replika telefon ve islam bilgilerim78

 replika telefon


replika telefon ve islam bilgilerim78 sizlere engüzel yzıları  yazan replika telefon diyorki MüellefeHissesi Ve Benzeri Bazı Meseleleri Dinî Ahkâmın Zamanla Hükümden Düşeceği YönündeKullanmak İsteyenler Ve Değerlendirilmesi
Günümüzde bazıları, gerek müellefe’ hissesi ve gerek köleliğin kaldırılması ve yine ilk zamanlarda ki bazı tasarruflardan yola çıkarak dinî-hukukî hükümlerin bağlayıcı olmadıkları gibi bir görüşe saplanmışlardır. Müellefe hakkındaki durum, yukarda uzun uzadıya serdedildiği gibidir ve gene yukarda anlatıldığı
93bak. İbn Humâm, II, 265-266
94Ebû Yûsuf, Harâc, 87
Isı Amin dayanisma - /’aylaşma medenİyetî
gibi bu gibilere; Biri zekât öteki de genel devlet gelirleri olmak üzere, Peygamij^ döneminde olduğu üzere, iki ayrı kaynak tahsis edilmiştir ve devlet bunlarıj^^ uygun bulduğu kaynağı kullanabilmektedir. Nitekim Kur’an devlet gelirlerimi^ kullanım ve tahsisi konusundaki bütçe yapma tasarrufunu Peygamber’in şahsım da Devlete bırakmıştır* Geçmişte müellefe hissesinin neshi ya da durdurulm^j, konusunda ki görüşlerin iki kaynaktan Zekât üzerinde yoğunlaştığı görülür. de şahsen, devlet gelirleri müsait olduğunda, zekâttan yoksullara daha fazla düşmesi için, eğer müellefe faslının işletilmesi zarureti varsa, bunun öncelildç genel Hazîne imkânlarıyla karşılanmasından yanayım. Zekât olsun. Devletge|j^ i olsun malî tahsisler ihtiyaçlara ve onlardan öncelikli olan, gerekli olan vesonrj [I gelenler sıralamasına dayanır. Hüküm illa gereksizlere de tahsisi ön görmez.
a. Kölellk/rlkâb: Az sonra ayrı bir başlık altında incelenecek olan gili hissenin durumuna gelince bu da aynı hükümde değerlendirilmelidir. | da unutulmamalıdır ki Kur’an’da insanların köle yapılmasına ilişkin bir emj yoktur, sadece durum tespiti, bu konumda olanların durumlarının iyileştiriimj. si ve onların kölelik durumundan kurtarılması vardır^®. Kölelik kaldınldıysa 1; •Afrika'da bazı bölgelerde vakıa olarak halen devam ettiği söylenir- bu hed? toptan gerçekleşmiş olur. Zekâttan onlara tahsis edilen pay da -İnşallah daha insanlık tarihinde ortaya çıkmaz- yeniden ortaya çıkıncaya kadar, zekat diğer fasıllarına harcanır. Ancak ben şahsen köleliğin, doğrudan mülkiyet alt. da olma boyutu kalksa da o; ferdîlikten toplumlann köleliğine geçiş yönüne; bir boyut değişikliğine mi uğradı; diye bir soruyu da hep kendime soranı? Burada bir yandan yoksulluk, öte yandan toplumun kendi hür iradesini küfe namama gibi iki sıfat birlikte bulunur. Yine ben, biraz sonra geleceği gibi.Hı. Peygamber dönemindeki bazı uygulamalardan da yola çıkarak, müellefeyids sadece kişiler boyutunda değil toplumlann da müellefe olabileceği kanaai taşınm.
b.Hz. Ömer’in, harplerde ele geçen arazileri pay etmeme too rufu: Burada iddia ganimet hukuku olarak Kur’an bu gibi yerlerin gazi! re pay edilmesini öngördüğü halde halîfe Ömer (r.)’in farklı bir yol ızkyeı bunu yapmadığını ileri sürer. Bilindiği üzere bu gibi gelirlerde, zekâtta ok ğu gibi yoksul, yetim ve yolcuların da âyette belirtilen belli bir hissesi vat' Resûlüllah (s.a) zamanında harp yoluyla ele geçen Benû
Ha^ber topraklarından hangilerinin doğrudan ganimet ahkâmı çerçevesmcit-gazilere ve yine bu haktan faydalanabilecek diğer müslüman halka paylaş tınldığına gelince bu da, işin ehli arasında ihtilâf konusu olmuştur'^^ Bu adı geçen yerlerden başka bir yerde de, bildiğim kadarıyla İslâm tarihi boyunca bir paylaştırma ve topraklarından çıkarma zaten söz konusu olmamıştır. Eğer olduysa o da, yanlış veya doğru, bir siyaset gereği olmuş olur. Mesela tbû Yûsuf a göre bu çerçevede paylaştırılan sadece Hay^ber arazisidir^® ki orada da meskenler yine sahiplerinde kalmış ve yarıcı sıfatıyla da Ömer zamanına kadar onlar toprakları üzerinde bırakılmışlar ve sonra belli bazı sebeplerle de buradan alınıp kuzeylerde İrak tarafında, masrafları Hazînece karşılanıp ku rulan bir yerde iskân edilmişler, Hayber’deki işletmecilikten doğan haklarının bedellerini de Beytulmalden almışlardır. Bu söz konusu yarıcılık Hayber ve bir de civarındaki bazı küçük yerleşim bölgelerinde uygulanmış tek istisnaî bir du rumdur. Benû Nadir ve Kura^za'ya gelince onlar doğrudan Medine merkezini tehdit eden ihanetleri sebebiyle yerlerinden çıkarıldıkları için orada bırakıla mamışlardır. Hicaz, vahyin geldiği İslâm’ın beşiği bir yer olduğundan o çekir dek bölgede ve yalnız oraya mahsus bir siyaset olarak, başka dinlere müsaade etmeme siyaseti oluşmuştur ki bu, Peygamber (s.a)’e dayanır^.
Ganîmet hukukunun taşınır mallar üzerinde ceryan edip taşınmazlar üzerinde olmadığı yönünde Fıkıhta genelde ortak bir kanaat olduğunu söylersem herhalde yanlış olmaz. Diğer bir husus da, harple ele geçen topraklar üzerindeki karar yetkisinin Peygamber’e ve dolayısıyla devlet başkanına ait olacağıdır ki Hoşr sûresi 7. âyette geçen; “ Peygamber size ne takdir edip verdiyse onu alın ve takdir edip vermediğinden de uzak durun”, mealindeki âyet bu yetkiyi dile getirir. Dolayısıyla Peygamber bir-iki yerde araziyi gazilere ve halktan bazı muhtaçlara taksim ederken doğrudan bu yetkisini de elbet devreye sokmuştur. Hz. Peygamber’in vefat ettiği sırada yaklaşık 3 milyon m2’lik bir toprak onun hâkimiyeti altına girmiş olduğu halde söz konusu bir-iki istisna dışında, arazilerin pay edildiği görülmez. Onun tarafından verimli Tâif vadisine harple girilmiş ve o, orasını tabiatına dokunulmaz bölge ilân etmiş'“ ve fakat bir taksime yönelmemiştir.
Söz konusu yerlerin paylaşım durumu, ilgili kaynaklar ve değerlendirme için bak. C Yeniçeri, Devlet Bütçesi, 235-236 Ebû Yûsuf, Harûc, 74
Söz konusu yerlere. Peygamber döneminde uygulanan işlem, Ömer’in Hayber halkını çıkarışı hakkında bak. Yençeri, Hz. Muhammed ve Yaşadığı Haçıat, 296-308.
v.ıılıkl.n hiı paylaşmaya tabi tutulmadılar. Genel tutum, teışınmeız At i/Î bir ;>’lir olan ganimetler hukukuna dahil edilmediğidir. Bu konuda örnek olmaılığı için olacak ki o bir-iki misalden yola çıkanlar Hz. Ömer’çj^'^' zik»! in [Kiy edilmesini istediler. Meclis bir-iki gün konuyu tartıştı ve nihayg^^^^’ H'v' (I la/in»’ ya da halkın tümüne ait olması gereken varlık ve onların Inıkııkuını düzenleyen âyetlere dayanarak, destekçileriyle birlikte bu S
ınaz varlıkları ganimet hükmü dışında bırakü. Ömer’in hemen herkesi ikn^ delilleri, / /nşr sümsinde; "Servet ve tabii kaı^naklann belli ellerde toplanm^^
öngön'n" 7, âyet ile yine mealen söylersek buradaki; “Gelecekteki nesi/ig^ imkânlar bımkılması"m dile getiren 10. âyet olmuştur. Ömer bu âyetlere
rak; R.»thedilen toprak ve eldeki imkânların belli ellerde toplanması ile geig,
yetimlerin, dul ve yoksulların bir imkânsızlığa mahkûm edileceği ve bu d^ izin verilemeyeceği yönünde bir konuşma yapmıştı ki orada benzer konuş,^g'^ panlar da olmuştu'”*.
c.Kur’an hükmü İzin verdiği halde Hz. Ömer’in Vâliye, gayfj müsİİm hanımla evlenme yasağı ve Dinde emredici, yetki ue izin verici hükümler ayırımı:
Kuran'daki genel ilke ve ahlâkî değer hükümleri dışında kalan hu' . kümlerin, o günün toplumundaki mer’î (yürürlükte) ahkâm olupbunianr -layıcılığı bulunmadığı iddiasının en çok dile doladığı delillerden biri de n; yine Mz. Ömer'in, Kur’an'da izin verildiği hadde bir vâlisini. müslüman’,.; /arın aleyhine olur gerekçesiyle, bir ehli kitap hanımla evlenmekten menetnıs dir. Ehl-i kitap hanımla evlenmek bir emir hükmü değil, bir müsâde ce\a:-müdür. Bu tür hak getiren hükümler, hürriyet alanlarını gereksiz daralhpk olmamak şartıyla, toplumun yüksek menfaatlerinin gerektirdiği yer ve konuı üst makamca müdahale görebilir. Ömer de bunu yapmıştır. Yapılıp yapılma sında serbestlik bulunan mekruhlar da yine bunun gibi, yönetimce yasaklan lir. Tamamiyle mübah olana devletin o belli sebeplerle müdahale yetkisi mekruh olana daha çok yetkisi olur. Fakat bizzat bağlayıcı hükümlerin, er nehiy/[,/asak olanların durumu böyle değildir. Devlet ve iktidar gücü, fıkhı konuşursak, bir emrin edasına engel olamayacağı gibi o, bir haramın haram
101 ilgili âyetler. Meclis tartışması ve gerekli açıklamalar için bak. Yeniçeri, İslâmda DevletBû^ 239
da ortadan kaldıramaz. Onlar annık îjiddHli z.ınırt'l (Kmnmında, yine Kur'an, Sünnet ve Fıkhî tespitler ölçüsünde kiîji için, kendi suresiyle sınırlı olarak, mü-balı hale gelebilir, emirler de bir gecikmeye ugr.ıyabilirler,
Kur 'an idare alanında tcferrual lıükümler değil, genel ilkeler getirmiştir ki onlar her çağ için vazgeçilmezlerdir, liıı alniKİ.ı sadece fjenel ilkelere ihtiyaç olur ve teferruatı iktidarlar, o ilkelere aykırılık olmadan zaman, zemine ve kendi dirayet ve anlayışlarına göre kendileri tanzim ederk-r, Arlık bunlar tamamiylc beşerî tanzimlerdir. Anayasalar da böyle değil midir? Diğer alanlara gelince Kur’an’ın teferruat hükümleri kendini daha çok oralarda gösterir. Bunları gelip geçer şeyler olarak görmek bir delilden yoksundur**’ blbel bir de Kur’an ve Sünnet'de çokça ahlâkî değer hükümleri vardır ve hukuk onlarla da bir ilişki içinde olur,
Hz. Ömer yukarıda söz konusu edilen tasarruflarında Kur'an'ı devre dışı bırakmış ve Kur’an'a rağmen bunları yapmış değildir. O, arazileri eski sahiplerinin elinde bırakıp onlara vergi koyarken ilaşr sûresindeki ilgili âyetlere dayanmamış mıydı? Ömer cevaz hükmü ile emir hükmün ne olduğunu ve müellefeye yapılacak ödemelerin, duruma göre değişebilen bir takdir meselesi olduğunu bilmiyor muydu? O; bu gün artık biz guç/üyüz, dememiş miydi^
Bütün bunları fıkıh zemini ve onun usulleri içinde kavramadan ve üstelik eksik ve yavan bilgilerle yola çıkarak iddialı hükümler ortaya koymak bir bilim insanı için ciddi bir duruş olmasa gerek Eğer Fıkıh dışından insanlar ona nizâmat vermeğe kalkışıyorlarsa burada ihtisaslara saygı yoksunluğu söz konusu olur ki bu da bilim insanına hiç yakışan şey olmaz. İnsanın eksiği olabilir ve yanılabilir. Niyetler güzel olsa da yol da saptırıcı olabilir. Nice yavan bilgiler ve araştırmalar üzerine oturtulmuş yaklaşımlar, görüşler vardır, Tamamiyle beşerî olanlara fetva çıkarıp onları dinileştirmek isteyenler de bulunabilir. Bırakalım, biz uysak da uymeısak da Din tamamen kendisi olarak kalsın, ondan tamamen bağımsız beşerî olan da ortada kendisi olarak dursun, Muellefc hissenin durduruluşunu ve benzeri meseleleri bir art niyetle istismar edenler de çıkabilir ki onların bizzat kendilerinin müellefe sınıfından olacakları muhakkaktır.
Bir içtihadı hüküm örfü temel alarak orfaya çıkmışsa şamarı içinde o örfün değişmesiyle o da hükümden düşmüş olur. “Ezmanın (zamanın) /ayoyjK/ru ile ahkâm debeddül eder" fıkıh kaidesi bunu dile getirir ki o, doğrudan âyet-hadi.slerin ortaya koyduğu hükümlerle ilgili değildir. Burade “zaman" örf ve âdet anlamındadır Bilgi eksikliği .sebebiyle olmalıdır ki bazıları bu kaideyi ileri sü rcrek Kur an-hadis hükümlerinin zamanla düşeceğini telkin edip dumrlar. Onlar Mecellede de ye alan söz konusu kaidenin açıklamasına baksınlar.
replika telefon yazdı..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder