Sayfalar
- Ana Sayfa
- Replika Telefonlar
- Kore Mali Telefonlar
- Cep Telefonu Modelleri
- Cep Telefonu Fiyatlari
- Seo Fiyatlari
- Seo Çalişmasi
- Spot İphone
- Spot Samsung
- Spot Telefon
- replika samsung s4
- replika samsung s5
- replika samsung note 3
- replika samsung note 4
- replika telefon
- replika telefon ve google link
- ucuz canta modelleri ve fiyatlari
- ikinci el satilik cep telefonlari
- cep telefonu dokunmatik ekran tamiri fiyati
- İphone Samsung Cep Telefonu Kelimeleri
- Replika Telefon > Modelleri, Siteleri, Fiyatlari
- Replika İphone 8 Plus
- Replika Samsung S8 Edge > Cep Telefonu, Fiyatlari
replika telefon ve varlık hiclik88
replika telefon ve varlık hiclik88 sizlere en güzel yazıları yazan replika telefon diyorki karşısmdalc uıvırlar m,•sd,somıvlandırmayı amaçladık. Sadece cinsel tavrın başkası kaışısmdakı ılksd hu davranış olduğuna işaret etmek istedik. Söylemek bile gereksiz kı, bu davranış, zorunlu olarak, başkası-için-varlıgın kökensel ûlıımsallıgı ile bizim kendi ol|,u.sallıgımızm kökensel olumsallığım içenr. Ama bu davranışın kökenden ıiibarcn lizyolojik ve ampirik bir öluşuma tabi olması kabul edemeyeceğimiz bir şeydir. Beden “varolduğu” ve de başkası “varolduğu” andan itibaren, arzu aracılığıyla, aşk aracılığıyla ve sözünü etmiş olduğumuz türev tavırlar aracılığıyla tepki veririz, k'izyolojik yapımız yalnızca sembolik yönden ve mutlak olumsallığın alanı üzerinde bu tavırlardan birini ya da ötekini alabilmemizin sürekli imkûnım ilade eder. Böylece kendi-içinin başkası karşısında bizatihi belirışi içinde cinsel olduğunu ve cinselliğin kendi-için aracılığıyla dünyaya geldiğini söyleyebiliriz.
Elbette başkasına yönelik tavırların betimleyegeldiğimiz bu cinsel tavırlara indirgendiklerini iddia etmiyoruz. Bunlar üzerinde uzun boylu durmamızın iki amacı vardı: her şeyden önce bunlar temel tavırlardır ve sonuçta insanlann bir-birlenne yönelik karmaşık davranışlarının hepsi de bu iki kökensel tavnn (ve bir ûçüncüsunûn, az sonra betimleyeceğimiz nefretin) zenginleştirilmelerinden ibarettir, Somut davranışlann (işbirlikçilik, mücadele, rekabet, öykünme, angajman, İtaat", vb.) betimlenmesi hiç şüphesiz alabildiğine daha zordur, çünkü bunlartanhi duruma ve kendi-için ile başkası arasındaki her bir ilişkinin somut rzellıklenne bağlıdırlar: ama hepsi de cinsel ilişkileri sanki iskeletleriymişçesine ivlerındesaklarlar. Ve bunun nedeni de her yere sızan belli bir “libido’nun varlığı değil, sadece, betimlediğimiz tavırların kendi-içinin başkası-için-varlığını ger-■.âlcşlırdığive bu olgusal durumu aşmaya çalıştığı temel projeler olmalarıdır. Bu-radaacımanın, hayranlığın, tiksinmenin, tamahın, minnettarlığın, vb. aşkı ve arzuyu ne ölçüde içerebileceklerini göstermenin gereği yoktur. Herkes kendi deneyimine olduğu kadar, bu farklı özlerin eidetik görüsüne de atıfta bulanarak bunu saptayabilir. Elbette bu farklı tavırların cinsellik tarafından ödünç alınmış sı-adan kılık değişiklikleri olduğunu söylemiyoruz. Ama cinselliğin bu tavırların temeli olarak onlarla bütünleştiğini ve daire nosyonunun sabit duran bir ucunun çevresinde dönen doğru parçası nosyonunu içermesi ve onun ötesine geçmesi gi-kbu tavırların da cinselliği içerdiğini ve onun ötesine geçtiğini söylüyoruz. Bu acıma, iyilik, vb. de
risinde, arzunun kökensel yapısı, en azından cinsel tiksinti diye tikel hulanıklık formu altında durmaktadır. Ve bu cinsel projeni^ de sanki “bizde” bilinçaltı durumda kalmak zordundaymış gibi a„|. rekir. Kendi-içine ait bir proje ancak bilinçli olarak varolabilir, c. içinde eridiği tikel bir yapıyla bütünleşmiş gibi varolmaktadır. Cinsç| leri, bunların tüm belirlenişlerini bireysel tarihten devşiren bir'ta^ line getirirlerken psikanalizcilerin hissetmiş oldukları şey budur \ selligin kökende belirlenmemiş olduğunu sanmamak gerekir âîıir^jj kendi-içinin başkalarının “varolduğu” bir dünyada beliriş nden iu^ lirlenişlerini içerir. Belirlenmemiş olan ve her binmızın tanhı ürafjı^ mak zorunda olan şey, başkasıyla olan ilişkinin türüdür, cinsel u.> mazoşizm-sadizm) bu vesileyle belirtik saklığı içinde lezanûr ede:=;< Bu tavırları, tam da kökensel olduklan için, başkasıyla münaseis^ gûyû göstermek üzere seçtik. Bunlar gerçekten de başkalarımycociı larla bütünleştiklerinden, başkasına yönelik dacranışiarm rjj döngûsellikleri içine sürüklerler. Aşkın kendi venıigısinı keni-kıig ması ve aşkın ölümüyle beliren arzunun daha sonr.ı çökerek venn:j^ sı gibi, nesne-başkasına yönelik lum davranışlar da bir öıne-bışks: örtük ve gizli bir atfı kendilerinde barındınrlar ve bu auîonlarjıö-, ne-başkasına yönelik davranışın ölümüyle birlikte özne-başlusmı defleyen yeni bir tavır belirir ve btt tavır da. sırası geldiğinde, tul ederek yerini tersi davranışa bııaknuk ıızerc çöker. Böylecesonugt nesne-başkasııulan özne-başkasına ve oznc-başkasından nesne-1 riliriz; koşu asla durmaz ve bizim başkasıyla ilişkimizi oluşturan da giştirmeleriyle birlikte bu koşudur. Koşunun hangi anında olurakö^ vırlardan biri ya da öteki içinde bulunuruz -ve her birinden de aım minsizUk duyarız-; kenciimizi aldatmamızın ya da kişisel tarihimi" lan uyarınca, benimsediğimiz ta\nr içinde kendimizi şuyadabus'"
Varlık vc Hiçlik
liriz, ama tavır asla kend, kendisine yetmez; her zaman karanlık bir hiçimde bir İçışka tavrı işaret eder. Çünkü gerçekten de başkasına yönelik tutarlı bir tavır alabilmemiz ancak onun bize aynı zamanda hem özne hem de nesne olarak, aşan-aşkınlık ve aşılmış-aşkınlık olarak gösterilmesiyle mümkündür, bu da ilkesel olarak imkânsızdır. Böylece bakış-varhktan bakılan-varliga doğru durmadan bocalayarak, almaşık çevrimlerle birinden kalkıp ötekine düşerek, benimsediğimiz ta-nr ne olursa olsun başkast karşısında her zaman istikrarsızlık halinde oluruz; başkasının özgürlüğü ile nesneligini eşzamanlı yakalamanın imkânsız idealim ko-valanz; jean VVahl’in deyimleriyle söyleyecek olursak, başkasının karşısında kimi zaman aşkın-iniş [trans-descendance] durumundayız (onu nesne olarak yakalayıp dünyayla bütünleştirdiğimizde), kimi zaman da aşktn-çtkış [irans-ascendan-cc] durumundayız (onu bizi aşan bir aşkınlık gibi duyumsadığımızda); ama bu ıld durumun ne biri ne de öteki kendisine yeter; ve hiçbir zaman kendimizi somut olarak bir eşitlik düzlemine, yani başkasının özgürlüğünü, tanınmanın başkasının bizim özgürlüğümüzü tanımasına yol açacağı düzleme yerleşliremeyiz. Başkası, ilke olarak, yakalanamaz olandır: onu aradığım zaman benden kaçar ve ben ondan kaçarken bana sahip olur. Kantçı ahlakın buyrukları uyannea başkasının özgıırlüğünû kayıtsız şartsız amaç kabul ederek eylemek istediğimde bile, bu özgürlük, sırf onu kendi amacım yapmamdan ötürü aşılmış-aşkınlık haline gelecektir; ve öte yandan nesne-başkasım bu özgürlüğü gerçekleştirmek üzere araç olarak kullanmadıkça, onun hesabına da eyleyemem. Gerçekten de başkasını bir araç-nesne olarak bir durumda kavramam gerekir; ve dolayısıyla elimdeki tek kudret, durumu başkası karşısında ve başkasını da durum karşısında degiş-tınnek olacaktır. Böylece her türlü liberal siyasetin engeli olan ve Rousseau'nun tek sözcükle tanımladığı o paradoksa sürüklenirim: başkasını özgür olmaya “zorlamak'zorundayım. Her zaman ve sıklıkla şiddet formu altında uygulanmasa da, insanların kendi aralarındaki münasebetleri yine de bu zorlama düzenler. Teselli ediyorsam, güvence veriyorsam, bunun nedeni başkasının özgürlüğünü onu karanan kaygı ve acılardan kurtarmaktır; ama teselli ya da güven veren kanıl, başkası üzerinde eylemeye yönelik bir amaçlı araçlar sisteminin düzenlenmesidir dolayısıyla bu kez başkasını alet-şey olarak sistemle bülünleştirmeye yönelir. Oalıası, tea'Ui eden kişi, Aklını kullanmak ve iyiyi aramakla aynılaştırdıgı özgür-ile, kendisine psişik bir determinizmin
iki bileşenini birbirinden ayırır gibi, özgürlüğü bedbahlbkıan Özgürlüğü ayrışunlabilen bir şey olarak düşündüğünden öıunîd:., ^ lüğü aşar, ona şiddet uygular, ve konumlandığı yerde şu gerçeği k; İmda kendini bedbahtlık kılan özgürlüğün kendisidir ve burn.- ^ gürlüğü bedbahtlıktan kurtarmak için eylemek, özgürlüğe karş; e, Bununla birlikte bir “bırakınız yapsınlar” ve hoşgörü ahlakının gürlüğüne daha fazla saygı göstereceğini sanmamak gerekir: itibaren başkasının özgürlüğüne olgusal bir smır getinrim, bu sınır 13^^ jelerimden her biri bu sının başkasının çevresinde çizer: acıma, D.ral;^ lar anlayışı, hoşgörü -ya da her türlü çekimser tavır- beni angaje sini da kendi rızası içinde angaje eden bana ait bir projedir. Başkai-jı^v de hoşgörüyü gerçekleştirmek, hoşgören bir dünyaya başkasının sağlamaktır. Başkasını, hoşgörüsüz bir dünyada geliştirmek imkimm'öı^ surca direnme, kararlılık, kendini olumlama türü özgür imkânlanndani mahrum etmektir. Bu, eğitim sorunu düşünüldüğünde daha da açıkça, kan bir şeydir: katı bir eğitim çocuğa araç muamelesi yapar, çünkü onu mediği değerlere boyun eğmeye zorlar; ama daha farklı yöntemler knij liberal bir eğitim de çocuğun hangi ilke ve değerlere göre muamele çömj priori seçimini yapmaktadır. Çocuğu ikna yöntemiyle ve )mmuşaldiliı yine de onu zorlamak demektir. Böylece başkasının özgürlüğüne sav55.i1 tır; bu özgürlüğe saygı göstermeye doğru atılımda bulunabılseydik!}| karşısında alacağımız her tavır saygı gösterdiğimizi iddia etüğimizcıo^ ihlali olacaktı. Kendini başkası karşısında tastamam ilgisizlik olari aşın tavır da yine bir çözüm değildir: biz esasen başkasmm karşısında(ij yaya fırlatılmış durumdayız, belirişimiz başkasının özgürlüğünün özşî! dırılmasıdır ve hiçbir şey, intihar bile bu kökensel durumu değışfeiK! ten de, edimlerimiz ne olursa olsun, biz bu edimleri başkasınınessns ve benim onun karşısında/aeladan olduğum bir dünyanın içinde yennt Suçluluk ve günah nosyonu kaynağını bu özel durumdan devşınrj başkasının karşısında olduğum içindir ki suçluyum. Önce, onun bakışıp lenmek zorunda olduğum bir düşkünlük olarak yabancılaşmamı ve| duyumsadığımda suçluyum; Kutsal Kitap’taki pek iyn bilmen farkına vardılar” sözünün anlamı budur. Ayrıca, bu kez de ben bijii ğımda suçluyum, çünkü, bizatihi kendi-kendimi olumlamamdan replika telefon sundu..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder