replika telefonlar ile mahser bilgileri56 sizlere en güzel yaızları yazan replika telefonlar çok çalıstı ve bu yazıları hazırladı ve replika telefonlar diyorki omzu üzenndeıı geriye bakmasına sebep oldu. Nevv llamp-doğru bomboş uzanan 9. Karayolundan başka lıiylm .şey yoklu.Kuru mısır gevreği ve Rilz krakerler üzerine sıkılmış krem peynir-jjjoluşan kahvaltısını ettiği büyük beyaz evden ayrıldığından beri takip ^İldiği hissi kuvvetli bir şekilde kendini göstermişti. Hir şeyler tlıiyuyor, ıjliagözünün ucuyla görür gibi oluyordu. Mu luhal ılurunula lam anlamıy-,,)ıavaladönmeye çalışan gözlem gücü en ulak sinyalde bile lelikleniyor. ıQifuçları en minik uyarılarla bile ayağa kalkıyor ve hepsinin toplamı bi-I'işleniyormuş olmaya dair sadece belli belirsiz bir önsezi haline geliyor-ji),Buhis onu diğerleri kadar ürkütmüyordu. I lalüsinasyon veya sayıklama soz konusu değildi. Mirileri onu izliyor ve ortaya çıkmıyorsa mııhteme-tnondan korktukları içindi. Ve bir motosikletle saatle kırk kilometre lıızla ilerlemeye bile ce.saret edemeyen sıska L.arry Undervvood’dan bile iorkuyorlarsa muhtemelen kendileri de zararsızdı.
Büyük beyaz evin yedi kilometre doğusundtıki bir spor mağazasın-Jaııaldığı bisiklet bacaklarının arasında olduğu halde ayakla duran Larry, dendi. “Orada biri mi var? Neden dışarı çıkmıyorsunuz? Size zarar ve-iKek değilim.”
Cevap yoktu. Sınırı belirten tabelanın yanında durmuş izliyor, bekli-,ordu. Birkuş öttü ve göğe yük.seldi. Başka bir hareket olmadı. Bir süre .«pedal çevirmeye devam etli.
Akşam .saat altı civarında, 9 ve 4. karayollarının kesiştiği bölgeye kurulmuş Kuzey Bervvick adındaki küçük kasabaya vardı. Gece orada kamp tspıp sabah sahile doğru yola devam etmeye karar verdi.
kiiydı. Kucii hirpııkd llumplv PuıııplN lıı/lıı Mrkeli patates cipsi vcitejı^ Dinly Moorc hiHck aklı, ^ alıııı. MJıklanm vantasına koyup dışarı çıj^iı*^***
Yolun kalkmışımla hır ıvsloıaıı \ardi. Hiı an için gerisinde kayboluvj ren iki u/,ıın gölge göriiı gihi oldu, (’m/leri ona oyun oynuyor olabilirjjj ama hiç .sanmıyordu. Yolun karşısına koşup onları şaşırtarak ortaya çı|( malarım sağlamayı dilşilndıı: .Sobe' Oyun hiKi çocuklar. Ama yapmamaya karar verdi. Korkunun ne okluğunu iyi biliyordu.
Onun yerine çanlasını gidonuna aslığı bisikletini otoyol üzerinde bir süre itti. Arkasında ağaçlar olan, tuğlayla inşa edilmiş bir okul binası gör-dü. Ağaçlık alandan bir kamp ateşine yetecek kadar kuru dal topladı ve okulun asfalt kaplı oyun bahçesinde kamp kurdu. Yakınlarda, tekstil fabrikasının yanından, otoyolun ise altından geçen bir dere vardı. Birasını derede soğuttu ve konserve yahnilerden birini ateşle ısıttı. Yemeğini salıncaklardan birine oturarak seferiasmdan yedi. Gölgesi, ba.sketbol sahasının solmuş çizgileri üzerinde bir ileri bir geri yavaşça hareket ediyordu.
Peşindeki insanlardan neden korkmadığını merak ediyordu... anık onu en azından iki kişinin takip ettiğinden emindi. Bunun doğal bir sonucu olarak o uzun süren uykudan kalktığından beri neden kendini bu kadar iyi hissettiğini merak etli. Sanki uykusunda damarlarından kara bir zehir akıtılmıştı. Tek sebebi dinlenmeye ihtiy.ıç duyması mıydı? Başka bir etken yok muydu? Bu fazla basil görünüyonlu.
Peşindekiler kötü niyetli olsaydılar şimdiy e kadar çoklan ona zarar vermeye çalışırlardı, mantığı bu sonuca ulaşıyordu. Gizlendikleri yerden ona ateş edebilirler ya da en a/mdan silahlarıyla yaklaşıp onu teslim olmaya zorlayabilirlerdi. İslediklerini alınış olurlardı... ama mantıklı düşününce (mantıklı düşünebilmesi güzeldi, zira son günlerde içindeki panik ve dehşet düşünebilme yeteneğini neredeyse yok etmiş gibiydi) başkalarının isteyebileceği neye sahipti ki? Dünyesi varlıklar söz konusuysa, herkese yetecek kadar vardı, ne de olsa geride pek fazla insan kalmamıştı. Tuvalette, kucağında bir Sears kataloguy la otururken sahip olmayı hayal ettiği ve vitrinlerin gerisinde gördüğü her şey arlık elinin altındayken insanın çalma, öldürme ve hayatım kaybetme riskini göze alması son derece mantıksızdı. Camı kır, içeri gir ve istediğini al. Her şey bu kadar basilli.
^^larının yoldaşlığına sahip olmak için aynı şey söz konusu de-, Larry’nin de bildiği gibi büyük bir lükstü. Ve korkmayışının asıl insanların onu istediğini düşünmesiydi. İstekleri er geç korku-baslıracaktı. O zamana dek bekleyecekti. Onları bir bıldırcın sürüsü
^korkulup ortaya çıkartmayacaktı; bu, durumu daha da kötüleştirirdi. ' jjjjjöocc bir başkasını görse muhtemelen kendisi de sinip saklanırdı.
' ^türlü davranamayacak kadar dehşet içindeydi. Bu yüzden bekleye
'^Aına bir yandan da başkalarım görebilmek için yanıp tutuşuyordu.
Dereye geri dönüp, sefertasını duruladı. Altılı bira paketini sudan laJıncağa geri döndü. Kutulardan birini açtı ve gölgeleri gördüğü res-doğru kaldırdı.
“Sağlığınıza,” dedi Larry ve tek yudumda kutunun yarısını içti. Nasıl ^3«lca iniyordu midesine!
Ahi kutuyu da bitirdiğinde saat yediyi geçmişti ve güneş yavaş yavaş jjıjfli kayboluyordu. Kamp ateşinin kalan son korlarını tekmeleyerek c<(bkıan sonra eşyalarını toparladı. Yarı sarhoş ve kendinden hoşnut bi .jiide 9. Karayolu üzerinde beş yüz metre kadar ilerledikten sonra ve kapalı bir ev buldu. Bisikletini bahçeye bıraktı, uyku tulumun j,;,ve verandanın kapısını bir tornavida yardımıyla açtı.
Onu veya onları görme ümidiyle bir kez daha etrafına bakındı -hâ jiipie olduklarını hissediyordu- ama yol sessiz ve bomboştu. Omuz s ^dı içeri girdi.
Vakil hâlâ erkendi, bu yüzden bir süre yattığı yerde debeleneceğ adt, ama görünüşe bakılırsa uykusunu tam anlamıyla almamıştı. On! iükâsonra tüfeği hemen sağ elinin dibinde durur halde derin bir uyk
ve soluklan ağırlaştı.
.Vadine yorgundu. Bu, hayatının en uzun günü olmuş gibiydi. İk sulındıklannı .sanmıştı. İlki, Strafford yakınlarında, İkincisiyse -^.lüipshire-Maine sınırında, omzu üzerinden geri bakıp seslendiğine [‘«kâJsa görülüp görülmemek umurunda değildi. Bu adam, on gü beyaz evin önünden geçen adam gibi deli değildi. O adam !dey|ahlar, el bombalan ve cephane taşıyan bir askerdi. Kahkaf
Nadine uykuya dalmak ii/ereydi, Ikıtlaniycyi açıp ayana kaiKh Vj, eudunun en a/.mdaiı yü/ ıioklasında yü/ünü buruşturmasına yol açan jğ rılar hi.sselli. Ibsiklel ü/,erinde bu kadar u/un /aman neçırmcveh nelcadjj olmuşlu? Herhalde hiç bu kadar u/un süre pedal çevırrn.rmMi, Bırdc ifu venli mesafeyi koruma endişesi vardı, l a/.la yakkeprlarsa gorulcbılırla hu, Joe’yıı ü/.erdi. Rı/.la geriye düşerlerse adam ‘I K ıraşolu'ndan asniıp h,. başka yola sapabilir ve onu kaybedebilirlerdi. Bu da .\adinei u/«r Larry’nin bir daire çi/erek arkalarından dolaşaeağı hiç aklına ecimerri,.-Neyse ki (en a/ından Joe için bir şanslı) bu 1 ırrs 'nm de akima gelırıerr.i^t Kendi kendine joe'nun adama ive s.uleı e ona da değili ıhiı\ş .a"' lan gerçeğini kabulleneceğini sıişleyıp duruyordu Tek başlarına kaianu/. lardı. Yalın/ kalırlarsa yalın/ öleceklerdi. Jıv hu lıkre ahşaca: ı dRnie.rt de olsa o da Nadine gibi bülün hayalını K>yTe lecrıl edilmiş ha'de '.a-cuTa. nnşlı. Başka insanlarla bir arada bulunma ılır acı eo/, -' edı!cme/Jı "Joe." diye seslendi yumuşak bir sesle
Çalılar arasında ilerleyen VielkongTu bir eerıll.ı kadar sc'si/ eb'^ lirdi, ama Nadine'in kulakları son üç balla ıçc. isinde onun harekeilcnm lakip edebilecek kadar keskinleşınısii ve bu gece ik anuye olarak .n ı>b; da vardı. Çakılların hafif lıkırlısınt duydu \e Joc'mm neıe\e eıimekic olduğunu anladı. Ağrılarına aldırmayarak ıvşmdcn gıiu S.i.ıi ı'iııı çeyrek geçiyordu.
Bisiklelleriih resioranm gerisindeki kulülvye boakar.ık marketin karşısındaki Kıı/ey Bervvick 1/gara'ınn arkasına kamp kurmuşlardı (çimlerin ü/erine iki ballaniye sermeye kamp km ma denirse tabii). Takıp ettikleri adanı yolun karşısındaki okulun oyun bahçesinde yemek yemiş ("Bahse giıerim yanına gidersek bı/e yemek verir, .loe." demişti onu ikna etmeye çalışarak, "Ne gü/el kokuyor, değil mı? Salamdan
ia kalktı. V(i-yol açan ağ-yeli ne kadar ti. Bir de gü-ü lebi lirler ve an ayrılıp bir line’i üzerdi, ı gelmemişti, ı gelmemişti, iyaç duyduk-na kalamaz-tı elbette, ne ;lde yaşama-lemezdi.
;essiz olabi-areketierini rak ay ışığı itmekte olan u çeyrek
markeliıı ardı (çim-Takip et-lek yemiş i onu ikna iyi olduğu
Joe'nun gözleri irileşerek akları belirginleşmiş, ardından başını
l^ı^jnca iki yana .sallamıştı) ve ardından yolun biraz ilerisinde bir eve gir ıjjijli. Bisikletini .sürüşünü izleyen Nadine, adamın biraz sarhoş olabileee-.jnidüşünmüştü. Şimdi .seçtiği evin verandasında uyuyordu.
Topuklarına çakıllar ballıkça yüzünü buruşturarak adımlarım hız-Ijıııdırdı. Sol laraf'laki evlerin, yabani otlarla kaplanmaya başlayan bahçelerinden geçli. Çiylcrle kaplı, lallı kokulu ollar bileklerine kadar yükseliyordu. Aklına, bu gecenin aksine dolunay olan ayın altında bir delikanlıy-İ3çimler üzerinde koştuğu gece geldi. Karnının alt kısmı heyecandan ge-nlmişti ve diri göğüslerinin verdiği cinsellik hissini yoğun bir şekilde hissediyordu. Ay ve bacaklarını gecenin nemiyle ıslatan çimler, kendin sarhoş gibi hissetmesine neden olmuştu. Delikanlı yakalayacak olursa be iârelini ona vereceğini biliyordu. Mısırlar arasında bir Kızılderili git koşmuştu. Delikanlı onu yakalayabilmiş miydi? Fark eder miydi peki?
Karanlıkla buz gibi parlayan beton giriş yolundan geçerek daha hız koştu.
İşte Joe oradaydı, adamın uyuduğu etrafı kapatılmış verandanın ş nındaduruyordu. Beyaz şortu, karanlıktaki en parlak şeydi; çocuğun h okadarkoyuydu ki ilk bakışla şort, hasada asılı duruyormuş veya H. Wells’in görünmez adamı taral ından giyilmiş gibi görünüyordu.
Joe, Epsom kasabasındandı, bunu biliyordu, çünkü onu orada 1 muştu. Nadine, Epsom’un yirmi beş kilonıcıre kuzeydoğusunda bulu Güney Barnstead’dendi. Nadine, kendi k.isabasindan ve evinden a madan civarda ya.şayan başka insanlar olup olnvadığmı araşurmışlı. Ç tek büyüyen daireler çiziyordu. Joe’yıı bulduğu sırada çocuk, ısınğıı yuluna bakılırsa bir sıçan veya sincap tarafından ısırılnıiş, ateşler i sayıklıyordu. Hpsom'da bir evin bahçesinde, üzerinde sadece kült oluruyor, replika telefonlar kasap bıçağını elimle laş rlevıinden bir vahşi veya ölmekl ama hâlâ tehlikeli hiı tuceyıniş gibi uıuıyovdu. Nadine’in eııfeksi tonu.sunda deneyimi vardı, Çocuğu eve laşınuşiı. Onun evi miydi? ıfıtimalle öyle oldı/.ğumı düşiımlıi. ama Joe onaylamadan hiçbir emin olamayacak II. H\'de çok sayıda cosei vardı; anne, baba, en bm beşya.pnda olan üç de çocuk. Bir muayenehane bulmuş, dezeniek tibiyoiik ve bandaj almışiı. Hangi aniibiyoliğin iyi geleceğinden eı
onu bıçağıyla öldürmeyi dü,yünüyordu. .Şimdi de bu adamı oldurır,-düşünüyordu. Bıçağı ondan almaya çekiniyordu, çünkü bıçak İik'i-t. muskasıydı. Almaya çalışmak. çcKuğu bir anda karşısına almak anbfr. p^ gelebilirdi. Joe bıçağı elinde sıkıca kavrayarak uyuyordu. N;uJır>e bir o uyurken sırf mümkün olup olmadığını goroKk için biyağı a!rr:u,. çalışmış, Joe anında uyanıvermişii, Bir an ık-Tin bir uykudaydı. Bı: vr-ki an ise o huzursuz edici, mavi yeşil, çekik gözlerinde v.ıhy hır üj:;. ,-ona bakıyordu. Bıçağı sessiz bir liomuriııyia gen ^,ekmı^:i K rh^şmar;.; Şimdiyse bıçağı kaldırıyor, indiriyor, tekrar kaldırıyordu. O tH'rruriL. j. kararak bıçağı saplar gibi yapıyordu. Belki de kapıdan içen daln-.ik kendini hazırlıyordu.
Nadine sessiz olmak için lıeı hangi bir çakı gosierıneksu m eıu laştı, ama Joe, onu duymadı, kendi dünyasında kaybsümuşiıı N.rdıry.' hr anda, ne yapacağını bilemeden uzanıp çıvuğuıı bileğim K.ı\r.ıdı ve mji yönünün aksine serıçe çevirdi.
Joe tıslar gibi bir ses çıkanlı ve l.aı ı y l ndcı\uxHİ uy kuMind.ı hafılçc kıpırdadı, yan döndü ve yine lıamketsiz kaldı. Bıçak tam aralarında vere, çimlerin üslüne döıulü. Ayın gümüş rengi ışığı, iıriıkb kenarından yansıyordu. Işıldayan kar ianeleri gibi göıünüyoılırdı.
Joe. ona öfke, kırgınlık ve güvensiz gözlerle baktı. N.ıdıne hiç laviz. verıiK'den bakışlarım onunkilere dikli. Geldikleri yönü işaret etti. J(X başını vahşiee iki yana .salladı. Verandayı ve uyku tulumunun içindeki koyu kabarıklığı gösterdi. Korkunç bir harckeı yaparak elim âdemelmasının üzerinden yanlamasına geçirdi. Sonra sırım. ÇcKuğun sırıtışını daha önce
replika telefonlar sundu..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder