birebir ürünler ile islam bilgileri bugün birebir ürünler sizin icin elinden gelen gayreti gösteriyor ve sizin icin birebir ürünler diyorki istişarenin neticesinde iki rekât namaz kılmalı, sonra da istihâre duasını okuyup istihâre yapmalıdır. Yani işin hayırlı olanı ve hayır olmasını Allah’tan istemelidir. İstihâre sünnettir, istişareden sonra gelir. Aynı iş için çok kişi ile istişare yapabileceği gibi birden fazla istihâre de yapabilir. İstişare ve istihâre sonucunda mümin, kalbinin kanaat ettiği ve gönlünün ısındığı işi tercih etmelidir. Nitekim Allah Resûlü, Enes b. Mâlik’e, “EyEnesfBir işi yapmaya niyet ettiğin zaman o iş hakkında yedi defa istihâre et Sonra kalbinden geçen temayüle bak. Çünkü hayır kalbinde doğandır.Ancak istişare edilecek kimsenin ehil, güvenilir, Salih, akıllı, fikir sahibi, ileri görüşlü, tecrübeli, bilgili ve dost olması gerekir. Özellikle de salih ve âlim kimseler seçilmelidir. Nitekim bir defasında Hz. Ali [radıyaıiahu anh], “Yâ Resûlallah! Şayet önümüze Allah’ınkitabında ve resûlünün sünnetinde hükmü belirtilmeyen bir iş çıksa, nasıl hareket edelim, ne yapalım?” diye sordu. Allah Resûlü,
“Salih ve âlimlere sorunuz, onlarla istişare ederek hallediniz. Onlara danışmadan tek başınıza karar vermeyiniz” buyurdu.İstişare edilen kişi de doğruyu söylemeli ve doğruya yönlendirmelidir. Nitekim, “Müsteşar (kendisiyle istişare edilen) kimse emindir” “Biriniz (din) kardeşine danıştığı zaman, danışılan kimse ona hak ve doğru bildiğini söylesin” “Kim bilme-den fetva verirse yapılan
Hizmet, “çalışmak, iş görmek, başkasına ait işleri yapmak, bir şeyin olması için yardım etmek, yapılması gereken görevi üstlenmek”tir. Bir diğer ifade ile Allah rızası için yapılan tüm iyilikler hizmet kapsamına girer. Hatta hayvanları himaye etmek, eziyet veren bir şeyi yoldan kaldırmak hizmettir. Hiç kuşkusuz en büyük hizmet, bir insanın Rabb’ini tanımasını, O’na yönelmesini sağlamaktır. Hizmetçi veya hizmetkâr ise “işi üstlenen kişi” demektir.
Hadiste de ifade edildiği gibi bir toplumun efendisi, Allah için onlara hizmet edendir. Hizmet, bir taraftan başkalarına faydalı olmaya vesile olurken, diğer taraftan da gayret ve ihlâsları nisbetinde hizmet edenlerin feyiz alıp yükselmelerini sağlar. Böy-lece belki de hizmet sebebiyle kazandıkları fayda, hizmetlerinde bulundukları kişilerden daha fazladır.
131Ebû Davud, İlim, 8; İbn Mâce, Edeb, 37 (nr. 3747).
132Deylemî, Firdevsü’l-Ahbâr, nr. 3291; Süyûtî, es-Câmiu’s-Saaîr nr 4751.
hadis bu hususu ifade etmektedir: "Kirn musi- -kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Ailah da ihtiyacını giderir. Kim bir müslûmam bir sıkJJ* kurtarırsa Allah da onu kıyamet günü sıknıZ'' birinden kurtarır. Kim müslümanın ayıbın örte Allah da onun ahiretteki ayıplarını örter. B: kardeşinin yardımında bulunduğu sürece, onayardımeder.”'^
Bunun için sahabiler hizmeti çanimet bııırıgfçjj hiçbir hizmetten geri kalmazlardı. Onlar hizmeti şerefli ve üstün amel sayarlardı. Hatta nâfile ibadetlerden daha faziletli addederlerdi. Bunun için hizmetin kendilerine verilmesini isterlerdi. Onlar bu konudaki hadisleri kendilerine düstur edinmişlerdi. Rivayet edildiğine göre Abdullah b. Abbas [radıyaiiaiıuanhûmâi, Mescid-i Nebevî’de itikâfa girmişti. Bir müminin sıkıntısını çözmek için itikâftan çıktı.
Kendisene, “İtikâfta olduğunuzu unuttunuz herhalde!” diye hatırlatmada bulundu, ibn Abbas
“Hayır unutmadım” dedi ve sözlerine şöyle devam etti: Resûlullah’ı [saiiaiiahu aleyhi vesellem] şöyle buyururken işittim: "Kim bir din kardeşinin ihtiyacını gidermek için yürür ve sıkıntısını giderirse bu yaptığı onun için on senelik itikâftan daha hayırlıdır. Halbuki kim Allah rızası için bir gün itikâfa girse Allah Teâlâ onunla cehennem ateşi arasında üç hendek koyar. Her bir hendeğin arası doğu ile batı arası kadar uzaktır.
Bu, büyük bir müjdedir. Bunun için her mümin Allah yolundaki hizmetlere bir şekilde katılmalıdır. Malı ve canı ile bizzat hizmetin içinde yer almalıdır. En azından gönlü ile, duası ile, niyetiyle destek vermelidir. Allah için yapılan hizmetlere engel olmamalı, hizmet ehli hakkında ileri geri konuşmamalıdır.
Unutmamak gerekir ki hizmet büyük bir ameldir. Bunun için hizmet ehli, Allah rızası için niyet etmeli edebe riayet etmeli, kimseyi incitmemeli, rencide et memeli, kibir ve gururdan uzak durmalı, ben ettim ben yaptım dememeli, belki de hizmeti kendi kurtu luşu için bir vesile bilmelidir.
“Mümin, insanlarla ülfet eden, kendisiyle de ülfet edilendir. Başkasıyla ülfet etmeyen ve kendisiyle ülfet edilmeyen kimsede hayır yoktur. İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olandır.
Ülfet, “uygun kimselerle görüşmek, herkesle güzel geçinmek, insanlarla konuşmak, anlaşmak, uzlaşmak, uyuşmak, kaynaşmak ve dost edinmek” gibi manalara gelir.
Hadiste de ifade edildiği gibi hakiki mümin ülfet eder, insanlarla dostluk kurar, herkese güler yüz
135 Ahmed b. Hanbel, el-Mûsned, 2/400; Taberânî, el-Mu‘cemû’l-Evsat, nr. 5783; Hâkim, el-Mûstedrek, 1/23; Beyhakî, Şuabû’l-lmân, nr. 8119; Süyûtî, el-Câmiu's-Sagîr, nr. 9147.
gösterir, insanlarla iyi geçinir, anlaşma yoluna gider. Bu da imanın gereğidir.
Zaten mümin, iman etmekle ülfet ve ünsiyet temelini atmış demektir. O, en başta Rabb’i ile arasını düzeltir, gönlünü O’na bağlar, O’na itaat ve ibadet etmekle yakınlık bağını kurar, sonra da diğer varlıklarla ülfet etmeye çalışır. Çünkü müminin derdi, Allah ile ülfet ve ünsiyet kurabilmektir. Onun en büyük hedefi de ülfetle dostluk makamını elde edebilmektir. Sonunda öyle bir noktaya varılır ki Allah’ın düşmanları hariç tüm insanlarla, hatta tüm varlıklarla ülfet kurar. Ülfet ehli müminlerde sevgi, merhamet, tevazu, cömertlik ve fedakârlık gibi vasıflar öne çıkar. Böyle bir karaktere sahip olan bir kimse, daha dünyada iken gönlü ile cennetin kokusunu hisseder.
Ülfet ehli bir âmir, zorba bir lider değil, hizmetkâr olur. Bir işçi horlanan değil, sevilen, sayılan olur. Bir baba kendisinden nefret edilen değil, özlenen ve yolu gözlenen bir baba olur. Aslında ülfet, İlâhî bir nimettir. Allah’ın ikram ve ihsanıdır. Allah onu imanla birlikte sevdiklerine verir. Nitekim bu gerçek âyet-i kerimede şöyle bildirilmektedir: “Allah, müminlerin kalplerini birbirine ısındırdı, ülfet ettirdi. Şayet sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine de onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah, onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir’’{Briâ\ m).
Görüldüğü gibi gönülleri ısındıran, kaynaştıran Allah’tır. Yüce Allah, onların kalplerine iman koyarak birbiriyle kaynaştırdı. Onların kalplerine ülfet verdi. Kalplerini uzlaştırıp hepsini kardeşler yaptı. Onları birbirlerine ısındırdı. Yüzyıllardan beri aralarında kin, nefret ve düşmanlık bulunan Evs ve Hazre
kabilelerini birleştirerek birbirlerine gönülden bağlı insanlar haline getirdi. Artık hepsi iman bağıyla kardeş olmuşlardı. Hz. Peygamber’in [saiiaiiahu aleyhi veseiiem] etrafında sahabe olmuşlardı. Birbirlerine kin ve nefret değil, sevgi ve saygı ile bakar olmuşlardı.
Unutmamak gerekir ülfet ve kardeşliğin temeli sevgidir. Temelinde sevginin bulunmadığı kardeşlik geçici ve yüzeyseldir. Maddi değerlerle belki kalp ısınır, ama ülfet gerçekleşmez. Onun için her mümin, sevgi ve şefkatle insanlara yaklaşmalıdır. Ve her daim, “Allahım! Kalplerimizin arasına ülfet ihsan eyle ve gönüllerimizi kaynaştır" Ğye dua etmelidir.
MÜMİN GÜLER YÜZLÜ, TATLI DİLLİ ve GÜZEL AHLÂKLIDIR
“Sizler, mallarınızla insanları hoşnut edip gönüllerini alamazsınız; ancak onları güler yüz ve güzel ahlâkınız ile hoşnut edebilirsiniz.
Güler yüz, tatlı dil, güzel muamele ... Bu üçlü, gönüle girmenin yolu ve ruha sevilmenin sebebidir. Bu yüzden güler yüzlü, yumuşak sözlü ve güzel ahlâklı insanlar, toplum içinde sıcak ve yakın bir ilgiye mazhar olurlar ve her zaman sevilirler. Böyle kimselerin kalbi İlâhî rahmetin tecelligâhı olur. Peygam
ber Efendimiz [saiiaiiahu aleyhi vesellem] bu güzelliği şöyle ifade eder; “İki mümin karşılaşıp musafaha ettikleri/ tokalaştıkları zaman, üzerlerine yüz rahmet iner. Doksan rahmet en güler yüzlü ve cana yakın davra-nana verilir, onu da diğerine verilir. ’’ Bunların ne denli büyük meziyetler olduğunu, Resûl-i Ekrem’in, Hz. Ebû Zerr’e iradıyaliahu anh] yaptığı şu nasihatten anlıyoruz: “£y Ebû Zer! İyilikten hiçbir şeyi küçük görme, hatta bir kardeşini güler bir yüzle karşılaman biie basit bir şey değildir.
Evet, güler yüz, gülleri açmış bir bahçe gibidir. Seyredenlere bir güzellik verir. Özellikle aile hayatında güler yüzün önemi inkâr edilemez. İnsan evindeki huzuruna göre topluma huzur katar. Evinden güler yüzle uğurlanmış bir erkek, sabahtan akşama kadar etrafındakilere tebessüm saçar.
Asık surat, sert söz yuvaları çekilmez hale getirir. Samimiyeti kaldırır. İnsanların kalplerini birbirine karşı soğutur. Bunun için mümin güler yüzlü, tatlı dilli ve güzel ahlâklı olmalıdır. Her hususta olduğu gibi, bu konuda da Hz. Peygamber’i |saHaHahuateyhiveseiiem) örnek almalıdır. Çünkü Peygamberimiz kimseye karşı yüzünü ekşitmemiştir. Herkese mütebessim davranmıştır. Bu ahlâkla çok dostluklar elde etmiş oluruz. Gönüllere taht kurarız. Günahkâr da olsa herkese iyi davranmamız gerekir. Kendimizi sevdi* remediğimiz insanlara inancımızı hiç sevdiremeyiz.
“Dilini tut, ancak hayrı söyle; çünkü sen ancak bu şekilde şeytana galip gelebilirsin. ”
Dil, Hak Teâlâ’nın yarattığı şaşılacak şeylerden biridir. Görünüşte bir et parçasıdır; ancak hakikatte varlıkta olan her şey onun tasarrufu altındadır. Akla, vehme ve hayale gelen her şeyi dil söyler. Kalbin doğruluğu ve eğriliği dilin doğru ve eğriliğine bağlıdır. Bu sebepledir ki Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi veselem], “Kulun kalbi doğru olmadıkça, imanı doğru ve müstakim olmaz. Dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz. Komşusu kötülüklerinden emin olmayan kimse cennete giremez” buyurmuştur.
Dilin bütün organlar üzerinde yönlendirici bir etkisi vardır. Çünkü o kalbin sözcüsüdür. Kalpte olup bitenleri dil dışa vurur. Hz. Peygamber [saiiaiiahu aleyhi veselem] dilin diğer organlara nasıl tesir ettiğini şöyle bir misalle anlatmıştır: “Âdemoğlu sabaha çıktığı zaman bütün âzaları, dile yalvararak, ‘Bizim hakkımızda Allah’tan kork. Zira biz sana tâbiyiz. Sen doğru olursan biz de doğruluk üzere kalırız, sen sapıtırsan biz de sapıtırız!’ derler
Dilin tehlikesi gerçekten çok büyüktür, öyig bazan bir kelime -Allah korusun- insanı ateşe düşj' rür, haktan uzak eder, lâneti çeker. Hem insanı k(jf götüren, imanı söndüren küfür lafızları, dilin âfetleri dir. Dolayısıyla insanın işlediği kötülüklerin pekçoğy dilinden kaynaklanır. Nitekim Resûlullah Efendimi? [saiiaiiahu aleyhi veselem] bir hadis-i Şeriflerinde, İnSâp, ların yüzükoyun ve burunları yerde süründürülerek cehenneme atılmaları, ancak dilleri yüzündendir”^^ buyurmuştur. Bir diğerinde ise, "İnsanoğlunun hate^ larının çoğu diUndendir’’ buyurmuştur.
Görüldüğü gibi dil, bir anahtar gibidir. Hayrın da şerrin de kapısını açabilir. Unutulmamalı ki kulaktan giren sözler, dil vasıtasıyla ortaya çıkar. Bu nedenle ağızdan çıkacak sözlere dikkat etmeli, aklın ve imanın terazisinde tarttıktan sonra söylenmelidir. Düşünmeden söylenen sözlerin, bazan dargınlıklara, kavgalara sebep olacağı unutulmamalıdır.
Göz ve kulağın iki, dilin bir tane olması iki defa bakıp, iki defa dinleyip sonra bir kez konuşmaktır. Yine konuşmaktan çok, dinlemeye ve görmeye ihtiyacının olmasından dolayıdır. Bunda insanın az ve öz, faydalı şeyler konuşması ve çirkin sözlerden kaçınması gereğine de işaret vardır. Yüce Allah, faydalı şeyler konuşması için insana akıl vermiş, fikir vermiş, ayrıca diline hâkim olması için de iki dudak vermiştir. Nitekim Hak Teâlâ, "Biz insana ikigöı, bir di! ve iki dudak vermedik mi?” (Beied 90/&-9) buyurarak bu gerçeğe işaret etmektedir.
Ohalde insanın organlarından en fazla isyankâr olan dilin âfetinden kurtulmanın en kesin yolu. Al-
143Tırmizi. İmân, 8; İbn Mâce. Rlen, 12; Ahmed b. Hanbel. aMterac 5/231. 236, 237.
144Beyhâki.$ü^7-ib^. 2/91: İbn Ebû’d-Oirıyd,/û^^
lah Resûlü’nün bildirdiği çözümdür ki bu da hayrı konuşmak, aksi takdirde susmaktır. Ancak gerektiği zaman ve gerektiği kadar konuşulmalıdır. Resûlul-lah Efendimiz [saiiaiiahu aleyhi veselem] şöyle uyarmış-\\rf Allah’ın zikri dışında çok konuşmayın. Zira Allah’ın zikri dışında çok konuşmak, kalbe kasvet (katılık) verir. Şunu bilin ki insanların Allah’a en uzak olanı kalbi katı olanlardır.
Allah Resûlü bir gün, “Size, bedene hafif, mizanda ağır gelecek bir amel bildireyim mi?” diye sormuştu. Ashap,
“Evet, öğret ey Allah’ın resûlü” demişti. Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi veselem] ŞÖyle buyurmUŞtU! “O, susmak, güzel ahlâk sahibi olmak ve sana fayda sağlamayacak şeyleri terketmektir.
Evet, dil, konuşmak için yaratılmıştır. Ancak onun asıl görevi; hayırları söylemek, iyilikleri öğretmek, Allah’ın kelâmını okumak, O’nun emir ve yasaklarını bildirmek, Resûlullah’ın [saiiaiiahu aleyhi ve-seiem] Sünnetini anlatmaktır.
Sonuç olarak gıybet, iftira, yalan, lüzumsuz konuşmak gibi dilin âfetlerinden uzak durmak bizi kurtuluşa, huzura yakınlaştırır. Öyleyse mümin ya hayır konuşmalı ya da susmayı tercih etmelidir.
“Ey insanlar! Aranızda selâmı yayın, yemek yedirin, sıla-i rahimde bulunun, insanlar uykuda iken kalkıp namaz kılın ve selâmetle cennete girin.
Selâm, “emniyet, huzur, selâmet, sağlık, barış, güven, rahatlık, İyi netice ve kurtuluş” gibi manalara gelir.
Hadiste ifade edilen hasletlere sahip olan bir kimse, selâmetle cennete girer. Zira insanlara yemek yedirmek, İkramda bulunmak, misafirleri ağırlamak çok faziletli ve sevabı bol amellerdir. Bu, ancak hayırlı ve faziletli insanların yapabileceği bir şeydir. "Sizin en hayırlınız yemek yedirendir hadisi de bu hakikati İzah eder.
Kur’an’da ihsanda ve iyilikte bulunulacak yerler, belirli bir sırayla ele alınmış ve mûslûmanların dikkatine sunulmuştur. Elbette ki öncelik sırası akrabalarındır. Yakın akrabadan sonra sırayı komşular alır. Çünkü komşuluk, dinimizde hassasiyetle üzerinde durulan bir mevzudur. Nitekim Peygamber Efendimiz IsaMaOahu aleyhi veseHem), ‘tibnl. komŞiÂJk hususunda o kadar tavsiyede bulundu ki ben nere
deyse komşunun komşuya mirasçı olacağını zannettim” buyurur.
Selâm, Allah’tan kişiye hem barış, huzur ve güven dileği hem de dostane bir ilişki teklifidir. Yani selâm veren kişi şunu demek istiyor: “Allah’ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerine olsun, Allah’ın koruması ve muhafazası üzerine olsun; Allah seninle olsun; benden sana zarar gelmez.”
Allah’ın güzel isimlerinden biri “es-Selâm”dır. Cennete de “Dârü’s-selâm” denmiştir. Cennet ahalisi de birbirleriyle karşılaştıklarında söyleyecekleri ilk şey “selâm” olacaktır. Selâm, İslâm dininin buyruğudur, her devirde ve her mekânda yaşayan müminlerin değişmez parolasıdır. O, her şeyden önce müslümanlar arasında bir şiardır. Müminler birbirlerine selâm vererek tanışırlar, birbirlerinden emin olurlar ve birbirlerine dua ederler. Müminler birbirlerine selâm vermekle yükümlüdürler. Böylelikle kendilerinin ulaştığı selâm halini müslüman kardeşi için de isterler. Onların yeryüzünde ve cennette selâm yurdunda olmaları için dua ederler.
Selâmlaşma, İnsanî bağların ve iletişimin anahtarıdır. Allah’ın insanlara emrettiği bir davranıştır. Birbirleriyle karşılaşan müslümanların, konuşmazdan evvel birbirlerine selâm vermeleri sünnettir. Karşıdaki kişiye duyurmak müstehaptır. Selâmı alan kişinin, selâm verene onun duyacağı bir sesle iade etmesi vâciptir. Verilen selâmı almak her fert için farz-ı ayın, topluluğa verildiğinde ise farz-ı kifâyedir, bir kısım müslümanlar tarafından alındığı takdirde diğer müslümanlardan düşer. Çünkü farz-ı
kifâyeden maksat, o işin yapılmasıdır. Mükelleflerden hiçbiri bunu yapmazsa bunu bilen ve mükellef olan bütün müslümanlar günahkâr olur. Toplulukta bulunanlardan birinin selâmı alması yeterlidir. Ancak hepsinin alması daha faziletlidir.
Selâmlaşma İlâhî bir hükümdür, hem Allah’ın emri hem de Hz. Peygamber’in sünnetidir. Bir âyet-i kerimede bu hükme işaret edilerek şöyle buyrul-muştur: “Ey müminler, size bir selâm verildiği zaman, ondan daha iyisi ile selâm verin veya aynıyla mukabele edin” Peygamber de [saiiaiiahu
aleyhi vesellem], müminin mümin üzerindeki haklarından söz ederken selâmlaşmaya dikkat çekmiş ve şöyle buyurmuştur: “Sîzler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi size haber vereyim mi? Aranızda selâmı yayınız.birebir ürünler sundu.
Sayfalar
- Ana Sayfa
- Replika Telefonlar
- Kore Mali Telefonlar
- Cep Telefonu Modelleri
- Cep Telefonu Fiyatlari
- Seo Fiyatlari
- Seo Çalişmasi
- Spot İphone
- Spot Samsung
- Spot Telefon
- replika samsung s4
- replika samsung s5
- replika samsung note 3
- replika samsung note 4
- replika telefon
- replika telefon ve google link
- ucuz canta modelleri ve fiyatlari
- ikinci el satilik cep telefonlari
- cep telefonu dokunmatik ekran tamiri fiyati
- İphone Samsung Cep Telefonu Kelimeleri
- Replika Telefon > Modelleri, Siteleri, Fiyatlari
- Replika İphone 8 Plus
- Replika Samsung S8 Edge > Cep Telefonu, Fiyatlari
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder