replika telefon ve modern islam
sizlere en güzel yazıları yazan replika telefon şöyle dedi Bu görüşler, gelenek dairesinde kabul edilebilirse de Afgânî ve Abduh’un akla vurgusu, bu daireyi deizme doğru zorlayacaktı. Bu noktada tabiî din veya paganizm de denen deizmin aslî ve arızî\k\ anlamı ayırt edilebilirdi. Tabiî din, kadim Yunan’ınki gibi peygamber sayesinde bir dinin vahy edilmediği, İslâmî terimle fetret çağlarına özgüydü. Bu yüzden Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam gibi vahy edilmiş dinlerin aydınları tarafından deizmin risaJet çağına uygulanması kolay değildi. Afgânî’den aldığı ilhamla Abduh, iki yoldan, /V5a/e^çağını, fiilen aklın rehberliğinde bir tabiî dine izin veren bir /e^re^çağı olarak kurgulamaya çalıştı. Birincisi, evrimci teizm, İkincisi, aklî marifetullah.Comte, AvrupalI sanayi medeniyetine giden süreci insanlık tarihini üç çağa ayırarak göstermişti. Abduh, muhafazakâr ve modern aydınları ikna etmek için bu pozitivistik tarih felsefesini evrimci teizme uyarladı. Bir Müslüman âlim olarak Abduh da İngiliz arkadaşı Wilfrid S. Blunt’ın irşadıyla, metafiziksel arkaplamyla transandantalizmin hüküm sürdüğü XIX. yüzyıl Amerikan aydınları gibi pozitivizmi Comte’dan çok Herbert Spencer (1820—1903)^°^ vasıtasıyla benimsemişti. Spencer, Darvvin’den daha önce geliştirdiği evrim teorisini bütün evrene teşmil etti. Amerika’daki müridi John Fiske (1842-1901) ise agnostik Spencer’in kozmik evrim görüşünü beşerî saadetin teminine yönelik bir İlahî plan görüşüne uyarladı. Abduh’un Fiske’yi okuyup okumadığı bilinmese de onun evrimci teizm görüşünün Fiske’ninkine çarpıcı benzerlik taşıdığı görülür (Armstrong 1906).
Abduh (1373: 11/296—300), Teîsîru'l-Menâı’da ilgili ayetlerin tefsirinde Afgânî vasıtasıyla öğrendiği Fârâbî’nin nübüvvet görüşüyle Fiske’nin evrimci teizmini birleştirir. Ona göre topluluklar, gelişimlerinde, insamn çocukluk, gençlik ve olgunluk çağlanna benzer üç safhadan geçer; çünkü bireyler hakkında geçerli sünnetullah, topluluklar halckmdaki sünnetullah ile aynıdır (Ivanyi 2007). Topluluklar da insanlar gibi, duygulardan akla, zaaftan kuvvete, kusurdan kemale, tedricî bir gelişim izler. Topluluklara temelde fiziksel ihtiyaçlarını karşılama ve kendini-koruma güdüsünün hükmettiği çocukluk safhasında bilimler ve sanatları geliştirmek gibi yüksek gayeler
Muhammed Abduh, İngiltere’de Brighton’a giderek ölmeden kısa bir süre önce Ağustos 1903’te Herbert Spencer ile görüşmüşti'ı. Yaşlılık ve hastalıktan dolayı inzivaya çekilen Spencer, İngiliz arkadaşı Wilfrid S, Blunt’ın aracılığıyla Abduh (1980: III/492-94)’un görüşme isteğini kabul etmişti (Reşîd Rızâ 1931: 182). Görüşmenin tutanağının bir kısmı toplu eserlerinde verilmiştir.
uğruna çalışmak için vakit pek kalmaz. Çocukluk çağma tekabül eden b,, safhada korku ve hayal gibi ilkel duyguların etkisi altında kalan insanhf doğaüstü-varlıklardan medet umarlar. Bu arada gözlem yoluyla yav^^ yavaş kamusal hayata yön verecek bazı ilkeleri öğrenen insanlar, böylej-ç çocukluktan buluğ çağına geçerek peygamberlerin getireceği ilahı mesaj, alma kapasitesine ulaşırlar. Tıpkı tutkularının yoldan çıkaracağı zaman gençliğe akıl vermesi gibi, nasıl kullanılacağı bilinmediğinden dolay, artan bilginin tehlike kaynağı haline geldiği safhada da Allah, ümmetlere nübüvvet irşadını bahşeder.
Çocukluk çağını büyücülük, gençlik çağını ise peygamberlik safhala-rina mütekabil gören Abduh tarafından kasten adlandırılmasa da üçüncü safhanın adı, bu evrim şemasından çıkarılabilir. Vahiy, Abduh’a göre, peygamberlerin gönderildiği her toplumun entelektüel ve ahlakî kapasi-tesine ayarlanmıştır. Bu, peygamberlerin muhayyilesinin ürünü sembollerin toplumlara göre değişirliğini, felsefenin evrenselliğine karşı nübüvvetin tikelliğini öngören Fârâbî’nin görüşünün ifadesinden başka bir şey değildir. Böylece Abduh'un evrim şemasından insanın olgunluk çağına tekabül eden üçüncü safhanın felsefe safhası olduğu çıkarsanır. Nitekim Raştî ile Comte’dan ilhamla Afgânî de, Hz. Peygamber (S. A. S.)’in getirdiği vahyin işlevini, Arapları, daha yüksek felsefî hakikatin telakkisine hazırlamak olarak görüyordu (Keddie 1972: 163). Üçüncü safha, Abduh’a göre ulema yüzünden siyasî çekişmelerin etkisiyle peygamberi hakikat çağından uzaklaşma, yozlaşma çağıdır. Bu safha, insanların reform ile vahye itaate dönüşüne kadar sürecektir (Adams 1968: 157-58). Üçüncü safha için nübüvveti zikretmeyen Abduh’un “reformla vahye itaate dönüş” ifadesinden çıkan, akıl yoluyla insanların kendi yollarını bulabilece-ğidir.replika telefon sundu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder