replika telefonlar ve madde ile kuvvet bilgisi34
evet arkadasdlar bugün replika telefonlar diyorki Bunlar, muKemmeı ve pıetafizik olmak sıfatlarıyla ve her şeyi önceden bilmek ve görmek özellikleriyle taban tabana zıtfar. Bunlar öyle aşikâr hakikatler ki, aksini söylemek, Afrika ve Avustralya ortalarmda ilkel kavimlere Hristiyanlık telkin eden misyonerleri bile mahçup bırakıyor. Örneğin oralarda telkin icra etmek üzere dolaşan bir papaza ilkel kavimlerden birine mensup bir genç şöyle söylemiştir: "Eğer siz bütün mahlûkları ve insanları bir Allah'm yarattığma cidden itikat ediyorsamz, şuna da itikat ediniz ki, o AUah da tamamıyla mükemmel değildir. Yavaş yavaş mükemmelleşmeye ve daha mükemmel mahlûklar yaratmayaçalışıyor. Örneğin en önce, yani daha acemi iken Boşiman (Boschimans) kabilesini yaratmış, sonra Hotantuları (Hottentots) yaratmış, daha sonra Beşuanalan (Bechuanas) yaratmış ve en nihayet beyaz insanları yaratmayı başarmıştır".
Şu değerlendirmelerden anlaşılır ki, yerkürenin kökeninin ve gelişim hadiselerinin açıklanmasmı yine tabii olan kanunlar ve kuvvetlerle başarabiliyoruz. Aşamalı ve pek uzun senelere muhtaç [227] bir evrim her şeyi açıklıyor. Bütün güçlükleri ortadan kaldırıyor.
Yerkürenin şimdiki hale girmesi için geçirmek zorunda bulunduğu zamanı aşağı yukarı hesap edebilmek de mümkündür. Çünkü jeoloji âlimleri her tabakanın kaç senede oluşabileceğini az çok belirliyorlar. Örneğin maden kömürünün oluşumu Profesör Bischoffa göre bir milyon seneye muhtaç olduğu halde, Chevandier'ye göre alü ya da yedi yüz bin seneye ihtiyaç gösterir. Şu halde maden kömüründen oluşan ve 10.000 ayak kalmlığmda bir tabakanm meydana gelmesi için de gereken zamanm bu miktara ilavesi zorunludur. Bunun için de yanm milyon seneye ihtiyaç olduğunu Profesör Philipps hesap etmiştir. Fakat İngiltere'deki maden kömürü tabakalarırun kalmhğı üç ila beş bin ayak olduğundan oluşumları için 350.000 sene geçmiştir. Halbuki Humboldt'un hesabma göre bazı deniz
Lonis Büchner
kuşlarının sahillere bırakhkları dışkılardan oIuşarP>\^ tabakaları, kalınlıkları otuz [228] metreden ibaret oldu^^o"’ oluşmak için İngiltere'deki kömür madenlerine nispetle <• daha fazla zamana ihtiyaç göstermişlerdir. İngiliz âlimi Croll, Grove'un hesaplarına dayanarak "glaci' devresinden itibaren geçen zamanm herhalde yüz bin aşağı olmadığını iddia etmektedir^ ki, bu zaman
' devrelerine nispetle pek önemsiz ve azdır. Aym yazar üi devrenin ilk iki parçasmı oluşturan "eosen ve miyosen" ^ miocene) devrelerinden beri milyonlarca senenin gp olduğunu öne sürüyor. Yer tabakalarının oluşumu geçen zamanm hesabı daha müthiştir ve milyonlarca sJ ^ bulur.
Lyell'in hesaplanna göre bu hususta 560 milyon senev ihtiyaç vardır ki, bımım biraz abarülı olduğunu ve yüz mily^ senenin söz konusu oluşumlar için yeterli olduğunu [229] i(j^j edebiliriz. Dünya üzerinde ilk hayat eseri görüldüğünden itibaren geçen zaman da Helmholtz'un hesabma göre ancak bu kadar, yani yüz milyon senedir. Hatta Helmholtz bu miktarın Dünya'nm başlı başma bir gezegen olduğu zamandan itibaren geçen zamam da ortaya koyabileceğini söylemektedir. Falb ve Klein gibi diğer bazı yazarlara göre, Dünya'mn yaşı iki bin ^milyon seneye ulaşu. Profesör Bischoff, sıvılaşmış ve soğumuş olan bazalt parçaları üzerinde incelemeler yaptıktan sonra, ?sasen sıvı ateş halinde bulunan Dünya'nm iki bin dereceden ki yüz derece ısıya kadar soğuması için üç yüz elli milyon menin geçmesi gerektiğinden söz etmiştir. Blandet ve Vinot minde iki Fransız yazar bundan daha yüksek hesaplar elde tiler. Bunlarm hesapları fizikteki ışık teorileri üzerine ıruluydu ki, sonuçta Dünya'mn yaşı altı bin milyon seneye aşıyordu. Yine bu hesaplara dayanarak Neptün'ün yaşı kkmda bir fikir elde etmek istenilirse kırk iki bin (2301 milyon leye eriştirilir. Yani kendi ekseni etrafmda dönmekte ve ^aş yavaş yoğunlaşmakta olan nebülozun ekvator bölgeler >rek ve nihayet bu şişkinlik kırılarak kopan parçalardan
Madde ve Kuvvet / Sadeleştirme
0^egeni oluştuğundan bu ana kadar geçen zaman kırk
Sin milyon senedir.
^ hesaplar her ne kadar pek kesin olmasalar da Dünya'nm jumuna ve bizim ikametimize müsait bir hale gelinceye ® jar geçmiş olduğu devrelere ait, okura bir fikir verebilirler.
da anlaşıhr ki, bu oluşum ve dönüşüm aşama aşama, jeta hissolunmayacak bir surette meydana gelmiş ve asla jı^sal bir kuvvetin, bir kudret elinin ani ve şiddetli ^5nüşümlerine maruz kalmamıştır. Bu rakamlarla zaman ve jj^elcân hakkında da bir fikir elde eder ve milyonlarca sene j,i2den uzak olan yıldızları ve onlarm da oluşumlarım düşünerek ezelle ebed hakkmda daha ikna edici ve mükemmel üilgi edinmiş oluruz. [231]
Acaba niçin din fikirleri arasmda Allah'm ezeli ve ebedi replika telefonlar olduğu iddia olunuyor? Bundan maksat nedir? Bilimle dini uzlaştırmak mı? Bizim fikrimize ve kâinatın ezeÜ-ebedi ve nihayetsiz olduğuna inanmayıp da birtakım papazlarm cehennemlerine ve oıdarm ezeli-ebedi azaplarma inananlarm hareketine ile açıklanabilir? Natüralistlerin -tecrübe, gözlem ve müşahedelere dayanarak- iddia ettikleri ebediliği kabul etmeyenlerin, kökeni ve mahiyeti şüpheli bu gibi dinlere özgü ebediyet ve nihayetsizlik fikirlerini idrak edebilmelerine imkân varımdır?
Şimdiki zamamn bilimi, birtakım âletlerle ve bu suretle icra olunan uzun tecrübe ve müşahedelerle bâtıl fikirleri, dinleri bütün ayrmtılarıyla beraber reddeder ve güya aydm kabul edilen, fakat senelerden beri hep aym saçma kurallara bağlı kalan sahte âlimlerin iddialarım çürüterek kâinatm ezeli, ebedi ve nihayetsiz olduğunu iddia eder. Hem bu iddia yeni bir şey değildir, milyonlarca senelerden beri vaki ve daimdir. [232]
"Eski filozoflarm hemen hepsi kâinatm ebediyetine inandılar. Ocellus ve Lucanus, kâinat daima vardır ve daima varolacaktır demiş ve diğer hakimler de yoktan hiçbir şey var olamaz esasmı kabul etmişlerdir. Şu suretle 'yaratılış' boş bir looridir" (Holbach).
"Kâinat ne bir Allah ne bir insan tarafmdan yaratıldı. O flaimamevcuttur..." (Empedokles). [233]
On İkinci Bölüm İlk Nesil
pünya "akkor" halinde ve hayat sahibi varlıklar meydana görmekten ziyade, pek yakm bir zaman zarfmda kendi yüzeyi ^^erinde meydana gelebilecek bitkisel ve hayvansal her türlü {ezahürleri yok etmeye muktedir bir durumda bulunuyordu, /aradan epeyce bir müddet geçtikten sonra yerin kabuğu yavaş yavaş serinleşerek ve soğuyarak ve bütün küreyi çevreleyen ^juhar tabakası bu soğuma sonucunda suya dönüşerek yeryüzüne düşe düşe öyle bir hal aldı ki, muhtelif organizmalarm oluşumuna istidatlı bir dereceye geldi. Şu suretle suyun zuhuru ile bu organik oluşumlarm başlangıcı birdir. İlk önce gayet ilkel ve eksik bir şekilde açığa çıkan hayat eseri pek uzun ve pek çok senelerden sonra yerin gelişimine tâbi olarak yavaş [243] yavaş evrimleşmiş ve şimdiki gördüğümüz sayılması mümkün olmayan şekilleri meydana getirmiştir. Bu muhtelif ve pek çok şekillerin meydana gelişi de şimdiki zamana nispetle pek eskiden gerçekleşmiştir. Üzerinde incelemeler yapabildiğimiz yer tabakaları bize birçok hayvan ve bitki kalmtısı sunarlar ki, bunlar hemen çoğunlukla mükemmel bir surette muhafaza olunmuşlardır ve şüphe yoktur ki, bu örnekler daha insanlarm hiç mevcut olmadıkları bir zamamn kalınülarıdır. Eski zamanlarda her hayvanm, ne kadar basit ve yüksek olursa olsun, hatta bitkilerden omurgalı olanlara kadar, bilinçsiz bir şekilde tabiattaki unsurlarm tekabülüyle ayrı ayrı meydana geldikleri zannolunurdu. Fakat bilim ilerleyip de büyütücü camların yardımıyla insanlar her şeyi incelemeye başlayınca bu zannm smırı pek daraldı. Hatta nihayet öyle bir madde bulundu ki, gayet basitti ve bütün organiklerin kökeniydi. "Kan dolaşımı"nm ilk kâşifi olan Harvey, 1619 senesinde, "Her varlık yumurtadan meydana gelir" demiş ve daha sonra bu sözler [244] "Her hayat sahibi varlık, yine bir hayat sahibi varhktan meydana gelir" tarzma dönüştürülerek daha genel bir şekle sokulmuştu. Çünkü üreme ve yeniden-üreme yalmz yumurta ile olmaz, aynı zamanda doğrudan doğruya üreme, bölünme, tomurcuklanma suretleriyle de canlı..replika telefonlar yazdı..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder