replika saatleri,nden islam bilgisi3

replika saatleri,nden islam bilgisi3 bugün arkadaslar sizlere güzel yazılarımızı yazarken ben ve replika saat ve replika saatler sizin icin cok çalıştık ve sizlere daima güzel yazılarımızı sunduk replika saat ve replika saat sizin icin diyorki Olgun bir Velinin kalbine bağlanan bir müslimân, onun mubârek kalbinden Allahü teâlânın feyzine kavuşur. Deyle-mîde ve Künûz-üddekâikde yazılı hadis-i şerîfde (Ehli arasında bir âlim, ümmeti arasındaki Peygamber gibidir) buyuruldu. Kalbin fcyzlere, ma’rifetlere kavuşmasında, Allah adamının diri ve ölü olması arasında hiç fark yokdur. Onun kemâlâtı, rûhâniy-yetinden hiç ayrılmaz. Rûhâniyyet de, zemana ve mekâna ve ölülüğe ve diriliğe bağlı değildir. Yukarıdaki iki şart mevcûd ise, her nerede olursa olsun, diri olsun, ölü olsun, Allah adamlarına bağlanan, ya’nî onları seven ve hâtırlıyan müslimânlar, hemen feyz ve
ma’rifete kavuşurlar. Bunların rûhlarının tesar-rufları, Allahü teâlânın tesarrufu ile olduğuna inanmak lâzımdır.İnsan, Allahü teâlâdan vâsıtasız feyz almağa kâdir olmadıkça, Allahü teâlânın sevdiği, Allahü teâlâdan feyz alıp, talebesine verebilen bir vâsıtaya muhtâcdır.Buhâra, Hîve, Semerkand ve Hindistan âlimlerinin, hicretin ikiyüz senesinden, binikiyüz senesine kadar sözbirliği ile bildirmiş olmaları ve yapmış olmaları ve emr etmeleri, yukarıdaki yazımıza en büyük sened ve vesika olmakdadır. Bunlann üstünde başka bir vesika aramağa kalkışmak, bin seneden fazla bir zemanda, koca Asya kıt’asında yetişmiş olan milyonlarca İslâm âlimlerini küçültmek, hattâ kötülemek olur. Bunlann âlim ve çoğunun da olgun veli olduklarını gösteren kitâblan meydandadır.Mâide sûresinin otuzikinci âyetinde (Ona kavuşmak için vesile arayınız) buyuruldu. Bu emrdeki vesile, ya’ni vâsıta, bir şarta bağlanmamış, mutlak olarak, ya’ni genel olarak bildiril-mişdir. ibâdetler, zikrier, düâlar ve Evliyânın rûhları bu emrin içinde bulunmakdadır. Genel olan bu emri sınırlamağa kalkışmak, âyet-i kerîmeye iftirâ etmek olur. Vesilenin Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» olduğu, tmrân sûresinin otuzbi-rinci âyet-i kerîmesi olan (Allahö teâlâyı seviyorsanız, bana tflbf olunuz! Allahü teâlâ, bana tâbi* olanları sever!) emr-i İlâhisi ile bilinmekdedir. MüsHmân olduğunu söyliyen herkesin buna inanması lâzımdır. (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) hadis-i ^rîfı, âlimlerin. Velîlerin de vesile olduğunu göstermekdedir. Âyet-i kerimedeki, (Tâbi* olunuz) emrine uymak için, sevmeden tâbi* olmak mümkin olamaz.
(Buhârî) kitâbında diyor ki, Ebû Bekr Sıddik «radıyallahii anh>* kalbinden ve hayâlinden Resûlullahın hiç ayrılmadığını söyledi. Hattâ halâda bile hayâlinde olduğundan şikâyet etdi.Allahü teâlâ, Tcvbe sûresinin yüzyirminci âyetinde (Ey imân edenler! Allahdan korkunuz! Sâdıklarla berâber bulununuz!) buyurdu. Bu âyet-i kerîmede de (Berâber bulunmak) bir şarta bağlanmamış, mutlak olarak, genel olarak emr olunmuş-dur. Bundan dolayı, madde ile ve rûh ile berâberlik demekdir. Beden ile berâberlik, sâdıklann yanında edeb ile, saygı ile ve sevgi ile bulunmakdır. Rûh ile berâberlik ise, Allahü teâlânın sevdiği sâdık bir kulunu, saygı ile hâtu-lamakdır.Yûsüf sûresinin yirmidördüncü âyetinde (Yûsüf «aleyhis-selâm», Rabbinin burhânmı görmeseydi) bildirilen burhân. Ya* kûb aleyhisselâmın şeklinin görülmesinin olduğunu sözbirliğine yaklaşık olarak bildirmişlerdir. Keşşâf tefsirinin sâhibi olan Zimahşerî, mu*tezili mezhebindeki sapıklardan olduğu hâlde, bu da, müfessirlerin çoğunluğuna katılarak, Ürdünde bulunan Ya*kûb «aleyhisselâm» Mısırda, odada Zeli-hânın yamnda bulunan Yûsüf aleyhisselâma göründü diyor.Hanefî âlimlerinden ve Eşbâh kitâbının muhşisi Ahmed Hamevî, (Nefehât-iil-kurb vel ittisâl bi-isbât-it-tesamıfi ii-evliyâillâhi teâlâ velkerâmeti ba*del-intikâl) kitâ-buıda, Evliyâ-yı kirâmm rûhâniyyetlerinin, cismâniyyetlerin^n dahâ kuvvetli olduğunu, bunun için aynı zemanda çeşidli yerlerde görülebileceklerini bildirmekdedir. Bu yazılarına vesika olarak şu hadis-i şerifi yazmakdadır : (Cennete her kapıdan girecekler vardır. Her kapı bunlan kendisine çağıracakdır). Ebû Bekr-i Sıddik «radıyallahü anh», sekiz kapının hepsinden birden giren olur mu yâ Resûlallah dedi. ResûluUah «sallallahü aleyhi ve sellem» (Umanm ki sen onlardan olursun) buyurdu. İnsanın rûhu, (âlem-i emr) deki asi mertebesine gidip gelme gücünü kazanınca, insan bir ânda çeşidli yerlerde görünebilir.insan ölünce, ruhunun dünyâ ile ilgisi azalaca^ndan, daha kuvvetli olur. Bir ânda çeşidli yerlerde görülmesi dahâ kolay olur. [Seyyid Ahmed Hamevî Mısrî şâfı’î, 1098 [m. 1686] da vefât etmişdir.Hacer-i Mekkî Şemâil şerhinde ve Cclâ!eddîn-i Süyût! (Tenvîr-ül-halek) kitâbında, Abdüllah ibni Abbâsın (Resûlullahı rü’yâda gördüm. Iltifât buyurdu. Uyanınca, mübarek zevcelerinden birisini ziyâret etdim. Aynaya bakdım. Aynada Resûlullahı gördüm, kendimi görmedim) dediği yazılıdır. Bu hâl, yalnız Resûlullaha mahsûs olan şeylerden değildir. Çünki, İslâm âlimleri, Resûlullahın «sallaJlahü aleyhi ve sel-lem» hasâ’isini toplamışlardır. Bu hâli hasâis kitâblarına sokmamışlardır. Fıkh ve üsûl-i fıkh temel kâidelerine göre, Resûlullahın hasâ’isinden olmıyan her hâline ümmetinin âlimleri ve Velîleri vâris olurlar. Meselâ, nemâzda Resûlullah ile konuşmak nemâzı bozmaz. Bu^ Resûlullahın hasâ’isindendir. Ya’nî yalnız ona mahsûsdur. Alimlerle, Velîlerle konuşmak, nemâzı bozar. Resûlullahı «sallallahü aleyhi ve sellem» gözünün önüne getirerek görür gibi salât ve selâm vermek, hasâ’ isinden değildir. Evliyâyı da gözünün önüne getirip rûhâniyyetinden yardım beklemek câizdir. Şâfi’î âlimlerinden Celâleddîn-i Süyûtînin (Tabakât-ül-Kübrâ) kitâbında, kerâme-tin yirmiikincisi, Evliyânın çeşidli insanların şekllerinde görülmesidir diyor. Meryem sûresinin onaltıncı âyetinde (Ona insan olarak göründü) buyuruldu. Ya’nî Cebrâil aleyhisselâm, hazret-i Meryeme insan şeklinde göründü âyet-i kerîmesinden, Evliyâ-nm rûhlarının çeşidli şekllerde görüleceğini anlamışlardır. Kadîb-ül-Bân Hasen Mûsulînin meşhûr vak’ası da, bu çeşid kerâmetlerdendir. [Bu vak’a ve diğer kerâmetleri, Yûsüf Neb-hânînin (Câmi’ul-kerâmât-ül-evliyâ) kitâbında uzun yazılıdır. Beşyüzyetmiş [570] de Mûsulda vefât etmişdir. Şâfi’î âlimlerinden allâme Ceylî (Buhâri) kitâbını şerh ederken. Şeytân Resû-luUahın «sallallahü aleyhi ve sellem» şekline giremediği gibi, onun vârisi olan olgun Velîlerin şekline de giremez buyurdu].Hanefî âlimlerinden allâme Seyyid Şerif Cürcânî (Şerh-ı Mevâkd) kitâbının sonuna doğru müslimânlann yetmişüç fır-kasmı yazmadan önce ve ayrıca (Şerh-ı Metâli’) kitâbına yap-dığı hâşiyesinde, Evliyânın çeşidli şekllerde talebesine göründüklerini ve diri iken de, ölü iken de görülen bu şekllerin-den, talebesinin feyz aldıklarını, fâidelendiklerini yazmakdadır.
Mâliki âlimlerinden Tâceddın Ahmed ibni Aıâullah tskcnderî, (Tâciyye) risâlesindc, olgun Velîyi görmekle veyâ düşünmekle, onlardan istifâde edileceğini bildirmişdir. [Tâcüd-dîn ibni Atâüllah İskenderî mâlikî şâzilî, 709 [m. 1309] da Mısrda vefât etdi.Hanefî âlimlerinden allâme Şemseddîn Îbnün-Nü’aym, (Kitâb-ür-Rûh) da diyor ki, rûh bedende olduğundan başka bir hâlde de bulunur. Evliyânın rûhlan (Refik-ı a’lâ) dadır. Bir yandan ölünün bedenine de bağlıdır. Bir kimse, o rûhun sâhibi-nin mezarına gelip selâm verse, Refîk-ı a’lâda bulunan rûhu, oradan bu selâma cevâb verir. Böyle olduğu, imâm-ıSüyûtînin (Kitâb-üEMüncelî) sinde de yazılıdır. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki. Velîler vefât etdikden sonra, bilemediğimiz kuvvetli bir tesarrufa ve te’sîre mâlikdirler.Mâlikî âlimlerinden (Muhtasar) kitâbının sâhibi Halîl bin İshak Cendî buyuruyor ki. Velî olgunlaşınca, kendisine Allahü teâlâ tarafından çeşidli şekllerde görünme kuvveti verilir. Bu da, olamıyacak birşey değildir. Çünki, başka başka görünen şekller, rûhâniyyetdir. Bedeni, cismi, görünmemekdedir. Rûh-lar, madde değildirler. Boşlukda yer kaplamazlar. [Halîl mâlikî Mısrî 767 [m. 1365] de vefât etdi.Bu kadar derin âlimlerin ve Velîlerin açıkça bildirmiş oldukları bilgilere ve vesikalara inanmamak , dîne ve akla uymamak olur. Bu inanışlarından dolayı, Ehl-i sünnet olan müslimânlara kâfir ve müşrik damgasını basan Vehhâbîlere, Allahü teâlâ, akl ve insâf ihsân eylesin! Buna inanan müslimân-lan, kabrlere tapınan, heykelleri, mahlûklan yaratıcı sanan müşriklere benzeten Vehhâbîlere yazıklar olsun. Kalbi, Resû-lullahın ve onun vârisi olan Evliyânın aşkı, sevgisi ile yanmış, tutuşmuş olan, sultân-ül-âşıkîn adı ile tanınmış, mâlikî ve kâdirî Ömer bin Fârız, (Hamriyye) adındaki meşhûr kasidesinde, tesavvuf büyüklerini, şanlarına yakışacak sûretde övmekdedir. [Ömer bin Fârıd, 576 [m. 1180] da Mısrda vefât etdi.] Ezelde, dalâlet ve felâket damgası vurulmuş olan sapıklar, ne kadar anlatılsa, vesikalar, hattâ kcrâmetler gösterilse inanmak ni’metine kavuşamazlar. Mevlânâ AbdürrahmaB Câmî aşağıdaki rubâîsindc, bunlara çok güzel cevât vermekdedir.
cnâb-ı Hakkın yakdığı çırayı üfürcrck söndürmek istiye-nin, ancak sakallan tutuşur. (Râbıta-i şerife) kitâbının yazısı burada temâm oldu.
Vchhâbî kitâbı, dörtyüzscksenaltıncı sahîfesinde dc, hakikati yazmak zorunda kalmışdır. Ebû Dâvüdün Ebû Hüreyreden bildirdiği (Evlerinizi kabr yapmayınız! Kabrimi bayram yeri yapmayınız! Bana salevât getiriniz! Her nerede salevât getirirseniz, bana bildirilir) hadîs-i şerifini yazmışdır. Kendi bozuk inanışlannı isbât etmek için yazdığı bu hadîs-i şerif, Peygamberlerin «aleyhimüssalevâtü vesselâm» kabrle-rinde diri olduklannı göstermekdedir. Çünki, bir söz, diri olana bildirilir.
Dörtyüzdoksanıncı sahîfesinde: (Müslim sâhîhi ve Ebû Dâvüd ve Tirmizînin, Imrân bin Haşinden bildirdikleri hadîs-i şerîfde Ümmetimin en iyileri, benim zemanımda bulunanlardır. Onlardan sonra, en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir. Onlardan sonra da en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir buyuruldu. Bu hadîs-i şerîf, Buhâ-rîde de yazılıdır ve (En iyiniz) diye başlamakdadır. En iyi olmak, ılmlerı, îmânları ve işleri en iyi olanlar demekdir. Bunlar, çıkan bid’-atleri İnkâr etmişler, yok etmişlerdir. Üçüncü asrda bid’atler çoğaldı ise de, âlimler çok idi. islâmiyyet revâcda idi. Cihâd yapılıyordu. Müslim sahihindeki, Abdüllah ibni Mes’ûd tarafından bildirilen hadîs-i şerif de, böyledir. Yalnız burada sonra gelen asrlar üç kerre tekrâr edilmekd^ir. Dördüncü asrın sonuna kadar hayrın, şerden çok olduğu anlaşılmakdadır) eliyor.Bu hadîs-i şerîf, Ehl-i sünnet âlimlerini övmekdedir. Çünki, Ehl-i sünnet âlimleri, en hayrlı olan bu dört asrın en üstünleri, en kıymetlileri idiler. Bu üstünlükleri, kendi asrla-nnda bulunan milyonlarca müslimânın sözbirliği ile bildiril-mekdedir. Vehhâbî kitâbı da, Ehl-i sünnet âlimlerini, işine geldiği yerde övmekde, onlann yazılarını, ictihâd buyurarak bildirdikleri şeyleri, vesîka olarak yazmakdadır. Bir yandan, Ehl-i sünnet âlimlerini övmek zorunda kalıyor, bir yandan da, âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şeriflere, Ehl-i sünnet âlimlerinin verdikleri ma'nâlan beğenmiyorlar.
şefâ’at ve düâ etmesini istiyen mü’minlerc müşrik damgasını basabilmek için, kâfirleri anlatan âyet-i kerîmeleri, vesika olarak yazmak, Kur’ân-ı kerîme de, mü’minlere de iftirâdır. Bu âyet-i kerîme, mezârlan ve ölüleri bildirmiyor. Allahü teâlâya inanmıyan, putlara tapınan kâfirleri bildiriyor. Vehhâbîlerin, mü’minlere karşı, bu âyet-i kerîmeyi ileri sürmesine hak verdirecek zerre kadar bir dayanak yokdur. Ahkâf sûresinden yazdığı âyet-i kerimeden bir önce, Allahü teâlâ, (Allahü teâlâya îmân ve ibâdet etmeyip, işitmiyen putlara ibâdet edenden dahâ kötü, dahâ sapık yokdur) buyuruyor. Bu âyet-i kerîme de, kâfirleri bildirmekdedir. Hazret-i Ömerin yağmur düâsına çıkması, sünnete uymak için idi. Çünki, Resûlullah «sallallahü aleyhi ve scilem» yağmur düâsı yapdığı için, hazret-i Ömer de, sünnete uyarak düâ yapdı. Yağmur düâsı, bir ibâdetdir. İbâdetler, elbette sünnete uygun yapılır. Böyle olmakla berâber, Hanefî mezhebinin kıymetli fıkh kitâblarından (Merâkılfelâh) kitâ-bında diyor ki, (Medînede olanların, yağmur düâsı için (Mescid-i Nebî) de toplanmaları dahâ iyi olur. Çünki, orada, Resûlullahdan «sallallahü aleyhi ve sellem» başka birşey vâsıtası ile, Allahü teâlâdan birşey istenmez ve birşeye kavuşulmaz. Resûlullah efendimizin de «sallallahü aleyhi ve sellem», (Mescid-i Nebî) içinde yağmur düâsı yapmış olduğu Buhârîde ve Müslimde yazılıdır. Düâ edilen yer, ne kadar şerefli ise, rahmet yağması, o kadar çok olur. Önce, iki halîfesini vesîle yaparak, Resûlullaha yalvarılır. Sonra, üçü vesîle edilerek, Allahü teâlâya yalvarılır). Vehhâbî kitâbının (Kabr-i seâdeti ziyâret ederken, Kıbleye dönülüp, kabrler arkada bırakılır) demesi de iftirâdır. Merâkılfelâhda, (kabrlere dönülür. Kıble arkada bırakılır. Her kabrin ziyâretinde de, böyle yapılır) denil-mekdedir. Yağmur istemek için, sünnete uygun toplanarak düâ etmek, âyet ile ve sünnet ile belli olan, bir ibâdetdir. Bu ibâdeti, sünnete uygun yapmayıp da, Kabr-i se’âdete gidip istemek, ibâdeti değişdirmek olur. Kılınmıyan nemâzlann günâhını afv etdirmek için, kazâ kılması emr olundu. Kılınmı-yan nemâzlan kazâ etmeyip de, afv edilmelerini Kabr-i se’-âdetden istemek câiz olmadığı gibi, yağmuru da, Kabr-i se’âdetden istemek câiz olmaz. Fekat, böyle ibâdetleri, Kabr-i se’âdetin yanında yapmak, başka yerde yapmakdan binlerce defa fâideli olduğu meşhûr olan hadîs-i şerîfde bildirilmişdir.Evet, Evliyâya nemâz kılınmaz. Evliyânın kabrine karşı nemâz kılınmaz. Böyle yapmak büyük günâh, hattâ şirk olur.Fckat, Evliyânın kabri yanında, yalnız Allah için vc kıbleye karşı nemâz kılmak çok sevâb olur. Çünki, Evliyânın kabrle-rine rahmet yağmakdadır. Kabr yanında, türbe yanında nemâz kılmak câiz olmasaydı, Eshâb-ı kirâm, Kabr-i se’âdeti mescid içine almazlardı. Eshâb-ı kirâmın hepsi ve bindörtyüz seneden beri gelmiş olan milyarlarla müslimân, Kabr-i seâdetin yanında nemâz kılmışlardır. Burada nemâz kılmanın faziletinin çok olduğu hadîs-i şerif ile bildirilmişdir. Mescid-i se’-âdetde, arka safda nemâz kılanlar, Kabr-i se’âdete karşı durmakdadırlar. Bindörtyüz seneden beri hiçbir İslâm âlimi buna birşey dememişdir. Evliyânın mezârı yanında nemâz kılmanın câiz olduğuna bundan dahâ büyük vesika olabilirmi? Kabre karşı kılmağı kasd etmek, bu niyyet ile kılmak hadis-i şerif ile nehy edilmişdir. Fekat, kıbleye karşı kılmağı kasd edince, kabre tesâdüf etmesi câiz olduğu icmâ’ı ümmet ile sâbitdir.tbni Hacer-i Hiytemî Mekki hazretleri, (Zevâcir) kitâ-bında doksanbirinci sahîfede diyor ki, (Buhâride hadis-i kud-sîde (Allahü teâlâ buyurdu ki. Velîlerin sebebi ile bana düşmanlık eden, bilsin ki, benimle harb hâlindedir. Kulumun, farz etdiğim şeylerle bana yaklaşmasını sevdiğim kadar, başka hiçbirşeyle yaklaşması sevgili olmaz. Kulum bana nâfile ibâdetleri yapmakla yaklaşınca, onu severim ve her istediğini veririm) buyuruldu. Doksanbeşinci sahifesindeki hadis-i şerifde, (Bir kimse bana salevât okursa, bana bildirilir. Ben de ona düâ ederim) buyuruldu. Bir hadis-i şerifde, (Bir müslimân bana selâm verince, ruhum bedenime gelir. Selâmına cevâb veririm. Peygamberler mezârlannda diridirler) buyuruldu. Ebüdderdânın bildirdiği hadis-i şerifde, (Toprak Peygamberlerin cesedlerini çürütmez. Cum’a günleri bana çok salevât okuyunuz! Ümmetimin okuduğu salevât, her cum'a günü bana bildirilir) buyuruldu. Yâ Resûlal-lah! Sen mezârda çürüdükden sonra, selâmlar nasıl bildirilir dediler. Cevâbında (Allahü teâlâ, toprağın Peygamberleri çürütmesini haram etmişdir) buyurdu. Dahâ bunlar gibi çok hadis-i şerifler vardır. Bu hadîsler gösteriyor ki. Peygamberler mezâr-larında diridir, çürümezler. Evliyâ da, onların vârisidir). İbni Ebî Şeybcnin ve Ebû Nu’aymin bildirdikleri ve (Künûz-üddekâık) de yazılı hadîs-i şeriflerde (Evliyayı görünce, Allahü teâlâ hâtıra gelir) ve (Allahü teâlânın Evliyâsı vardır. Bunlar görülünce, Allahü teâlâ hatırlanır) buyuruldu. Deyieminin bildirdiği ve (Künûz-üddekâık) da bildirilen hadis-i şerifde
dekiler olmasa, şehrdekiler yanardı) buyuruldu. Bu hadîs-i şerifler gösteriyor ki, cenâb-ı Hak, kabrdckilcrin sebebi ile ve bereketleri ile, dirilere iyilikler vermekdedir. Askerinin bildirdiği ve Münâvînin (Künûz) kitâbında yazılı hadîsde (Yahya bin Zekeriyyânın kabrini bilseydim, ziyaret ederdim) buyuruldu. [Abdürraüf Münâvî şâfı’î, 1031 [m. 1621] de Kahirede vefat etdi.Vehhâbî kitâbı, yüzkırkaltıncı ve yüzellisekizinci sahîfelerinde (Allahdan başkası için hayvan kesmek harâmdır Keserken, bu ümmetin münâfıklannın yıldızlara yaklaşmak için yap-dıkları gibi, Besmele ile kesse bile, mürled olurlar Kesdiklerini yimek halâl olmaz. Zimahşeri diyor kı, ev satın alınca, yâhud yeniden yapdırınca, cin çarpmasın diye hayvan kesmek de böyledir ibrâhim Merûzi diyor ki, sultân veyâ devlet adamları gelince, onlara yaklaşmak için hayvan kesmek harâmdır, Çünki, Allahdan başkası için kesilmiş olur, ihlâl demek, yüksek sesle başkası için kesmek demekdir Allahdan başkası için yapılan nezr, adak hayvanları beyledir Kesmeden önce söylemek meselâ bu hayvan falan seyyide içindir, filân seyyid içindir demek böyledir. Böyle olan nezrleri keserken Bismillâh demek fâide vermez. Allahdan başkası için yiyecek, içecek adayarak onlara yaklaşmak da böyledir. ölüler için ve onlardan bereketlenmek için türbelere götürüp, türbe yakınlarındaki fakirlere dağıtılan yiyecek ve içecekler de, hep Allahdan başkası için nezr yapanlar, meselâ putlar için, güneş için, ay için, mezârlar için ve bunlar gibi adak yapanlar, Allahdan başkası için yemin edenler gibidir. Her ikisi de şirkdir. Ba'zı sapıkların mezârlara mum, kandil için yağ adamaları da, müslimânların sözbirliği ile günâhdır. Türbelerde hizmet eden fakirlere mal adamak, kilisedeki putların hizmetçilerine adamak gibidir. Bunlar, ibâdetdir. Allahdan başkasına yapmak şirkdir. Hanefi âlimlerinden şeyh Kâsım, Dürer kitâbında diyor ki, uzakda yolcusu olan veyâ hastası olan veyâ malı gayb olan câhiller, ba'zı sâlih kulların mezârlarına geliyor: Efendim, Allahüteâlâ yolcuma kavuşdurursa veyâ hastamı iyi ederse veyâhud da gayb olan malıma kavuşdurursa, sana şu kadar altın veyâ yiyecek veyâ su veyâ mum nezrim olsun diyorlar Böyle nezrier bâtıldır. Adak yapmak ibâdetdir. Allahdan başkası için ibâdet olmaz, ölünün malı mülkü olmaz. Ona birşey verilmez. Herşeyi Allah yapar ölü birşey yapamaz öyle inanmaları küfrdür. ibni Nüceym, Bahr kitâbında diyor ki, bu sapıklıklar, Ahmed Bedevinin türbesinde çokdur. Hanefi âlimlerinden şeyh Sun'ullah-ı Halebİ,Evliyâ için hayvan kesmek ve adak yapmak câiz değildir diyor Ahmed Bedevinin türbesi Tanta şehrındedir Kendisi (Miilesseme) devletinin bir câsûsudur.
let, Fas tarafında idi Bu câsûs. hile ve yalanla müslımânlan aldatdı. Şimdi türbesi bir kilise gibidir Onun için adak yapıyorlar Ona tapınıyorlar Her sene üçyüzbın kişi hac yapmak için bu putun yanına geliyor) diyor.Vehhâbî kitâbının yukandaki yazılarına dikkat edilirse, âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerifler ve Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarından kıymetli yazılar yazarak müslimânlann gözlerini boyamakda, harâmlara, mekruhlara hattâ mubâh olan şeylere şirk, küfr damgası basmakdadır. Allahü teâlânın sevdiği sâlih kullanna ve onlann türbelerine put, kilise demekde-d r. Sapık inanışlı yetmişiki fırkadan olan câhillerin ve ahmakların yapdıgı çirkin ve bozuk işleri öne sürerek, Ehl-i st nnet Evliyâsına, hâlis ve temiz müslimânlara kâfir ve müşrik d.tmgasını basmakdadır. Müslimânlann, Vehhâbî oyunlarına aldanmamaları ve Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri doğru yDİdan ayrılmamaları için, Dâvüd bin Süleymân Bağdâdî hazretlerinin (Eşedd-ül-cihâd fî Dâ’vel-ictihâd) adındaki kitabından on sahîfeyi arabcadan türkçeye terceme ediyoruz. Bunu okuyanlar, vehhâbîlerin yalan söylediklerini hemen anlıyacakdır.
Önce, Vehhâbî kitâbının put dediği Ahmed bin Alî Bedevinin hayâtını kısaca bildirmek uygun görüldü. Şemseddîn Sâmî bey (Kâmûs-üra’lâm) kitâbında diyor ki, (Ahmed Bedevi hazretleri, Evliyânın meşhûrlarından ve şerîflerindendir. Ya’nî hazret-i Hasen’in soyundandır. Büyük dedesi, Haccâcın zulmünden, Fasa kaçmışdı. Kendisi hicretin beşyüzdoksanaltı (596) yılında Fasda tevellüd etdi. Yedi yaşında iken, babası ve kardeşleri ile Mekkeye geldi. Altıyüzotuzüç (633) senesinde, gördüğü rü’yâ üzerine Irâka ve Şâma gitdi. Sonra, Mısırda Tanta şehrinde yerleşdi. Çok kerâmetleri görüldü. Yüksek bir velî olduğu anlaşıldı. Şöhreti her tarafa yayıldı. Ziyâretcileri ve talebesi binleri aşdı. Altıyüzyetmişbeş (675) senesinde Tantada vefât etdi.) Vehhâbî kitâbının, Ahmed Bedevi hazretlerine (Müiesseme) devletinin bir câsûsudur demesi de, alçakça ve çok çirkin bir iftirâdır. Müiesseme ve öteki ismi (Murâbıtîn) olan İslâm devleti. Hicretin dörtyüzkırk senesinde. Fasın cenû-bunda kuruldu. Baş şehri (Merrâkiş) idi. İspanyayı ele geçirdi. Yüz sene sonra, hicretin beşyüzkırk (540) yılında yok oldu. Yerine (Muvahhidin) devleti kuruldu. Ahmed Bedevi hazretleri dünyâya geldiği zeman, Müiesseme devletinin yerinde yeller esiyordu. Kendi gitmiş, adı kitâblarda kalmışdı. [Vehhâbî
sapıklan tefsir ve hadîs ilmlerinde câhil olduklan gibi, târih ve fen bilgilerinde de pek acınacak durumdadırlar. Arabca, ana dilleri olduğu için, âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere ve İslâm âlimlerinin kitâblanna çala-kalem, bozuk ma’nâlar veriyorlar. Bunlardaki ince, yüksek bilgileri, günlük gazete haberi imiş gibi sanarak, boş kafaları ile ve kısa akllan ile anladıkları gibi sanıyorlar. Böyle mezhebsizlerden ve din câhillerinden, Seyyid Kutb adında biri, kendi anladığına göre bir tefsir yapmış (Fî-Zılâl-il-Kur'ân) adındaki bu tefsirini, Kâhire mason locası başkanı olan, dinde reformcu Muhammed Abdühün, islâmiyyeti yıkıcı, bölücü, bozuk yazılan ile doldurmuş. Allahü teâlâ, müslimân yavrularını böyle bozuk, zehrli kitâbları okuyup aldanmakdan korusun! Böyle türedi din adamlarının tuzaklarına düşürmesin! Âmîn].Seyyid Dâvüd hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ için adak yapmak ve hayvan kesmek ve bunların etlerini fakirlere dağıtıp, sevâblarını Peygamberlere ve Evliyâya hediyyc etmek câiz olmazmış, küfr olurmuş, şirk olurmuş. Bunlara hemen ccvâb vermek lâzımdır. Böyle söyliyenler mezhebsizdir. Bunlar, mezheb imâmlarına, İslâm âlimlerine uymuyorlar. Kendi kısa görüşleri ile ve noksan akllan ile konuşuyorlar. Burada, önce onları red edeceğiz. Sonra İslâm âlimlerinin bildirdiklerini yazacağız.Allahü teâlâ, Bekara sûresinin ikiyüzyetmişinci (270) âyet-i kerimesinde (Fakire verdiğiniz sadakaları ve yapdığınız nezrleri, Allahü teâlâ biliyor) buyurdu. Hac sûresinin yirmido-kuzuncu âyetinde (Nezrlerini yerine getirsinler!) buyurdu. Dehr sûresinin yedinci âyetinde (Onlar nezr etdiklerini yaparlar) buyurarak övmekdedir. Bu âyet-i kerîmelerde, Allahü teâlâ, nezr edenleri bilirim diyor. Nezr edenleri övüyor. Nezrin, nafaka kısmından olduğunu bildiriyor. Resûlullah «sallallahü aleyhi ve sellem» efendimize sordular; Bir erkek veyâ bir kadın, Mekke şehrinden başka bir yerde, deve kesmeği nezr ediyor. Bu, câhilliyyet zemanında, putların önünde kesilen deve gibimi olur? Cevâbında (Hayır öyle olmaz, nezrini yerine getirsin! Allahü teâlâ, her yerde hâzır ve nâzırdır. Herkesin nasıl niyyet etdiğini bilir) buyurdu. Bu hadis-i şerif, Vehhâbilerin sapık sözlerine cevâb olarak yetişir. Allah rızâsı için kesilmesi nezr edilen hayvanı, sâlih kimselerin mezârları yanında keserek, etini orada bulunan fakirlere dağıtmak ve sevâbını o sâlih
kimsenin ruhuna bağışlamak câizdir. Bir zararı yokdur. Allah rızâsı için kesilmesi adak yapılan hayvan elbette kesilecekdir. Bu hayvanı kesmek, bir ibâdetdir. Etini fakirlere dağıtmak da, ayrı bir ibâdetdir. Bu her iki ibâdetin başka başka sevâblan vardır.Vehhâbilerin, ölüler için adak yapılmasını ve mezâr yakınında. Allah için hayvan kesmesini, puta tapmağa benzetmeleri, müslimânlara büyük iftirâdır. Bu sözlerini, âyet-i kerime ile ve hadis-i şerif ile isbât etmeleri lâzımdır. Adak için, böyle bir isbât yapamıyorlar. Kâfirler için, müşrikler için gelmiş olan âyet-i kerimeleri müslimânlara bulaşdırmağa kalkışıyorlar. Fıkh âlimlerinin kitâblarında harâm veyâ mekrûh hattâ câiz olduğu bildirilen şeyleri yazarak, küfrdür, şirkdir, yaygarasını basıyorlar. Zâten Vehhâbîler, mezheb imâmlarına, fıkh âlimlerine kıymet vermiyorlar. Ehl-i sünneti aldatmak için, müsli-mânların gözünü boyamak için, işlerine gelen, çıkarlarına yanyan yerleri yazıyorlar. Hâlbuki onlar âyet-i kerîmelerden ve hadis-i şeriflerden kendi anladıklarına uymakdadır. Bekara sûresinin yüzyetmişüçüncü (173) (Müşrikler, Allahdan başkası için ihlâl ediyorlar) âyet-i kerimesini ileri sürüyorlar. Hep bu âyet-i kerimeyi koz olarak kullamyorlar. Allahdan başka niyyet ile hayvan kesen kâfir olur, müşrik olur diyorlar. Bunların sözüne göre, Vehhâbilerin hepsi ve bütün müslimânlar hep kâfir olmakdadır. Çünki İslâm memleketlerinde hergün yimek için milyonlarca hayvan kesiliyor. Bunların hiçbiri Allah rızâsı için, ibâdet olmak için değil, ticâret için veyâ yimek için kesil-mekdedir. Allahdan başkası için hayvan kesen müşrik olur diyen Vehhâbîler, buna nasıl cevâb verebilirler?Başka yerlerde keserek, sevâbını ölülerin rûhuna göndermek câiz olur diyorlar. Onlara göre, bunun da küfr ve şirk olması lâzım gelir. Bunları Allah için kesiyoruz, etini fakirlere dağıtıp sevâbını ölülerimize bağışlıyoruz diyorlar. Onlara deriz ki. Peygamber için ve Evliyâ için diyerek de bu niyyet ile kesilmekdedir. Bunlar için hayvan kesenin niyyetinin bozuk olduğunu nereden anlıyorsunuz? Herkesin niyyetini yalnız Allahü teâlâ bilir ve Onun haber verdiği kimse bilir. Başka kimse bilemez. Vehhâbilerin ileri sürdükleri, yukarıdaki âyet-i kerimedeki (İhlâl) kelimesi, bağırarak söylemek demekdir. Câhiliyye zemanında, putlara tapanlar, hayvan keserken, (Lât için) ve (Uzzâ için) diyerek bağırırlardı.(Allahü ekber) diyerek keser. Müşrikler, Allah adı yerine putların ismini söylerlerdi. Bir müslimân Allah adı yerine, meselâ Abdülkâdir-î Geylâni için veyâAhmed Bedevi için diyerek keserse, bunu bilerek söyleımesi harâm olur, bilmi-yerek söyledi ise, âlimlerin buna öğretmesi lâzımdır. Vehhâbî-1er gibi, buna hemen kâfir denemez. Bu söylediklerimizi dahâ da açıklıyalım;
Bahr-ür-râık) ve (Nehr>ül-fâik) kitâblarında ve Kâsım bin Katlûbüganın (Dürerül-bihâr) şerhinden alarak Redd-ül-muhtârın yemin kısmında diyor ki, (câhillerin ölüler için yap-makda olduğu adaklar ve Evliyâya yaklaşmak için türbelerine götürülen kandil yağları, mumlar ve paralar yalnız ölü için olursa bâtıldır, harâmdır. Fekat yine küfr değildir, şirk değildir. Fukarâya dağıtmak ve sevâbını Evliyânın ruhuna göndermek için olursa câizdir. Kâsım bin Katlûbüga, (nezr yapmak ibâdetdir. Mahlûk için ibâdet yapmak câiz olmaz) diyor. Bu sözü, (Nezr, bir fâide getirmez, cimrinin malının gitmesine sebeb olur) hadis-i şerifine uymamakdadır. Bu hadîs-i şerif, nezrin mekrûh olduğunu gösteriyor. Mekruh olan şey, ibâdet olmaz. Müslimânların hayvan adamalan ve başka şey adamaları, hep Evliyânın türbesinde bulunan veyâ başka yerlerdeki fakirlere dağıtmak içindir. Malın, etin ölüye verilmesini, ölünün kullanmasını düşünen hiç kimse yokdur. Hanefi mezhebinde, nezrin bir yerde yapılmasını belli etmek lâzım değildir. Belli edilen yerde yapılması da lâzım olmaz. Meselâ, falan Veli için nezrim olsun demek câizdir. Böyle söylemek, Allah için yapdığım nezrin sevâbı, bu Veli için olsun demekdir. Bu hayvanı, bu Velinin mezârı yanında kesmek lâzım olmaz. Başka yerde kesmek, başka yerdeki fakirlere dağıtmak da câiz olur. Nerede kesilirse kesilsin, sevâbı niyyet edilen Velinin rûhuna gider. Bununla berâber, yukarıdaki yazı, veli Kâsımın sözüdür. Kendisi. Kemâleddin Muhammed ibni Hümâmın talebesidir. İbni Hümâm yediyüzseksensekizde [^788] tevellüd ve sekizyüzalt-mışbirde [861] vefât etmişdir. Önce gelen âlimlerden hiçbiri Kâsım gibi söylememişdir. Yalnız îbni Teymiyye söylemişdir. İbni Teymiyye, çeşidli adaklar yapmak, bilhâssa, hayvan kesmeği adamak ve kabr ziyâreti gibi işlerde müslimânları kötüle-mekde aşın gitmekdedir. Kendisine, zemanında bulunan ve sonra gelen Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğu cevâblar vermiş, ortaya atdığı sapık düşünceleri çürütmüşlerdir. Veli Kâsımın sözüne doğru denilse bile, bu sözün müslimânları lekelemiye
ccğini İslâm âlimleri bildirmişlerdir. Çünki Velî Kâsım da, fakirlere dağıtmak niyyet edilirse câiz olur demekdedir. Bütün müslimânlann adaklarını bu niyyet ile yapdıklarını yukarıda bildirmişdik. Vehhâbîlerin, Velî Kâsım gibi olan Ehl-i sünnetin sözlerini, vesika olarak ileri sürmeleri, müslimânları aldatmak içindir. Çünki onlar, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şeriflerden başka sözleri vesika olarak kabul etmemekdedirler. Biz de, onlara soranz: Peygamberlere ve Evliyâya adak yapmanın şirk olduğunu gösteren âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf isteriz. Karşımıza yalnız yukarıda yazdığımız (ihlâl) âyet-i kerîmesini çıkarıyorlar. Bu âyet-i kerîmeye dayanmaları, bir şübhe ve ihtimâldir. Şübhe ile ve ihtimâl ile mantık yürütülmez. Istidlâl yapılamaz. [(Dürrülmuhtâr) fıkh kitâbında, bu âyet-i kerîme için, hayvanı kesip, toprakla örtmek, fakirlere dağıtmamakdır, diyor. Görülüyor ki, Vehhâbîlerin, hac zemanında, Minâda kesilen yüzbinlerle hayvanı toprak altında bırakmaları, açlara, muhtâclara dağıtmamaları (ihlâl) olmakdadır. Bunun için kendileri müşrik, kâfir olurlar.] Yimek için, meselâ müsâfır için hayvan kesmek, ihlâl olmaz. Çünki, Îbrâhîm aleyhisselâmın sünnetidir. Yimek için hayvan kesmek ihlâl olsaydı, müşriklerin ihlâlini Îbrahîıh aleyhisselâm elbet yapmazdı).
Zimahşerî Ebülkasım Mahmûd cârullah mu’tezilî 538 [m. 1144] de Cürcâniyyede, Ebû İshak îbrâhim Merûzî şâfi’î 340 [m. 952] de, Sun’ullah Halebî Mekkî hanefî 1117 [m. 1705] de vefât etdi. Bunun (Seyfullah alâ-men kezzebe alâ-Evliyâ-illah) kitâbı, Evliyânın kerâmetlerini uzun anlatmakdadır. Şerîf Ahmed Bedevî 675 [m. 1276] de Mısırda Tan tada, Şem-seddîn Sâmî beğ 1322 [m. 1904] de Istanbulda Erenköyde, Seyyid Kutb 1386 [m. 1966] da Mısırda çıkardığı fitne sonunda öldürüldü. Kasım bin Katlûbüga Mısrî hanefî 879 [m. 1474] de vefât etdi. Şemsüddîn Muhammed Konevînin(Dürer-ül-bihâr)ı şerh ederken, nezr,adak bahsinde verdiği bilgileri, îbni Âbidîn açıklamakdadır.Tekıâr edelim ki, Evliyâ için, ya’nî Allahü teâlânın sevdiği kulları için hayvan kesmeği adamakda üç niyyet bir arada düşünülmekdedir: Hayvanı, Allah için kesmek. Etini ve başka eşeylerini fakirlere dağıtmak. Sevâbını Velînin rûhuna bağışlamak. Her müslimân, hayvanını böyle adamakdadır. Böyle hayvan adamak, müsâflr için kesmekden dahâ iyidir. Çünki, çok olur ki, müsâflr zengin olur. Sadaka alması câiz olmaz.
devlet adamları ve sultân yâhud beklenilen yolcu gelince, onlar için hayvan kesmek ve etini fakirlere dağıtmayıp, boş yere bırakmak, kâfirlerin putları için hayvan kesmesine benzemek-dedir. Bu da, şâfi’î mezhebinde harâmdır.Allâme İbni Hacer-i Mekkiye soruldu: Diri olan Velî için nezr yapmak câizmidir? Nezr olunan şeyleri o Velîye veyâ herhangi bir fakire vermek lâzımmıdır? Ölmüş olan Velî için nezr yapmak câizmidir? Nezr olunan malı Velînin çocuklarına ve akrabâsına, yâhud onun yolunda bulunanlara, talebesine, hizmetçilerine vermek lâzımmıdır? Mezar üzerine kabr, dıvâr, parmaklık, sıva gibi şeyler yapmak için nezr sahîh olurmu?CEVÂB: Diri olan Velî için adak yapmak sahîhdir. Adak olunan malı ona vermek vâcibdir. Başka hiçbir yere vermek câiz olmaz. Ölmüş olan Velî için nezr yapmağa gelince, mal meyyitin olsun diye niyyet edilirse, nezr bâtıl olur, sahîh olmaz. Başka bir hayr için meselâ, çocuklarına, talebesine, türbesindeki veyâ başka yerdeki fakirlere vermeği, yidirmeği niyyet ederse, adak sahîh olur. Niyyet etdiği şeyleri vermesi vâcib olur. Adak sâhibi hiçbirşey niyyet etmedi ise, zemanındaki müsli-mânların âdetlerine bakılır. Hemen her müslimân, ölü için nezrim olsun diyerek, yazdığımız yerlerden birine vermeği ve sevabını ölüye bağışlamağı düşünmekdedir. Adak yapan da, bu yerleşmiş, kökleşmiş âdetleri bildiği için, onlar gibi nezr etmiş olur. Vakfda olduğu gibi, nezri sahîh olur. Vakfda, şartlarını söylemese, yerleşmiş âdetlerdeki şartlara göre vakf etmiş sayılmakdadır. Mezârların yapıjması, sıvanması için yapılan nezrier bâtıldır. Fekat imâm-ı İzraî ve Zerkeşî ve başkalan buyurdu ki. Peygamberlerin, Evliyânın ve âlimlerin mezarlarını, yırtıcı hayvanların ve hırsızların ve düşmanların açmasından korkulan mezârları korumak için üzerine dıvâr, parmaklık gibi şeyler yapmak câizdir. Böyle fâideli şeyleri adamak sahîh ve câiz olur ve iyi olur. Bunlar için vasıyyet yapmak da böyledir. İbni Hacer-i Mekkînin fetvâsı dahâ uzundur. Kitâbımıza bu kadarı yetişir. Bu konuda Hayreddîn-i Remlînin de fetvaları vardır. Bu fetvâların aslı, imâm-ı Râfi’ înin Cürcândaki kabri için yapılan adak üzerindeki yazılardır. İbni Hacer-i Mekkî bunları (Tuhfe) kitâbmda ve fetvâlannda uzun bildirmişdir. Şâfi’î mezhebinde sözbirliği ile câizdir.Ahmed Izra’î şâfı’î 783 [m. 1381] de Şamda, Muhammed Zerkeşî şâfı’î 794 [m. 1392] de Mısrda, Abdülkerîm Râfı’î şâfiT 623 fm. 1227] de Kazvinde vefât etdi.Hanefî mezhebindeki fıkh kitâblannın en kıymetlilerinden olan (Dürer ve Gurer) kitâbında Molla Husrev, yemini anlatırken diyor ki, farz veyâ vâcib olan ibâdetlerden birine benziyen ve nemâz, oruç, sadaka, i’tikâf gibi başlıbaşına ibâdet olan birşeyi nezr edenin, bunu yapması lâzım olur. Hasta ziyaret etmek, cenâze taşımak, câmi’e girmek, yol, çeşme, has-lâne, mekteb, câmi’ yapmak gibi, farz veyâ vâcib cinsinden olmıyan şeyler nezr edilmez. Bunlar nezr edilirse, yapılmalan lâ/ım olmaz. Allah rızâsı için Recep ayında oruç tutayım demek gibi (Mutlak nezr) ve yolcum gelirse, Allah için sadaka vermek nezrim olsun demek gibi, istenilen bir şarta bağlanan (Mu’allak nezr) söylenince, şart hâsıl olduğunda, nezr olunan ibâdetleri yapmak vâcib olur. Çünki hadîs-i şerîfde (Nezr olunanı yapmak lâzımdır) buyuruldu. Hastalıkdan kurtulursam, bir koyun kesmek nezrim olsun demek nezr olmaz ve koyunu kesmesi lâzım gelmez. Allah rızâsı için bir koyun kesmek demek lâzımdır. Allah için deyince, nezr olup, kesmesi lâzım olur. Bin lira sadaka vermeği, nezr eden kimsenin yüz lirası olsa, yüz lira vermesi lâzım olur. Malı varsa, satıp bin lirasını sadaka verir. Şu yüz lirayı, şu günde falan fakire vermeği nezr edip, başka yüz lirayı, başka günde, başka yerde, başka fakirlere vermesi câiz olur. [Molla Muhammed Husrev 885 [m. 1480] de Bursada vefât etdi.
Âbidin, nâfıle nemâzlan anlatırken, (Nezr, birşeyin husulüne mâni’ olmaz) hadisini bildirerek, bundan, bir nâfıle nemâzı kılmadan önce, bunu şarta bağlı nezr etmenin yasak olduğu anlaşılıyor diyor. Çünki nezr olunan nemâzın bir isteğe karşılık olmasını andırmakdadır. Buhârî kitâbını şerh edenler, bunun yasak olması, nezr olunan nemâzın, şart edilen şeyin hâsıl olmasına te’sîr edeceğini sanan kimseler içindir dediler ise de, hadîs-i şerif, nâfılelerin mutlak nezr yapılarak kılınmasını da yasaklamakdadır diyor. Bundan anlaşılıyor ki, şarta bağlı yapılan nezr, ibâdeti, şart edilen şeye karşılık yapmak değildir. Allahü teâlâya şükr olarak yapıİmakdadır. Şükr secdesi yapmak gibidir. İbâdet ile ve ibâdetin sevâbı hediyye edilen sâlih kimsenin düâsı ile, Allahü teâlânın merhametini istemekdedir.replika saat vereplika saatler sizin icin hazırladı ve sundu.



replika satış,birebir ürünler, replika bayan kol saatleri, replika saatleri, replika saat,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder