spot telefon,dan islam bilgisi6


 spot telefon


spot telefon,dan islam bilgisi6 bulgisi spot telefon sizinde bildiginiz gibi  en güzel islam yazılarımızı sizlere sunuyoruz spot telefon diyorki  sözünü herkese duyurmeüOa, böylece ilmi açıklamakta ve onu lemekten kaçmmaktadır. İmam Mâlik, bu konuda hiçbir şeye aldır mozdı Çünkü herhangi bir hadîsi rivâyet etmekten kaçınırsa, Pey gamber (S.A.)’in sözünü gizledi için kendisini günahkâr sayardı ki, bu takdirde Allah ona lânet ederdi. Zira Allah, ilmi gizleyeni netlemiştir.İmam Mâlik e kırb€u; vurmakla işkence yapılıyordu. Hattâ bîr kolu da çekilmek suretiyle omuzundan çıkarılmıştır. Medinelilerle kendisine ilim tahsili için gelmiş olan talebelerinin ruhunda bu iş. kenceler, çok kötü bir tesir bırakmıştır. Onlar görüyorlardı kı hicret yurdunun büyük fakih ve imamı, sebepsiz yere bu işkencelere uğruyordu. Halbuki o, hiçbir fitneyi tahrik etmemiş, haksız bir şey söylememiş ve fetvâsında haddini aşmamıştır. Mâlik, onların aldıkları bu mânevi yaraları işkenceden sonra da hak bildiği yolda yürümekle tedâvi etmiştir. Yani o, yarası şifâ bulur bulmaz yine ders vermeye başlamıştır. Yine o, hiç kimseyi fitne çıkarmak için kışkırtmamış ve fesat çıkmasına sebep olmamıştır. Bu suretle Medineliler le İmam Mâlik’in talebeleri, idarecilere kin beslemişler ve onlara huğuz etmişlerdir. Gönülleri de o zâlimlere karşı esef ve elemle dolmuştur.
Bir müddet sonra idareciler, yaptıklarının acı ve ıstırabını duymuşlar veya en azından açtıkları yaralan tedavi etmek istemişlerdir. Bilhassa kurnaz bir halîfe olan el-Mansur, fırsat bulunca suçunu örtmeye çalışmıştır. Görünüşte İmam Mâlik’e kırbaç vurduran o değildir. Kırbaç vurulması için emrettiği veya rıza gösterdiği de tesbit edilmiş değildir. Bu itibarla, hac maksadıyla Hicaz'a gelince. İmam Mâlik’e haber gönderip özür beyan etmek için onu yanına çağırmıştır. İmam Mâlik’in ilmi, heybeti ve diğer meziyetlerindeki azameti gibi, müsamahasındaki azametini de görmek için bu durumu kendi ağzından dinleyelim:
«Ebu Ca’fer el-Mansur’un yanına girdim. Beni o, hac mevsiminde yanına çağırmıştı. Bana şöyle dedi: Kendisinden başka hiçbir Tanrı bulunmayan Allah’a and olsun ki olup bitenleri ben emretmedim. bilmiyorum da. Sen aralarında bulundukça Harameyn ehli (Mekke ve Medineliler) hayır içindedirler. Ben onlarm azaptan korunmaları için seni eman olarak görüyorum. Allah büyük bir felâ-leti senin sayende onlardan uzaklaştırmıştır. Çünkü onlar, insanla-ın fitneye en süratli olanlarıdır. Sana yapılan işkenceden sonra, val-ihi valinin derhal yerinden alınmasını ve zindana atılıp cezalandı-ılmasını emrettim. Mutlaka ben, onu, sana yaptığından kat kat faz-ı cezaya çarptıracağım. Bunun üzerine ben de şöyle dedim ; Allah
Emlr’ul-Mü’minlni affeylesin ve işini rasgetirsin. ResûlullAh*ın akrabası olduğu için ben onu bağışladım. Halife de: Allah seni de af-feylesin ve rızasına erdirsin, dedi Mâlik, mihnetten, şerefli bir şekilde kurtulmuştur. Bu mihnet, onun halife ve halk nazanndaki i'tibanm daha da yükseltmiştir. Halife, ona. bu şekilde tarziyede bulunmakla beraber, İmam Mâlik’ten hem nefsiyle ilgüi. hem de halkm yararına olan hususları kendisine yazmasmı istemiş ve böylece halka karşı reva görülen herhangi bir zulmü ortadan kaldıracağmı bildirmiştir. Ayrıca halife, İmam Mâlik’e büyük bir vazife havale etmiştir. O da. Peygamber (S A l'in hadîslerini, sahâbîlerin hüküm, fetvâ ve eserlerini. halka kanun olarak tatbik etmek üzere, toplaması işidir.
Halk nazarında ise İmam Mâlik’in mevkii eskisinden daha fazla yükselmiştir. Hattâ ona vurulan kırbaçlar, Allah katında şeref ve i’tibannın yüksekliğinin şehâdeti olmuştur. Böylece İmam Mâlik. daima yükselmiş ve aslâ alçalmamıştır.Peygamber (S.A.)in mescidine gelen herkes, İmam Mâlik’in huzuruna varır, onu dinler, ondan Peygamber’in hadîslerini nakleder ve karşılaştığı olaylar hakkında fetvâ sorardı. İmam Mâlik’in otoritesi ders hududunu geçmiş, hattâ o, vatandaşlar arasında adaletin bekçisi olmuştur... Halîfe el-Mansur, uğradığı işkenceden sonra ona şöyle demiştir: •Medine, Mekke veya Hicaz’daki herhangi bir validen şahsın veya başkaları hakkında şüpheye düşersen, yahut vatandaşlara bir kötülük yapıldığını sezersen bana yaz, ben onlara müstahak oldukları cezâyı veririm.» Bu sebepten İmam Mâlik, valilere öğüt verir, haksız yere biri için tavassutta bulunmaksızın ve işlerine müdahale etmeksizin, onlara doğru yolu gösterirdi.
İmam Mâlik’in öğütleri vâlilere münhasır kalmaz, hattâ halifelere kadar vanr. Onun, bunlara vermiş olduğu güzel ve değerli na-sîhatlarını tarihler yeızmaktadır.
Bu büyük insan, hayatının birçok kısmını hastalıkla geçirmiştir. Fakat, onun hastalığmı kimse bilmezdi; ancak, bu hususta bâzı kimseler çeşitli zanlarda bulunurdu. Fakat o, hastalığını söylemezdi. lm£un Mâlik, önce mescidde ders verirdi. Sonra hastalığının şiddetlenmesi yüzünden dersini evinde vermeye bcışladı. O, sadece
İmam Mâlik büyük bir hadîs bilgini olduj^ gibi, aynı zamanda bujmk bir fakih idi. Yani O, hem hadis hem de fıkıhda imamlık mer> labesına ulaşmıştı Fakat O, fikri tartışmalarla çalkalanan bir çağda yaşıyofdu Bu çağda hem siyaset hakkında, hem de akide konusunda birçok sapık Tıkirler mevcuttu. Meselâ, bâzılan, insan, fiillerini cebren yapmakta ve hiç bir ihtiyar (irade) sahibi değildir, diyorlardı Bir kısımları da, büyük günah işleyenlerin kâfir olduğunu söylüyordu Bu arada kimisi de daha ileri gidiyor ve; nasıl küfürle tâat fayda vermiyorsa, iman bulunduktan sonra mâsiyet de z€u*ar vermez, diyordu. Ayrıca çeşitli fırkalardan siyasî konularla uğraşan bir gurup : hilâfet, Hz. Ali ve onun Fâtıma’dan doğan oğullarına mahsustur, diyordu. Başka bir grup da; imamet (hilâfet) in Hz. Hüseyin evlâtlarına münhasır olduğunu söylüyordu. Üçüncü bir gurup ise. hilâfetin ne herhangi bir Arap kabilesine, ne herhangi bir Arap soyuna, ne de herhangi bir hânedâna mahsus olduğunu ileri sürüyordu .. Şüphesiz bu durumda hicret yurdunun İmamı Mâlik, halkı irşad ederek onları bu keşmekeş ve sapık düşüncelerden kurtaracak ve onlara Allah’m dosdoğru yolunu gösterecekti. Bu yol hakkında Allah Kur’an-ı Kerim’inde, «Şüphesiz ki bu benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uyun, başka yollara tâbi olup gitmeyin. Sonra bu sizi O’nun yolundan ayırır.» buyurmaktadır.
İmam Mâlik bu meselelerde de fıkıh ve hadîsde uyguladığı me-toddan hareket etmiştir. O, sünnete ve selef-i sâlihin yoluna uymanın zarurî olduğuna inanır ve daima şairin şu beytini terennüm ederdi:
«İşlerin en hayırlısı sünnet olandır.
En kötüsü de uydurma ve bid'at olandır.»
İmam Mâlik, Ömer b. Abdilaziz’in şu sözlerinden çok hoşlanır-di: «Peygamber (S.A.) ve O’ndan sonra işbasma gelen ulû’l-emr, bir kısım sünnetler koymuşlardır.
İd tabına uymak. Allah a taatı tamamlamak ve O’nun dininde vetli olmaktır. Hiç kimse bu sünnetleri de^riştiremez. Bunlara ayij^ n olan şeyleri yapamaz Bu sünnetlere sanlanlar hidâyete erer. b\m lardan yardım isteyen kazanır, kim bunları terkederse Allâh'm Ayetine muhatap olur: «Kim mü'minlerin yolundan başkasına oyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız, onu cehenneme koyarız. ne kMfl bir yerdir.
İşte İmam Mâlik, böylece hem akide, hem de fıkıh üzerine yajv-tıAı çalışmalarda sünnetten ayrılmamıştır. O, insanların akideyi. Al lAh’ın Kitabı ve O’nun Elçisi nin Sünnetinden almalarını, şeriatın ne usûlünde, ne de fürüunda aJda aykırı bir şey bulunmamakla beraber. akideyi, mücerret akim hükümlerinden çıkarmamalannı
İmam Mâlik. İmanm söz, inanç ve amel olduğunu söyler ve bu görüşünü Kur’an ve Hâdislerin nass’larmdan çıkarırdı. O, inancın arttığım kabûl eder ve eksildiğine dair bir şey söylemezdi. Çünkü Kur'an-ı Kerim, imanm artacağını bildirmekte, azalacağına dair herhangi bir beyanda bulunmamaktadır. İşte o, akide konusunda böyle nakle dayanır ve kişiyi sapıtan aklî faraziye ve düşüncelerin peşine düşmezdi.
KADER MESELESİ
İmam Mâlik, hayır ve şerri ile kadere inanır, insamn hürriyet e ihtiyar sahibi olduğunu, hayır veya şer olsun, yaptığı her şeyden □rguya çekileceğini kabûl ederdi. O, bu kadarla yetinir ve insem ülennm AlAâh’m ona verdiği bir kudretle veya takdir neticesinde leydana geldiğini söylemezdi. Bu konuda o şöyle demiştir: «Kade-yeciierden kimi gördümse o bayağı, şaşkın ve düşük kimsedir.» lam Mâlik bu görüşüne, Ömer b. Abdilaziz’in şu sözünü delil ola-k gösterirdi: «Allah isyan edilmesini İstemeseydi. îblis'i yaratmaz-Çünkü o, bütün fenalıkların başıdır.» İmam Mâlik, buna ilâve< ı. «Kaderiyecilerin hallerini şu âyet-i kerîme ne güzel açıkhyor, Tİi: «Eğer biz diJeseydik herkesi elbette hidâyete erdirirdik.
imam MAlik’in büyük günah (Kebire) işleyenler hakkındaki görüşü şöyle idi; Büyük günah işleyenler günahları kadar azap görecekler. Ancak Allah dilerse bunları affeder. Çünkü Kur’an-ı Kerimede ; «Şüphesiz ki Allah, kendisine eş tanınmasını yarlıgamaz. Ondan başkasmı, dilediği kimseler için yarlığar.» buyurulmuştur. İşte bu, Ebu Hanife'nin görüşüdür. Ebu Hanîfe’nin oğlu Hammad, babasının bu görüşünü açıkladığı zaman, İmam Mâlik ona katılmıştır. İmam Mâlik bu konuda şöyle der: «Kul. Allah’a şirk koşmaksı-zın, bütün büyük günahları işlese, sonra bu kötü hallerden v€izgeç-se umarım ki o, Cennetin yüksek derecelerine erebilir. Büyük günah. kul ile Rabbi arasında bir şey olup kul bunun afvını dileyebilir. Afvı istenilmeyen her sapıklık ise, sahibini cehennem ateşine sürükler.»
KUR’ÂN-I KERİM’İN YARATILMIŞ OLUP OLMAMASI MESELESİ
İmam Mâlik zamanında Kur’ân-ı Kerîm’in yaratılmış (mahlûk) olup olmaması meselesi ortaya atılmıştı. Bu meseleyi ortaya atsın Ca*d b. Dirhem idi. O, bu meseleyi Yahudi asıllı olan ve İslâm akidesini bozmak isteyen bir kimseden almıştır. Müslümanlardan bir kısmi; Kur’ân yaratılmıştır; diğer bir kısmı da, yaratılmamıştır, diye ısrar etmişlerdir. Hatâya düşmekten sakınan müslümanlar, bu meselenin bir fitne doğuracağmı cuılamışlar ve bu konuya dalmaktan kendilerini alıkoymuşlardır. İmam Mâlik de bunlar arasında idi. İmam Mâlik’e göre, müslümanlan dinlerinde fitneye düşürmek için kendilerini vakfetmiş olan kimselerin ortaya attıkları meselelerin arkasma düşüp cedelleşmek doğru değildir.
KIYAMET GÜNÜ ALLAH’IN GÖRÜLÜP GÖRÜLMEMESİ MESELESİ
Mu’teziUler de, kıyamet günü Allah’ı görmenin mümkün olup olmayacağı meselesini ortaya atmışlar, bu meseleyi aklî esaslara göre inceleyip Allah’ın görülemiyeceğini ileri sürmüşlerdir.Bekr ve Hz. Ali’nin halifelik makamına getirilmelerinde sahâbllerin yaptıl^ gibi önceden tâyin edilen şûrâyı yerinde bulurdu.
İmam Mâlık'e göre Mekke ve Medine’deki mûslûmanlann biati kâfidir. Mekke ve Medineliler dâhil olmazsa diğer ülkelerdeki mûs-lümanlann biati yeterli olmaz Onun bu şekildeki anlayışı, tamamen sahâbllerın usûlüne uygundur.
İmam Mâlik, kendi gücüyle halifelik mevkiine gelen ve daha sonra halkın kendi rızasıyla biat ettiği adaletli kimseyi meşrû bir halife sayardı Çünkü, halkın rızasıyla biat etmesi, onun halifeliğini meşrûlaştırmış olup bunda mûslûmanlann menfaati vardır
İmam Mâlik, siyasi görüşlerinde dâima maslahat ve adaleti esas alırdı. Fesat ve zarara sebep olan şeyleri câiz görmezdi. Adalet ve maslahata götüren şeyleri câiz görürdü. İstemedikleri şeyleri yaptırmak için insanlan zorlamak (ikrah)’da maslahat ve adalet yoktur Halife el-Mansur’a karşı ayaklananlardan biri —belki bu Mu-hammed en-Nefsü’z-Zekiyye’dir —Ona; «Bana Mekke ve Medîneliler biat ettiler, sen Ebu Ca’fer el-Mansur’un zulmünü görüyorsun işte!» demiştir. İmam Mâlik de; «Sen, Ömer b Abdilaziz’i, kendinden sonra iyi bir kimseyi velîahd olarak tâyin etmekten alıkoyan şey nedir biliyor musun?» diye sordu. O da; «Hayır» dedi. İmam Mâlik, bunun üzerine şöyle söyledi; «Yezid b. Abdilmelik’e biat yapılmıştı. Ömer b. Abdilaziz. başkasına biat edildiği takdirde adı geçen Yezid’in karışıklık çıkarıp insanlan öldüreceğinden ve maslahata aykın işlere başvuracağından korkmuştur.»
İşte burada görüyoruz ki İmam Mâlik, halife seçimindeki örnek şekillere değil, gerçeklere ve mûslûmanlann içinde bulunduğu du ruma göre düşünmektedir. İmam Mâlik e göre mevcut maslahatla rın dâima gözönünde tutulması, insanlan tâat veya muhalefet et meye teşvik edenlerin bu maslahatları değerlendirmesi gerekir. O bu prensipten hareket ederek, sükûn ve huzurun, isyan ve anarşi den; fitnelerden uzak durmanm, fitneye sebep olacak davranışlar dan üstün olduğu neticesine vanr. Ayaklanmaksızın hükümdâr doğru yola sevkedecek şekilde irşâd etmek, maslahat icabı olup, fe sat ve zarara meydan vermez.
Hükümdar zalim olursa sabırlı olmak ve onu irşâd etmek gere kir. Buradaki sabır, zulme boyun eğen zavallı insanın sabn değil halkın me^lahatını gözönüne alan kimsenin sabrıdır. Fesat, dâima syan h£u-eketleriyle birlikte çıkmaktadır. Zalim hükümdân güzel >ğütlerle ve ona dînin emirlerini hatırlatmak sûretiyle adaletli ol
(30) el-Medârik, varak Yukarıda da söylediğiniz gibi îmam MAlik hem muhaddis, hem de fakih idi. O, hadis rivayet ettiği r&vlleri iyice süzgeçten geçirirdi. Belki de O, rivayeti* esaslı şekilde bir disipline bağlayan ilk mu-haddistir. Kendisinden sonra gelen talebesi îmam Şâfii, bu işe son derecede önem vermiştir. İmcun Mâlik’in Peygamber (S.A.)’den yaptığı rivayet, rivayetlerin en s€iğlamı ve altm halkaları sayılır. BuhA-li; *En sağlam rivayet îmam Mâlik’in Nâfi’ vasıtasıyla Abdullah b. Ömer’den yaptığı rivayetlerdir.» demiştir.
îmam Mâlik’in hadisteki yen A, ilk hadîs mecmuası sayılan «el-Muvatta'» adlı kitabından söz ederken anlatalım. Şimdi burada onun fıkhını ele edalım...
Bütün âlimler, îmam Mâlik’in büyük bir fakih olduğunu kabûl ederler. Ayrıca îbni Kuteybe, onun aynı zamanda re’ye dayanan fa-kihlerden olduğunu söyler. Bâzı âlimler, Yedıya b. Said’d^n sonra re’ye dayeman fakih kimdir? diye sormuşlar ve; îmam Mâlik’tir, cevabını almışlardır. îmam Mâlik’in fıkhî istinbat sahasmda kendine has bir metodu vardı. Fakat, rivayet konusundaki bâzı metodlarmı yeızdığı halde, istinbat metodunu yazmamıştır. Bununla beraber, onun bir kısım ifadelerinden bu metodunun anahatlan belli olmaktadır. Yani kendisinden intikal eden fer'î fıkıh meselelerinden, onun istinbat metodunu çıkarmak mümkündür. Nitekim Mâliki Mezhebinin fakihleri, bu işi yapmışlar ve imam Mâlik’in, fıkhmı bina ettiği metod ve prensiplerini kitap halinde toplamışleurdır.
Kıd lysLZ: «el-Medârik» te îmam Mâlik’in istinbat konusundaki metod ve dayandığı esasları €uılatır. A3mca Mâliki fahiklerinden Râşid b. Ebİ Râşid de, <el-Behce> de bunları anlatmıştır.
Bu iki bilgin ile diğerlerinin mlattıklannı özetliyecek olursak şöyle diyebiliriz: Hicret Yurdu’nun İmamı olan Mâlik, önce Allah’m kitabına sarılırdı. Kitapta bir nass bulamazsa sünnete yönelirdi. Ona göre Peygamber’in hadisleri, s€Üıâbîlerin fetvâ ve hükümleri ile Me-dlnelilerin ameli sünnete dâhildir. Sünnetten sonra bütün
rtyle Kıjas gelir Kıyas, hüküm bakımından hakkında
mayan bir maeeleyi, hükme eeas tenkil eden ve aralarında
rek olan bir illet sebebiyle hakkında nass bulunan bir meeel«^^ lamaktır. Kıyasla birlikte maslahat, eeddû’a-aerayr, örf yer alır
Bu eeaslan ayn ayn kısaca görelim .
İmam Mâlik. Kitab (Kur’ân)'ı bütün delillerin üstüne kor. kû Kitab. bu şeriatın aslı ve anayasasıdır. Kitabın içine aldı^ ^
kümler kıyamete kcuiar bâki'dir. İmam Mâlik. Kitab’ı Sünnet
4er delillerin başma kor. . E>olayısıyla İmam Mâlik. Kitab'm kabûl etmeyen sârih nassma sarılır. Eğer bizzat şeriat'ta nassın te'^n edilmesini gerektiren bir delil bulunmuyorsa, nassm te*vil kabül zahirini de olduğu gibi alır. O. mefhum-ı muvâfakat*a göre de harv ket eder. Mefhum-ı muvâfakat ise. sözün ihtivâ ettiği ma'nâya uy. t gun düşen hükümdür ki. buna fahvây-i kelâm denir. Şöyle ki: Her. ’ hangi bir hüküm üzerinde Kur’cuı’m bir ncıssı bulunur ve akil bir gayret göstermeksizin doğrudan doğruya bu nass’m ifade ettiği hü-kümden daha ağır bir hüküm çıkarılabilir. Meselâ yetim mallan bu mallan yiyenler hakkmda Kur’cuı’da şöyle buyurulmuştuT: «Ye-timlerin mallarım haksız olarak yiyenler, kannianna ancak ate^ remiş olurlar. Onlar çügm bir ateşe gireceklerdir.Bu nass’dan. yetim mallannm boş yere saçılıp savrulmasının ve m mallan korumada kusur edilmesinin yasaldanmış olması hûk-lûnû kolayca çıkarabiliriz.
İmam Mâlik, mefhum-i muhâlefetU de alır. Bu da, nass’m bir ssıf veya benzeri bir şeyle mukayyet oleırak hüküm ifajde etmesi* r. Nass*daki vasıf veya kayıt bulunmadığı takdirde hükmün aksi ılaşılır. Meselâ, «Sâime'de zekât vardır.» heuiîs-i şerifi böyledir ınkü bu nass'dan anlaşıldığma göre sâime olan devenin —ki bu. lumi otlaklarda yayü€uı hayvımdır— zekâtı verilecektir. Bunun jfhum-i muhâlefetine göre içeride yemlenen deve için zekğt veril* ^z. Gerçi İmam Mâlik, içeride yemlenen deve (ma’lûfe) ye zekât ^tûğrünû başka delillerle isbatlcunıştır.
O, hükmün illetine yapüan «tenbih» ile de amel ederdi. Meselâ; r’ân-ı Kerim’de: «De klx Bana vahyolunanlar arasında bir Umae-yiyecegd içinde haram edilmiş
dAkOlen kan wmjm domuz eti —İd bu şOpheaiz bir murdardır.
TOfa Allah'dan ba^kaamın adma boğazlanmış olan hayran mOetee-nâdır.» buyurulmaktadır. Bu âyetten anlaşıldığına göre buradaki
şeylerin haram edllmaelnin sebebi, pis ve kötü bir yiyecek oluşudur. Bu vasıflan taşıyan benzeri şeyler de haramdır.
imam Mâlik, sarih bir nass olsun, işaret olsun, tenbih olsun, mefhum olsun Kitap'tan anlaşılan şeylerin hepsini delil olarak alır. O. Kitab'ı. Hadis ve diğer delillerin başına kor. bâzı hadisi senediyle rivayet eder, sonra da AUâh'ın Kitabı na muhalif ise reddederdi. Meeelâ; «Köpek, birinin kabma batarsa o bunu, biri temiz toprakla olmak şartıyla, yedi kere yıkasm.» hadisini rivayet etmiş, sonra bu hadisle göre amel etmemiştir. Çünkü onu s€üıih ve sabit saymamıştır Zira Kur'an-ı Kerim şu âyetiyle köpeğin avladığı hayvanın yenilmesini mübah kılmıştır: «Kendilerine hangi şeylerin helâl edildiğini sana sorarlar. De ki ı Bütün iyi ve temiz nzıklar size helâl kılm-raıştn*. Allahım size öğrettiğinden öğretip yetiştirdiğiniz avcı köpeklerin size tutuverdiklerinden de yeyin ve üzerine besmele çekin.»
imam Mâlik, köpek neris ise avı nasıl mübcdı oluyor? diye itirazda bulunmuştur. O, çocug^un vekâlet almaksızm babcısı veya annesi adına haccetmesini câiz kılan haberi de kabûl etmemiştir. Çünkü Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır: «Gerçekten insan İçin kendi çalıştıgmdan başka bir şey yoktur. Hakikaten çalıştığı ileride görülecek, sonra ona, tam bir mükâfat verilecektir.
SÜNNET
Sünnet, Kitap'tcın sonra gelir ve ikinci mertebede yer ahr. İmam Mâlik, mütevâtir oİ€Ui sünneti delil olarak kabûl eder. Mütetâtir sünnet ise. ycdan üzerinde birleşmesi imkânsız olein bir topluluğa ittifakla rivayet ettiği ve bu rivayet senedini Peygamber (S.A.)*e kadar ulaştırdığı heulistir. İmeun Mâlik, meşhur sünneti de kabûl eder. Meşhur sünnet de; Peygeunber’den bir. iki veya daha çok sahâbinin rivayet ettiği ve tevâtür derecesine ulaşmayeuı heuiîstir. Bu hadîsi daha sonraı. yalan üzerinde birleşmeleri mümkün olmayan birçol sahâbi rivayet etmiştir. Yahut da, bir veya daha çok tâbil’nin riva yet ettiği ve daha sonra yaleuı üzerinde ittifak etmiyeceklerindej emin oluncm birçok tabiin’in rivayet ettiği hcuiislere «meşhur hadi
1er* denir Bu hadislerin. tAbiller veya teba-i tAbiin devrinde meç hur olması şarttır Daha sonraki devirlerde meşhur olmak bir şey ifade etmez. Meşhur hadisler, istidl&l bakımından mütevAtir hadis lere yakmdır
İmam Mâlik. AhAd haber leri de kabûl eder. Ahâd hcullsler, ta biller ve teba-i tAblin devirlerinde mütevâtir veya meşhur olmayan hadislerdir O. Medinelilerin amelini bu Ahâd haberlere tercih eder Kendi mezhebine mensup olan bâzı fakihlerin istinbatına göre İmam Mâlik, kıyası da bu haberlere tercih ederdi. Bu hususu ileride açık laystcagız. Kadı lyaz ve «el-Mukaddemâtu’l-MUmehhedât*da Büyük İbni Ruşd (*). İmam Mâlik*in kıyası âhad haberlere tercihi konusun da iki türlü rivayet zikrederler: O, bir rivayete göre, âhad haberi kıyasa, başka bir rivayete göre de. kıyası âhad habere tercih ederdi
İmam Mâlık’den birtakım meseleler rivayet edilmiştir ki o. bu meselelerde rivayet ettiği âhad haberleri re’y ile terketmiştir. Meselâ; Abdullah b. Ömer’den rivayet ettiği alım - satımdaki meclis muhayyerliğini ifade eden hadisi reddetmiştir. Bu hadîs şudur: «Alıcı ve satıcı, birbirinden ayrılmadıkça muhayyerdirler.* Yani alıcı ve satıcı birbirinden ayrılmadıkça yaptıkları akdi feshetme haklan vardır. İmam Mâlik bu hadisi; «Elimizde bu hususta beli i bir "inır ve tarif yoktur.» diyerek reddetmiş ve akidden sonra feshetme hakkını iptal etmiştir. Çünkü meclisin (akit yapma oturumunun) müddeti belli değildir.
İmam Mâlik, taksim edilmeden önce ganimet olarak alınan deve veya koyun eti pişirilmiş olan tencereleri Hz. Peygamber’in ters çevirdiği haberini de reddetmiştir. Rivayete göre Peygamber (S.A), taksimden önce ganimet hayvanlarının eti pişirilen tencereleri ters çevirmiş ve eti toprakta yuvarlamıştır. İmam Mâlik, bu haberin Pey-gamber’e nisbetini inkâr etmiştir. Çünkü tencereleri ters çevirip içindeki eti toprakta yuvarlamak, lüzumsuz yere maslahata aykırı ve z€u~arlı bir davranıştır. Zira Peygamber’in vazifesi menetmektir. Bundan fazlasını yapmak onu ilgilendirmez.
İmam Mâlik, Peygamber (S.A.)*den vârid olan ve Ramazan Bayramının ikinci gününden itibaren başlayan altı günlük Şevval orucu halikındaki haberi de kabül etmemiştir. Çünkü bu haber. Ramazan orucunu artırmaya sebep olmaktadır.
Böyle birçok fürû’ meselelerinde İmam Mâlik, maslahat veyaBu zat, Ebu*l-VeUd tbıü Rüşd el-Kebir (450 - 520 H./1058 -1126 M.) olup ünlü İslâm niozofu İbni Rüşd el<Hafid (1126-1196) M.)in dedesidir. Çeviren.
kıyası tercih ederek, âhâd haberleri reddetmektedir. Yâni tmam Mâ İlk. istinbat ile elde edilmi9 de olsa, herkesçe bilinen bir nass (asD’a aykırı düşen âhâd haberleri bırakır ve bunların Hz. Peygamber’e nisbetini reddederdi. Ancak böyle haberleri, kesin olan başka bir nass (asi) desteklerse kabûl ederdi.
Bu açıklamalanmızdan anlaşılacak üzere tmam Mâlik, ycdnız hadis taraftan bir fakih de^il, aynı zamanda re ye de değer veren bir fakihtir. Gerçi O. talebesi Şâfii'nin deyişi ile hadiste «Işık saçan büyük bir yıldız» idi. Allah, ikisinden de râzı olsun.
MEDfNELİLERİN AMELİ
Ancak Peygamber den nakledildiği düşünülebilen Medinelılerin amelini. İmam Mâlik hüccet sayardı. Hocası Rabia b. (Ebî) Abdir-rahman gibi o da; «Bin kişinin bin kişiden rivayeti, tek kişinin tek kişiden rivayetinden daha üstündür.» derdi. Bu itibarla O, re’ye da-yancm Medinelilerin amelini âhâd haberlere tercih eder, Medînelile-rin amelini delil olaraJc tanımayan ve onlara muhalefet eden her fa-kîhi kınardı. tmam Mâlik, Leys b. Sa’d’e yazdıığ risalesinde bu hususu şöyle anlatırBana gelen haberlere göre sen, bizim bulunduğumuz bu mem leketteki cemaatın bağlı olduuğ şeylere aykırı olarak halka çeşitli fetvâlar veriyormuşsun. Sen —emanet ve fazilet ehli oluşuna, senden öncekilerin sana olan ihtiyacma ve senin söylediklerine itimat etmelerine rağmen— nefsini tehlikeye atmaktan korkmalısın. Ve uyduğun takdirde seni kurtuluşa götürecek olan şeylere bağlı kalmalısın. Çünkü Kur’an’da Allah şöyle buyurmuştur: «...O halde sözü dinle3İp en güzeline uyan kullarımı müjdele!» Zira insanlar, Kur’an'ın nâzil olduğu Medine ahâlisine tabidirler.»
Medinelilerin ameli, tmam Mâlik’den önce de revaçta idi. Hattâ kfiuiılar. Medinelilerin amelini Peygamber (S.A.V.)’den nakledilmiş olarak kabûl ederlerdi. Rivayete göre. Kadı Muhammed b. Ebî Bekr’e verdiği bir hüküm dolayısıyla şöyle denilmiştir: «Bu hususta şöyle bir hadis yok mudur?» O; «Evet, vardır.» demiştir. Kendisine; «O halde niçin buna göre hükmetmiyorsun?» denildiğinde; «İnsanlar, bu hadis karşısmda nasıl davranmışlardır?» diye cevap vermiştir. Yani Medine’deki sâlih kimseler, bu hadîs üzerinde ittifak etmemişlerdir. Dolayısiyle O, Medinelilerin amelini, Hz. Peygamberden nak
İmam Mâlik, sahâbinin fetvâsmı, amel edilmesi vâcip olan bir hadis olarak kabul ederdi Bunun içindir ki O. haccın bir kısım ve> cibelerini yerine getirirken, bâzı sahâbilerin fetvâlanna göre amel adıp Peygamber (S A.V.)*den bu hususta rivayet edilen bir ameli terketmiştir Çünkü bu scdıâbîlerin. hac sırasmda Peygamber in emri olmaksızın herhangi bir fiili yapması imkânsızdır. Zira hac ile ilgili ibâdetler nakle dayanır ve bctşka türlü bilinemez. İşte İmam Şâ-fil, bu gibi konularda hocası İmam Mâlik i tenkit etmiş ve hocasının asl’ı feri mevkiine, fer’i de asi mevkiine koyduğunu söylemiştir.. Çünkü. Peygamber (S.A.V.)’in sözü asl’dır. sahâbinin sözü ise. ona dayanan feri’dir. Öyleyse feri’ nasıl olur da asi üzerine tercih edilir?
Lâkin İmam Mâlik, scüıâbînin sözünü, ancak nakil ile bilinebilecek olan bir meselede delil olarak alırdı. Buradaki çatışma iki asi arasındadır, a^l ile feri’ arasında değildir. O halde, İmam Mâlik, iki asl’dan hangisi kuvvetli ise onu tercih ederek, İslâm’ın umumî hükümlerine uygunluk bakımmdan en kuvvetli olanı alıp İkincisini reddetmiş ve onun Peygamber (S.A.V.)’e nisbetini sabit saymamıştır
Rivayet edildiğine göre İmam Mâlik, büyük tâbiîlerin fetvâlan-nı da delil olarak alırdı. Fakat bunları, sahâbilerin sözlerinin derecesinde görmezdi. Tabiatıyla, tâbiîlerin fetvâlarmı da Peygamber’e nisbet edilen hadislerin derecesinde görmezdi. Ancak, tâbiîlerin fet-vâsı üzerinde Medinelilerin icma'ı hâsıl olmuşsa. İmam Mâlik bu fetvâyı delil sayardı.
KIYAS, İS’TÎHSAN VE MASÂLlH-1 MÜRSELE
İmam Mâlik, kıyas’ı kabul ederdi. Ona göre kıyas sözü, kıyasm ıstılah! mâncusma şâmildir. O da. hüküm bakımmdan hcückmda nass bulunmayem bir meseleyi, hükme esas teşkil eden ve eu'alanndaki ortak bir illet sebebiyle, hakkında na^s bulunan meselenin hükmüne bağlamaktır.
İstihsan : Cüz’î maslahatın hükmünü, kıyasm hükmüne tercih
etmektir. Kıyasa göre hakkmda nass bulunmayan meselenin hükmünü. hakkında nass bulunan bir meselenin hükmüne banlamak gerektiği halde, cüz’! maslahat bunun aksini icap ettirmektedir İşte İmam Mâlik, bu maslahata göre hükmetmekte ve buna «Istihsan» adını vermektedir. Bu, istihsanm ıstüahi mânasıdır. Fakat İmam Mâlik. istihsanı bütün maslahatları içine alacak şekilde tamim etmiştir. Ona göre istihsan, nass bulunmayan yerde maslahatm hükmüne uymaktır. İsterse bu konuda kıyas bulunsun, isterse bulunmasm. Öyle anlaşılıyor ki İmam Mâlik in istihsan tâbiri, hem ıstılah! mânada istihsanı. hem de masâlih-i mürseleyi içerisine almaktadır
Masâlih-t mûrsele t Hakkında müsbet veya menfî özel bir delil bulunmayan maslahatlardır. Dolayısıyla herhangi bir nass bulunmazsa bu masleüıatlara göre hareket edilir Ancak burada güçlüğün kidıniması. nazarı dikkte alınan maslahatların Islâmiyetin muteber saydığı maslahatlardan olması şarttır
tmam Mâlik, maslahatlara göre hareket etmeyi, biraz önce işaret ettiğimiz gibi, istihsan sayardı. Ve; «İstihsan ilmin onda dokuzudur» derdi. Nass bulunmazsa kıyasa göre hareket etmek, bazan sıkışık bir durum meydcuıa getirir. Bunun içindir ki İbni Vehb; «Kıyasa fazla dalan hemen hemen sünnetten ayrılmış olur.» demiştir.
Hulâsa, İmam Mâlik, herhangi bir Kur’an veya Hadîs nassı bulunmazsa maslahatın hükmüne uyardı. Çünkü şeriat, sadöce insem-larm maslaiıatlannı temin için gelmiştir. Şer’î her nass, şüphesiz bir maslahatı ihtivâ eder. Nass bulunmazsa Allah’m şeriatının amaçla-nna uygun olan hakîki maslahata göre hareket edilir. Şâtıbİ, bu hususta şöyle der İmam Mâlik, metsâlih-i mürseleye göre hüküm verirken şerîa-tm amaçlarına riayet ederek, maslahatın mânâsını derinlemesine kavrayan bir kimse olarak hareket etmiş, şerîatm amaçlarının dı-şma çıkmadığı gibi, onun herhangi bir esasına da aykırı davranmamıştır... Fakat, çoğu z€UTian âlimler, onun masâlih-i mürsele anla-yaşım tenkit etmiş ve onun daha ileri giderek teşri’ (yasama) kapısını açtığmı sanmışleu'dır... Heyhat!. Rahmetli, bundan ne kadar uzaktır. Hattâ fıkıhta öncekilere uymaya razı olan odur. O derecede ki, bâzılan, onun kendisinden öncekileri taklit ettiğini sanmıştır. Lâkin O, Alİ€Üı’ın dîninde basiret sahibi idi.»
( ^ ) BtmA fföm istidljüe «Istıslah» denir ve MIIiassa MâUld Mezhebi ile Hsn-beli Mezhebinde mühim bİr yer işfil eder. Hanefî Mezhebi İle Şifli Mezhebinde de bu prenaibin bir yeri varsa da, tâli derecede kalır. Buna mnkAbU Hanefîlerde İstihaan, Şâflilerde de kıyaa, Mâlikîlerdeki iatiala-hm yerini tutar. Çeviren.
Seddu z-zer&yr, İmam Mâlik e göre asli bir delil teşkil eder On dan rivayet edilen birçok fûrû’ meselelerinde bunun esas teşkil ettiği görülür Bu prensibe göre, harama götüren şey haramdır, helâ-la götüren şey helâldir Maslahata götüren şey de matluptur. Mef-sedet (zarar)’e götüren şey ise haramdır. Mefsedet’e sebep olan şey 1er dörde ayrılır:
1— Kesin olarak mefsedet’e götüren şey. meselâ, içeri giren kimsenin düşmesine sebep olacak şekilde kapının arkasına kuyu kazmak böyledir.
2— Ekseriya mefsedet’e götüren ve bu hususta gâlip zan hâsıl olan (*) şey; üzümü, şarap yapan kimseye satmak gibi.
3— Nâdir olarak mefsedet’e sürükleyen şey. kimseye zaran olmayan bir yerde kuyu kazmak gibi.
Birinci ve ikinci kısma giren şeyler, İmam Mâlik e göre kesin olarak haramdır. Üçüncü kısma girenler ise, haram değildir Çünkü, nâdir şeyler üzerine hükümler bina edilmez.
4— Ekseriya mefsedet’e sebep olan, fakat bu hususta gâlip zan hâsıl olmayan şey; veresiye satış böyledir. Çünkü bu türlü satışlar, bazan faize sebep olmakta ve bâzı kimseler de bu yola başvurmak tadırlar Burada iki husus birbiriyle çatışmaktadır. Biri esas olan izin hususu ki, buna göre veresiye satış helâldir. Diğeri de faize sebep olan husus ki, buna göre de veresiye satış haramdır. Bu itibarla Mâlîkîler, veresiye satışın sahih olduğunu kabul ederler. Yani faiz maksadının bulunup bulunmadığını satıcının niyetine bırakırlar. Eğer satıcı faiz kastediyorsa gönahkâr olur ve cezası Allah’a aittir. Faiz kasdetmiyorsa günah işlemiş olmaz.
îşte İmam Mâlik, Îslâmî hükümler için geniş bir kapı açmış ve buna göre birçok meseleleri çözmüştür. Bu yüzden onun mezhebi çok verimli olmuş ve fıkhı, şeriatın esaslarıyla insanların maslahatlarını birbirine bağlayan maslahatı koruyucu bir renk kazanmıştır.
Büyük bir ihtimalle, zarara veya kötülüğe sebep olduğu tahmin edilen. Çeviren.
t mam Mâlik'in isiinbat konusunda dayandığı başka deliller de vardır. Bunlardan biri «tstishab» dır. Bu da; bir şeyin değiştirilmesini icabetti-ren müsbet veya menfî bir delil yoksa o şeyin eski hali üzere devam etmesidir.
İşte tmam Mâlikin, tmam Ebu Hanife’ye muhalefet ettiği noktalardan biri de budur. Gerçi Hanefîlere göre de «Berâet-i aslİ3rye» esastır. Fakat i.stisbab her hususta bir hüccet değüdir. Çeviren.
Bize İmam Mâlik’in çeşitli risaleleri mtikal etmiştir. Talebeleri, onun her türlü fikirlerini rivayet etmişler ve bunları kitap haline getirmişlerdir. Abdullah b. Vehb (öl. 197 H.), hocası İmam Mâliksin derslerinde dinlemiş oldu^ takrirlerini toplamış ve «el-Müc&selât* adı ile bir kitap meydana getirmiştir. Bu kitap, büyük bir cilt teşkil etmek* olup İmam Mâlik’in rivayet ettiği heuiis, eser, terbiye ve âdâb i muâşeretle ilgili meseleleri içine almaktadır. Fakat, bunu kitap haline getiren Ujni Vehb’dir. İmam Mâlik'in kader hakkında da bir risalesi vardır. Bunu, talebesi İbni Vehb’e göndermiştir. Onu da rivayet eden İbni Vehb’dir. Bâzı kadılar için yazdığı kazâi hüküm lere dair bir risalesi daha vardır. Bunu da, kendisinden bâzı talebe leri rivayet etmiştir. Fetva hakkındaki risalesi de böyledir.
Bu kitapların İmam Mâlik’e nisbeti tartışma konusu edilmiştir Fakat ona nisbetini kabûl eden görüş tercihe lâyıktır. İmam Mâlik’e nisbetinde şüphe edilmeyen kitap «el-Muvatta» adlı eseridir.
İmam Mâlik tarafından yazılan bu kitap, konusunda tedvin edil miş ilk eserdir. Bu eserde hadîs rivayetleri toplanmıştır. Bundan ön ce müslümanlar, zihin ve hâfızalanna güveniyorlardı, öte yandan birçok râvîler, yazı yazmayı ve eser telifini bilmiyorlardı. İmam Mâlik devrinde tedvin ve telif başlamıştı. Daha önce Ömer b. Abdilaziz, hadislerin toplanmasmı düşünmüş; fakat, onun bu isteği gerçekleşememişti. Daha sonra Ebu Ca’fer el-M8Uisur, bütün halkı bir kanun üzerinde toplamak fikrini ortaya atmıştır. Onun istediği bu kanun Medine’deki fıkıh ve oradaki râvîlerin rivayet ettiği hadisleri ihtivâ edecekti. Bu hususta el-Mansur’a çeşitli teklifler yapılmıştı. Bu arada Abdullah b. el-Mukaffa’, sahâbîler hakkmda yazdığı risalede bu konuya halîfenin dikkatini çekmiş ve bütün kazâi hükümlerin tek  t mam Mâlik*ten rivayet edilen fetvaları içine alan «ePMfidevvene» adlı bir eser vardır. Bunu, talebesi Abdurrahman b. el-Kâsım (öl. 191 H )’dan Eaed b. el-Furat vâsıtasıyla Abdusselâm Sahnun rivayet etmiştir. Bu eser. Mâliki Mezhebinin ana kitabım teşidl eder. (Bak Muhammed Ebu Zehra, el-tmam Mâlik, Kahire
Sfljûtî, «Tezyin el-Memâlik»*inde Kadı lyaz’m «Tertîb el-Medarik» adlı eserinden naklen îmam Mâlik'in birçok risalelerini zikreder; bu arada yıldızlar (Nttcûm)’a dair bir Idtabı ile Harun er-Reşid'e yazdığı bir risalesi üzerinde durur. Harun er-ReşId'e yazdığı bu risale, Mısır’da basılmış olup öğüt ve âdâb-ı muâşeret konularını ihtivâ etmekte ve vaizlerin elinden düşmemektedir. (Bak. M. E. Zehra, el-tmam Mâlik. Kahire 1952, s. 201.) Çeviren.
esasa bcLglcuımasını ve bu konuda hiçbir memleketin diğerinden farklı olmamcksını el-Mansur’a arzetmiştı.
Elbette. el-Muvatta’ın tedvinini gerektiren çeşitli sebepler vardır. İmam Mâlik, bu eseri Ebu Ca'fer el-Mansur devrinde (onun teklifi üzerine) yazmaya başlamış, fakat el-Mansur'un sağlığında bunu tamamlayamamıştır. Ancak el-Mehdİ devrinde tamamlayabilmiştir. Fakat onun bu eseri, bütün memlekete şâmil bir kanun olmamıştır Çünkü İmam Mülık. buna müsaade etmemiştir. Hârun er-ReşId. bu eseri kanun olarak kabul etmek ve bir nüshasını bütün halka öğretmek için Ka be'ye asmak teşebbüsünde bulunmuştur. Lâkin İmam Mâlik, buna da râzı olmamış, insanlara kazâi hükümlerinde kolay İlk sağlamak için bundan sarfınazar etmiştir.
el Mu vatta', bir hadis ve fıkıh kitabıdır. Hadisler, İmam Mâlik’ in içtihad ettiği fıkhi mevzularm içerisinde zikredilir Sonra Medi nelilerin icmâ’ üzere olan amelleri, bundan sonra da İmam Mâlik’ ın karşılaştığı tâbiîlerin re’yleri ve kendisinin yetişemediği sahâbi-lerle Said b. el-Müseyyib gibi tâbiilerin re’yleri anlatılır Medine’deki meşhur re'yler ve İmam Mâlik’in hadis, sahâbilerin fetvâ ve hükümleri ve bâzı tâbiilerin re’y ve fetvalarına dayanarak ileri sürdüğü ictihadlar bu kitapta yer almaktadır. Bunun içindir ki İmam Mâlik’in fıkhi re’yi, tahric edilmiş ve öncekilere uyan bir re'ydir. Yeni ve icat edilmiş bir şey değildir. İmam Mâlik der
çoğu re’ydir. Andolsun ki aslında onlar re’y değildir. Ancak, bir çok ilim ve fazilet sahiplerinden ve kendilerinden ilim tahsil ettiğim büyük imamlardan işitilmiştir. Bu imamlar. Allah’dan korkan kimseler idi Bunları, o imamlara nisbet etmekten çekindiğim için «re’ydir» dedim. Onların re’yleri, yetiştikleri sahâbilerin re’yleri gibidir. Ben de onları bu re ylere bağlı buldum. İşte bu, asırdan etsıra zamanımıza kadar intikal eden bir mirastır. Yani bu, önceki imamların teş kil ettiği bir topluluğun re’yidir.»
İşte el-Muvatta\ hem sünneti, hem de İmam Mâlik’in sünnet üzere bina ettiği şeyleri ihtivâ etmektedir.
el-Muvatta'daki hadîslerin miktarı râvîlerine göre değişmektedir. Çünkü el Muvatta’ı rivayet eden râvîler değişik olduğu için zaman zaman yapılan rivayetler de daimâ değişik şekilde tesbit edilmiştir. el-Muvatta*ın en meşhur iki rivayeti vardır:
1— Biri Yahya b. el-Leysî el-Endelüsi (öl. 234 H.)’nin rivayeti,
2— öteki de İmam Ebu Heuıife’nin talebesi Muhammed b. el-Hasen eş-Şeybâni (öl. 189 H )'nin rivayetidir.
MÂLİKİ M£ZHEB^NlN GELİŞMESİ VE YAYIUŞI
Usûlündeki zenginlik ve kaynaklarının çeşitliliği sayesinde Mâliki Mezhebi nin fürû’u çok gelişmiş ve tefekkür ufku oldukça genişlemiştir. İmam Mâlik’ten sonra bu mezhebi temsil edenler, kendileri için geniş bir düşünce sahası ve çok çeşitli içtihatlarda bulunacak bir fikir atmosferine sanıp olmuşlcuxlır. Bütün bu gelişme imkânlarının yanında. Mâliki Mezhebi nin metod ve prensipleri çeşitli ve zengin olduj^u gibi, İmam Mâlik in talebeleri de kendisinden sonra hocalarının prensiplerini tatbik hususunda düşünce sahasmı genişletmişlerdir Mâliki Mezhebi bir çok memleketlerde yayılmıştır. Bu mezhebin fakihleri arasında derin bir fıkıh ile felsefe ve hikmeti birleş tiren şahsiyetler vardır. AvrupalIlara Aristo felsefesini tanıtan ve filozoflara hücum ettiği için Gazzâli’nin eser ve görüşlerini sert bir dille reddeden filozof İbni Rüşd el-Hafid (öl. 1198 M.), büyük bir Mâliki fakihi idi. İbni Rüşd’ün karşılaştırmalı fıkıh üzerinde «Bidâyetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktasıd» adlı değerli bir eseri vardır
Mâliki mezhebinin birbirinden uzak çok çeşitli ülkelerde yayılışı ve ictih€ui sebeblerinin bolluğu, metod ve prensiplerinin zenginliği bu mezhebdeki görüşlerin artmasma sebep olmuştur. Mâliki fıkhını araştıran kimse, bu çok zengin görüşler sayesinde çeşitli fikir ürünlerini, muhtelif çevrelere ve bu çevrelerin örf ve geleneklerine uygun ve elverişli fıkhi anlayışları bulur. Bilhassa örf ve âdetin, Mâliki fıkhında istinbat bakımından, büyük bir yeri vardır. Bu sayede müfti, eğer kendisini, mezhebin kesin prensiplerine bağlanarak ictihad ya pacak bir mevki’de görmezse, mevcut olan değişik fikirler arasında kolayca tercihlerde bulunabilir.
Bu hususta el-Hattâb şöyle der. «Bu zamanda fetvâ veren kimse. en azından mezhebin görüşlerini nakil hususunda mezhebin bütün rivayetlerini ve mezheb üstadlannm tefsirlerini, aralarındaki ihtilâfları nasıl izah ettiklerini, meseleleri birbirine nasıl teşbih ve
mukayese yaptıklarını, akla yakın veya uzak olan meseleleri birbı rinden nasıl ayırdıklarmı tam olarak bilmelidir. Ayrıca o. Karaviler den  müte€dıhıriii (sonraki âlimler)’in kitaplarındaki meseleleri İmam Mâlik’ın bunlardan önce ycışıyan talebelerinin eser ve rivs yellerini de bilmek mecburiyetindedir»
Mâliki Mezhebi birçok ülkelere yayılmıştır. Mantıki olarak düşünürsek, bu mezhebin doğduğu ve geliştiği Hicaz ülkesinde daha çok yayılmış olması gerekirdi. Çünkü o, Hicaz çevresinden beslene rek meydana gelen bir eserdir. Fakat öyle zaman olmuştur ki bu mezhebin durumu Hicaz’da çok değişmiştir. Bâzan ülkeye hâkim olmuş. bâzan da burada tamamen sönmüştür. Hattâ Medine’de bu mezhebin uzun zaman culının dahi unutulduğu ve 793 H. yılında bu raya kadı tâyin edilen İbni Ferhun sayesinde yeniden canlandınl-dığı anlatılır.
Mâliki Mezhebi, Mısır’a İmam Mâlik in sağlığında girmiştir. Bu mezhebi Mısır’a ilk olarak sokan, İmam Mâlik’in talebelerinden Ab-durrahman b. el-Kâsım, Osman b. el-Hakem, Abdurrahman b. Hâ lid, Eşheb ve Mısır’a yerleşen onun diğer talebeleridir. Mâliki mez hebi, Mısır’m hâkim mezhebi idi. Nihayet Şafiî mezhebi bu ülkeye gelince, her iki mezheb arasında hâkimiyet mücadelesi başlamıştır Bugün bile Mısır’da, bilhasa ibâdet bakımından hâkim olan bu iki mezhebdir (* **).
Tunus ve civarında da Mâliki mezhebi hâkim bir duruma gel miştir. Ancak Esed b el-Furat’ın nüfuzlu olduğu devirde Hanefî mezhebi. Mâliki mezhebini yenilgiye uğratmıştır. Adı geçen Esed b. el-Furat, aslında Mâliki idi. Sonra Irak’a gelip İmam Muhammed b.
( * > Fas <Ma|rib)’da 172 - 363 H. srıllanııda hakümrmıı olan Idıisfler «una» nmda (248 H.) inşasına başlanılan Câmiul-KarmTİyyin. Hmhm sonraları bir üniversite haline gelmiş ve birçok bilgin yetiştirmiştir, tşte metindeki «Karaviler»den maksat, burada yetişmiş olan Mâliki bilginleridir. Çeviren.Şerhul-Hattâb alâ Muhtasaril-Halil. c. I. s. 33. el-Hattab bn pasşii. el-Mâzeri'nln Şerhu’t-Telkin'inden ahmştır. Ayrıca Bak. Şeyh UUeyf, Fetâ-vâ. c. I. s. 59.Mısır ve Kuzey Afrika Fâtımîler’in eline geçince Maliki Metiıebi büyük bir ihmale uğramış; fakat, Fâtımîler ortadan kalktıktan sonra, bUhss-sa Eyyûbîler ve Kölemenler zamamnda yeniden canlanarak eski yerini almıştır. Çeviren.
el Hasen eş-Şeybânİ'den Hanefi fıkhını okumuş ve Hanefî mezhebim kabul etmiştir. Daha sonra el Muizz b. Bâdis. Tunus ve çevresini tekrar Mâliki mezhebine sokmuştur. Hâlâ bu ülkelerde ibâdetler. Mâliki mezhebine göre edâ edilmektedir.
Endülüs’te de Mâliki mezhebi büyük bir otoriteye sahip idi. Söylendiğine göre, Eindüluslülcr bir müddet Şam’ın fakihi olan imam Evzâi’nin mezhebine bağlanmışlardır Nihayet Mâliki mezhebi gelip buraları istilâ etmiştir. Endülüs Emîri (Hakem b Hışaml’nın katında büyük bir mevkii olan Yahya b Yahya, kadılık mevkiine getirilince, Mâliki mezhebi devletin otoritesinden çok faydalanmıştır Ab-bâsi Devletinin başkadılığına tâyin edilen Ebu Yusuf, nasıl kadılık makamlarına sadece Hanefî mezhebi mensuplarını tâyin etmişse. Yahya b. Yahya da, aynı şekilde kendi mezhebine bağlı olanları işbaşına getirmiştir Bu konuda İbni Hazm el-Endelusi şöyle demiş tir: «İki mezheb devletin otoritesine dayanarak bidayette yayılma imkânına kavuşmuştur Doğuda Hanefi mezhebi, Endülüs’te de Mâliki mezhebi.»Mağnb’de de Mâliki mezhebi aynı şekilde yayılmıştır
İşte Mâliki mezhebi İslâm ülkelerinin batı kısımlarında bu şekilde yayıldığı halde, doğu kısımlarında, Irak ve daha ilerilerde pek az yayılma imkânı bulmuştur. Bunun sebebi şudur: İmam Mâlik’in talebelerinin çoğu Mısır ve Tunus’a yerleşmiş olup Mâliki mezhebi bu iki ülke vâsıtasıyla daha çok o çevrelere yayılmıştır (**) Bir ara Endülüs ve Ma^^ib’de Mâliki Mezhebi müşkil bir duruma düş* müştür. Şöyle ki : Muvahhidî Emirî Yakub b. Yusuf b. Abdilmü’min, Zahirî Mezhebini benimsemiş ve Mâliki Mezhebine karşı baskıda bulunmuştur. Hattâ bir ara tmam Mâlik’in el-Muvatta’ı hariç. Mâliki Mezhebine göre yazılan bütün kitaplann yakılmasım emretmiştir. Fakat adı l^eçen etnîr ölünce Mâliki Mezhebi yine eski haline dönmüştür. Çeviren.
(**) Mâliki, Mezhebi, bugün genel olarak Afrika müslümaniannca takip edilen bir mezhebdir. Metinde zikredilmeyen Sudan ve diğer Müslüman Afrika’da yaygm olan mezheb budur.
Bilhassa Hicaz’a haccetmek için gelenler vâsıtasıyla Hicaz ve çevrelerinde, Bağdat, Basra. Horasan, Nisabur ve Kazvin gibi Doğu İslâm memleketlerinde de yayılmış olan Mâliki Mezhebi, buralarda fazla tutunamamıştır. Çeviren.
Hicri II. asrın son yıllcnında Beytullah’ı ziyarete gidenler, tavaf sırasında etrafa göz atınca, esmer benizli ve boyu uzuna yakın bir delikanlı ile karşılaşır, genç ve yaşlı talebeleri onun etrafmda hal-kalanmış görürdü. Bu delikanlı onlara, fakîh ve muhaddislerden dinlemeye alışık olmadıkları bir üslûpla şer’î hakikatlan anlatıyordu. Irak gibi re’y fıkhının hâkim oldu^ ülkelerden gelenler de, Medine gibi muhaddislerin fıkhının hâkim olduğu yerlerden gelenler de aynı durumla karşılaşıyorlardı.
Hac ibâdeti için ve bu arada hadîs bilgisini artırmak maksadıyla buraya gelen İmam Ahmed b. Hanbel, İmam Şâfiî’yi görmüş ve arkadaşı İshak b. Râhûye (Râhveyh)Birinin dersini dinledim, ondan daha akıllı hiçbir kimse görmedim.» demiş ve onu alıp götürmüştür. Arkadaşı kendisine; İbni Uyeyne ve emsalinin hadîsini bırakıp bu delikanlıyı mı dinleyelim? diye sorunca Ahmed b. Han->el şöyle cevap vermiştin «Bu delikanlının aklından faydalanmaz-lan onun yerini tutacak başka birini bulamazsın. Alî hadîsi kaçınr-an, nâzil hadisi de kaçırmazsın ya!
İşte bu delikanlı İmam Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî el-Kuraşî'dir. ^sûl-i Fıkıh ilmini kurup ilk önce tedvin etmek ve esaslannı açıkla-lak şerefine ulaşan odun Kendinden sonraki nesiller, ilmi, ondem iras olarak almışlardır.Hadisin senedin! teşkil eden rftvfler az ise, yani hadis sened bakunın-dan Peygamber (SA.)'e yakın ise buna «Alî Hadîs» denir. Hadis, rivî-1er silsilesi fazlalaşmak suretiyle Peygamber (SA.)'e yakm detilse bana da «Nazil Hadis» denir. Çeviren.
Bütün rivayetler, İmam Şafii’nin 150 H. yılında Gazze şehrin de dokmuş olduğunda birleşir. O, kıyas imamı ve Irak fakihlerinın başı olan İmam Ebu Hcuıîfe’nin vefat ettiği sene dünyaya gelmiştir Bâzı yazarlar hayâle kapılarak. Şâfil’nin, Ebu Hanîfe’nin öldüğü ge ce doğduğu ve böylece yeryüzünün fıkıh imamlarından hiçbir za man hâil kalmadığı düşüncesini uycuıdırmak istemişlerdir. Böyle bir iddia, herhangi bir temele daycmmadığı gibi bir fayda da sağlamaz İttifakla rivayet edildiğine göre Şafiî’nin babası Kureyş kabile sine mensup olup Peygamber (S.A.V.)’in dedesi olan Hâşim’in kar deşi Muttalib oğullarma dayanır. Onun şeceresini tarihçilerin çoğu şöyle anlatır: Muhammed b. İdrîs b. Abbas b. Osman b. Şâfi’ b. Sâ ib b. Ubeyd b. Abdiyezid b. Hâşim b. Muttalib b. Abdimenaf. Bu sil şilede alınan Muttalib, Abdumenaf’ın dört oğlundan biridir. Abdu menaf ın oğullan şunlardı: 1 — Muttalib, 2 — Hâşim, 3 — Abduşems —Bu Emevllerin dip dedesidir.
Peygamber (S.A.V.) Efendimiz’in dedesi Abdulmuttalib’i yetiştiren. adı geçen Muttalib’dir. Muttalib oğullan hem câhiliye, hem de İslâm çağmda Hâşim oğullannm yardımcısı idiler. Hattâ Kureyşli-1er, Mekke’de insanları Allah yoluna çağıran Peygamber’e yardım ettikleri ve Peygamber’e karşı kendilerini desteklemedikleri için Hâ-şimilerle bütün münasebetlerini kestikleri zaman, Muttalib oğulla-n Hâşimîlerle birlik olmuşlar, Şi’bde yaşamışlar ve Hâşimîlere uygulanan zulüm ve işkenceye onlar da aym şekilde katlanmışlardır. Yalnız Hz. Peygamber’in amcası olan Ebu Leheb, bu boykot sırasında KureyşIilere katılmıştır.
Bu sebeple Peygamber (S.A.V.), Muttalib oğullanna da Hâşim oğulları gibi ganimetten hisse ayırmıştır. Rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz, Hâşim oğullan gibi Muttalib oğullanna da ganimetten hisse verdiği zaman Ume3rye ve Nevfel oğulları da aynı şekilde hisse talep etmişlerdir. Cübeyr b. Mut’im bu konuda şöyle bir rivayette bulunmuştur:spot telefon sizin icin sundu.



spot telefon

spot telefonlar

spot samsung

spot iphone

spot htc

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder