberler ve o lara mahsûsdur. Bunun için < ğında Resûl-i ekrem, dünyâı âhirete kavuşmak husûsları bırakıldığı vakit; **Allah'ıı Refik-i a'lâyı isterim" k (Sahîh-i Buhârî-Sakîh-i Mı ulûmiddîn)

Rûhun, bedendeki halinden I vardır. Mü’min öldükten sonra, a’lâda bulunur. Bedene ilgisi ı kimse, mezârdaki bedene selâ fîk-i a’lâda bulunan rûhu bu kiı verir. (Dâvûd bin Süleyrnân i

REFREF

İnce yumuşak kumaş, bir çeşil gamber efendimizin mîrâc (bilinmeyen yerlere götürüldü ve Cehennem’i gördüğü gec' Cennet yaygısı, döşek.

Resûlullah efendimiz, mîrâc Cebrâil aleyhisselâm ile Bur beyaz hayvana bindi. Altır Sidret-ül-müntehâ ağacının y ler. Cebrâil aleyhisselâm Sidrc *Kıl kadar ilerlersem, 3 olurum" dedi. Resûlullah Cennet’i, Cehennem’i ve sa' gördü. Sonra Refref üzerine anda çok yükseklere çıkdı. Hi yetmiş bin perdeden geçti. Heı çok uzak idi. Her perdede vazî' vardı. Refref, Peygamber efen birer o perdelerden geçirdi, (h

Söyleşirken Cebrâil ile kelâm Geldi Refref önüne verdi selâm.


zîfesini yerine getirdikten sonra Medine’ gelirler. Mescide girmeden önce gusl desti alınır, Kabr-i nebiyi ziyârete niyet ilir. Salevât-ı şerife ve duâ okuyarak iscid-i nebiye gelinir ve minber yanın-ki Ravda-i mutahherada iki rek’at liyyet-et-ül-mescid namazı, iki rek’at da kür namazı kılınır. Duâdan sonra Kabr-i rif ziyâret edilir. (Abdullah Mûsulî)
IVDA-İ MÜBÂREKE

jbârek bereketli bahçe. Medine-i münev-rede, Peygamber efendimizin sallallahü îyhi ve sellem kabr-i şerifi ile mescidin o manki minberi arasında kalan mübârek îkan, yer (Bkz. Ravda-i Mutahhera).

M
vâyet eden, nakleden; duyduğu veya gör-ığü bir sözü, bir işi, bir olayı başkasına ber veren; Resûlullah efendimizin hadis-i riflerini, metin ve senedi (rivâyet zinciri, kledenleri) ile birlikde nakleden hadis mi.
lyük âlimlerden Süfyân-ı Sevrİ, Şu’be, ilik ve Süfyân bin Uyeyne halka, mevsûk nayan (güvenilmeyen) râvilerin karakte-i herkese ilân etmeyi ta’lim etmişlerdi, retmişlerdi. (tmâm-ı Müslim)

ıdis râvilerinden Ebû Hüreyre radıyallahü hm bildirdiği bir hadİs-i şerifde şöyle yruldu; **Kadın dört şey için nihâh ilir: Malı, soyu, güzelliği ve dini. *n, dindar kadım seç; mes*ûd ursun.** Bir başka hadİs-i şerifde; \bdestli olan vücûd âza sına Cehen-•m ateşi dokunmaz** buyruldu, vilerin önde gelenlerinden hazret-i Aişe idemize, Resûlullah efendimiz şöyle yurdu: **Ey Âişe, yumuşak ol! Zîrâ lahü teâlâ, bir ev halkına iyilik trâd ederse, onlara rıfk (yumuşak-I kapışım gösterir.**

iksirûn denilen binden fazla hadis nak-miş olan râvilerden Enes bin Mâlik, şu dis-i şerifi bildiriyor- ^'Kendisinde şu sıfat bulunan, îmânın tadını yar: Allahü teâlâ ve Resulünü baş-ianndan daha cok sevmek. Sevdi-
RÂYE

Bayrak (Bkz. Livaim.se, kıznuusOj Allahü teâlâ let günü onu herkesin arasın-çağırır. CenneVte istediğin \in yanına git der. ı Kan: Sekiz yaşını bitirip, dokuz bastıktan bir kaç gün veya ay, yâhud r sonra, sıhhatli bir kızın veya âdet I son dakikasından îtibâren tam k (on beş gün) geçmiş olan kadının en çıkan ve Hanefî mezhebine göre, jç gün (yetmiş iki saat) devâm eden lyız ve aybaşı hâli (Bkz. Hayz}. sahîh kan vesahîh temizlik gördük-ınra istimrar ederse (kan devâm ), bu kız âdeti belli olan kadın olur.

1 beş gün kan görürse, sonra kırk gün ılsa, istimrâr başından beş gün hayz, tırk gün temiz kabul edilir. Kan kesi-I kadar böyle devâm eder. (îhn-i A bi-

Kavi: Fıkıh âlimlerinin bir iş hak-nüctehid âlimlere âit kavillerden (re’y lâdlardan) hakkında doğrudur veya )lan budur dedikleri kavi, hüküm, söz.

:tehidin veya iki ayrı müctehidin bir unda iki ayrı kavli bulunsa, birine diğerine esahh kavil dense, esahh I fetvâ verilir (Bkz. Esahh). (Ihn-i

)

Temizlik: Ergenlik çağına erişmiş la veya kadında, âdet zamânından >aşlayan ve içinde hiç kan görülme-cesi ve sonrası hayız günleri olan on fa daha fazla sayıdaki temiz gün, eş gün olan bir kadın, sahîh temizlik-ıra altı gün kan görürse, bu altı gün lyız olur ve yeni âdeti olur. (îbn-i )

lAYN

I kerîmden sonra, doğru oldukları, slâm âlimleri tarafından tasdîk edil-1 altı hadîs kitâbından Sahîh-i Buhâ-hîh-i Müslim’in ikisine birden verilen

m’daki hadîs-i şerîfde şöyle buyrul-

ır;
sevindirirse, kıyamet gününün en sıkıntılı zamanlarında, Allahü teâlâ onu sıkıntıdan kurtarır. Bir kimse bir müslümanın ayıbını örterse, Allahü teâlâ kıyâmet günü onun ayıblarını, kabahatlerini örter.

SÂHİR

Büyü ve sihir yapan (Bkz. Büyü).

Sihir yapmak büyük günâhlardandır. Sâhir tövbe etmezse muhakkak Cehennem’ dedir. (Muhammed Rehhâmî)

Sâhir, sihir ile istediğini elbette yapar, sihir muhakkak te'sir eder diyen ve inanan îmân-sız olur. Sihir, Allahü teâlâ takdir etmiş ise, te’sir edebilir, demelidir. (İmâm-ı Rabânî)

Bir sâhir, ben çalınanları, gayb olanları bilirim dese, böyle söyleyen ve buna inanan îmânsız olur. Bana cin haber verir. Bunun için bilirim dese yine îmânsız olur. Zîrâ, cin de gaybı bilmez. Gaybı yalnız Allahü teâlâ bilir. Ondan başka kimse bilmez (Allahü teâlânın vahy ve ilhâm ettikleri bilir). (İmânı-ı Birgivî)

SAHÛR

Güneşin batmasından imsak vaktine kadar olan zamânın son altıda biri (seher vakti); oruç tutmak için yemeğe kalkılan vakit.

Sahur yemeğini yeyiniz. Çünkü onda bereket vardır. (Hadîs-i şerîf-Müslim)

Bir yudum su ile de olsun sahur yapınız. (Hadîs i şerîf-tbn-i Hibbân)

Scdıur yemeğinden gündüzün orucu, kaylûleden de gecenin namazı için istifâde edin. (Hadîs i şcrîf-îbn-i Mâce)

Üç şey vardır ki, bunlar üzerine kul hesâba çekilmez: Sahur yemeği, iftâr yemeği ve din kardeşleriyle birlikte yenilen yemek. (Hadîs-i şerîf-Müslim şerhi)

Ramazân-ı şerîfde, iftarı erken yapmak, sahuru geciktirmek sünnettir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, bu iki sünneti yapmağa çok önem verirdi. Iftârda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeğe ve dolayısıyla her şeye muhtâc olduğunu göstermektedir. İbâdet



üşrunu vermeyenin, tarlasında, kazancında bereket kalmaz. Sadaka vermeyenin, vücûdunda sıhhat kalmaz. Duâ etmeyen, arzusuna kavuşamaz. Salât vakti gelince, kılmak istemeyen, son nefesde Kelime-i şehâdet getiremez. (Gazneuî)

3- Peygamber efendimizin ism-i şerifleri anıldığında, işitildiğinde veya yazıldığında söylenen ve yazılan "sallallahü aleyhi ve sellem" sözü ve benzerleri. Çoğulu salevât-tır.

Cuma günleri bana çok salât okuyunuz! Bunlar bana bildirilir. (Hadîs-i şerîf-Ebû Dâvûd)

Allahü teâlâdan bir şey istiyen, kimse, önce Allahü teâlâya hamd ve senâ ettikden sonra, Resûlullah efendimize salât okumalıdır. Böyle bir duâ, kabûle lâyıktır. (Duânın başında ve sonunda olmak üzere) iki salât ile yapılan duâ geri çevrilmez." (Peygamber Efendimizin Hayâtı)

Resûlullah’a salevât getirmekden murâd, Allahü teâlânın emr-i şerifine uyarak, Allahü teâlânın rızâsını istemek ve Resûlullah’ın üstümüzde olan hakkını ödemektir. (Hâdimî)

Resûlullah’a salevât getirmemiz, hâşâ ki. O’ nun için Hak teâlâ katında şefâat değildir. Zîrâ bizim gibiler nerede, o azîz Habîbullah nerede. Lâkin Allahü teâlâ bize ihsân, iyilik edene mükâfâtta bulunmayı ve mükâfâ-tında âciz olduğumuza ise iyi duâ etmemizi emretmiştir. Q hâlde, üzerimizde hadsiz, hesabsız hakkı olan Resûl ve Habîbine, başka bir şeyle mükâfattan aczimizi bildiğinden, salâtla karşılık vermeyi bildirip emr etti. (îbn-i Abdüsselâm)

Bâzı âlimler diyor ki: Salâtla emr olunmanın bir faydası da, salevâtın fazîleti hakkındaki hadîs-i şerifler içinde bildirilen dünyâ ve âhiret iyiliklerinin salât okuyanda da hâsıl olmasıdır. (Nişancızâde)

Salât u Selâm: Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem ism-i şerifleri anılınca. işitilince veya yazılınca söylenen veya yazılan hayır duâlardan ibâret olan sözler vâni sallallahü alevhi ve sellem. Alla-
mu ^ »».M.

salât ve selâm edin. (Ahzâb sû Kim bir kitabda bana salât ı getirirse (yazarsa) benim is kitabda bulunduğu müddetçe, ler, onun için istiğfâr ederler teâlâya onun günâhını bağışlaması varırlar). (Hadîs-i şerîf-Mirât-ı Kt Cimrilik sâdece malı tutmak, onu h lere sarfetmemek değildir. İbâdetle mayan kimse, nefsine cimrilik et Resûlullah sallallahü aleyhi ve seli» dimizin ism-i şeriflerini duyduğ salât u selâm okumayan, müslüma şine rastlayıp selâm vermeyen k cimrilik etmiş olur. (Yûsuf Sinâni Imâm-ı Nevevî, Resûlullah’a selâms salât okumak mekrûhdur diyor. Ş Hacer, mekruh olan yalnız salât v selâm vermemektir. Bâzan salâ selâm verse, âyet-i kerîmede ol; itâat etmiş olur dedi. Fakat ihtiyâ bir için) ikisini birden söylemek d ir. (Nişancuâde)

SALÎB

Hıristiyanlık dîninin sembolü kab birbirini dik kesen iki doğrunun r getirdiği şekil, haç, istavroz. (Bkz,

Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde buyurdu ki: replika telefon sizler icin sundu yarın aksam kaldıgımız yerden devam edecegiz.





replika telefon, replika telefonlar,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder