samsung telefon fiyatları ve ortadogu tarihi bilgilerimiz
evet szielre bugün samsung telefon fiyatları dediki ta^ıiHİıklan veya gönderildikleri Horasan’ı yağrnahdıhr Oa/nel//e verme vt kendi kızJarıyla evlendirme vaadiyle Se^uklulan hizaya ancak onlar bu sözlere kanmayıp yağmacılık veya göçebe hayvam pek kiril bulmadı. Gaznelılerın Selçuklulara boyun eğdirme gırijin nuçlanınca Horasan daha buyuk eziyetlere tanıklık etti. Oöz aha olmanın sıkıntısını çeken Gaznelı ordusu Selçukluların harekctlık olduğu için kuçuk hasarlar yaratmakla yetindi. Buna kargılık Selçı lâfının ağır kuvvetlerine sahip olmadıkları için savaş meydanında indirme nskını göze alamadı. Ortaya çıkan açmaz hem şehirlerin cahnp olmasına neden oldu. Şehirlerin ileri gelenleri Gaznelilerden ı Selçuklularla anlaşarak kapıları onlara açtı.Kardeşler artık bir tercihle karşı karşıyaydı. Yeni sahip oldukh nn vıkımı ve nufusunun yok olması pahasına bildikleri yaşam tam vağma ve otlakların büyümesi sonucu elde ettiklerini rüketebilırleri ret uyelennden uzaklaşma ve basımlarına sabit bir hedef sunma paha^ olao birer hükümdar haline gelebilirlerdi. Görünüşe bakılırsa Honu üzerinde hâkimiyet kurduktan sonra buralarda tutunmaya karar verm. tecrübeleri sayesinde bunu nasıl yapacaklarını biliyorlardı, Abbasi bahift^ m ulema ve mutasavvıflarla iyi geçinmek içm dağıttığı “müminlerin tı^ hizmetkârları^ unvamnı kendilerine vermesini sağladılar. İranh sarar m, kâtipleri ve şairleri kendi hizmetlerine aldılar. Bunun karşılığında mpı sistemmın yeniden işlemesini sağladılar. Tutkularını hayata geçirip sanık kamaşoncı hale getirerek butun dünyaya bu yeni azametli hanedanım Boytece Selçukluların toprak sahibi hükümdar haline geldiği süreç ha^iâ Selçukluların hırsları düşünüldüğünde yeni bir Gaznelı saldınsındanmı SiBâ imkân yoktu. Selçuklu ordusu hızlı manevra yapıp rakibi yarimi rmtmmya dayalı bir tur gerilla savunmasını hâlâ uygulama ycteneguif Mvafta Gaznelı ordusu düşmanı kovalamaktan yorgun düşmüştü. 1040 pdmm Dandanakan Muharcbcsı'ndc yorgunluktan tükenen Gaznelıicr MırİBcr Tuğnıi Bey butun toprakların hükümranı olurken Çağrı Beyâ^ mştumkimn aldı.
fed kardeş hedeflerini eldeki kaynaklara göre ayarlamaya ozec.f alan Çağrı, birkaç girişimden sonra gunumuz Afganıstan'uKk r geçirmeyi 3rcterlı bularak sınırları güçlendirdi. BandakJı^ terllikle Fatımılere karşı konumunu sağlama ğu Şii hükümdarlarla, yerel Arap heylcn lydi. Anc^ Irak ile İran'ın batısı ve güneyiDİf^ u Tüm iuauyla göçü sürdüren Türkmn*^
olıgâ dfvam fücbılcccklcn IX)lgcIeTC doğru surulcnylc ilerliyordu. Bu bölgelerin ırasında Arerhaycan, Kaflcaslar, Anadolu, İrak, Güney İran ve Kuzey' Sunye vardı. Turkmenlere bovun eğmekten korkan Tuğrul, gerektiği zaman onlarla uzlaştı ve hrsai bulduğu zaman başka verlere yönlendirdi. Otontrsıne karşı isyanları gormez-Jen gelmediği gibi, Turkmenler bir bölgeyi onun adına ele geçirdiği zaman bunu minnetle karşıladı.
Selsuklulann hayvancılıkla geçinen aşiret reisliğinden, savaşçı beylen ak ederek ttniBcı roplumlann hukumdan haline nasıl geldıklermın avTinnlan araşnnlmasa da ani harları gayet iyi bilinmektedir. Bu süreçte çarpıcı bir yemlik yoktu; zira otoritesi belli olmayan, fazla bağımsız kaynağı bulunmayan, yönlendirici bir ıdcolo|i-dee yoksun aşiret reıslennın hükümdar haline gelmesini sağlayan yollar kısıtlıydı. Ne mslcT ne de hükümdarlar için yandaşlan ve akrabalarından kurtulmak ko-byek. Ancak hükümdarlar eski destekçilerine karşı denge unsuru olması ve kendi nkkrmtfi konumunu akrabalanna karşı yükseltmesi için yeni kaynaklar bulmak lorundavdı. Selçuklular içlerinde köleler ve saray mensuplanmn bulunduğu yeni ■sanlar vasıtasıyla, aşirete dayah karar verme ve örgütlenme biçiminin yerme ken-(Uenof bağımlı insanları kullandıkları bir sistem koydular.
Selçuklular kendilerini İran platosunda yaşamış imparatorların vansı haline ge-nrıken, önceki imparatorluklarda görülen stratc|ik bakışı benimsemeye başladılar. Gerçi b« sıralarda İran adı un utulma sa da kullanılmaz olmuştu. Ismaılı Fatımılcn bş doşmanJan olarak görüyorlardı; boylece İran ile Mısır arasındaki dini ve ıdeo-loik koşullara dayalı, eskiden kalma feopolıtık husumeti yeniden şekıilendırdüeı: li rekabeti]) Selçuklulara dayattığı stratepk zorunluluklar bölgedeki diğer güçlerle ğfblermı de belirledi. Bu yüzden 10501er ve 1060'lardakı bölge siyaseti, Selçuk «iını İrak ve Kafkaslarda kendi konumlannı güçlendirme gınşımı oUrak goru-Boylece Sunye ve Arabistan'daki Fanmılerle karşılaşmayıp başka yerlere ■fifttrıbıkceklerdı.
Omİu IraaiDcı Buveyhileı; gucu tükenmiş Abbasi hılatetııun Bağdat'ta varlığını «rtkrmcıuıe ızm vererek Iraki bir asırdan ben yönetiyordu. Selçuklulaıın hıla-ledt ıkşkımı ıkı acil değerlendirme şekillendirmiş gibi gorunuvor. Buıncısı. Gaz-tâkm pcopoiıtık konumunu desTaİdıklan gibi dini strateıılennı de benimsediler. (mMtt uzun zaman boyunca hilafeti Buvcvhılcrden koruyabilecek yegâne Sünni pç pbı davranmıştı. Bu tavır, $trate|ik arzulannı gerçekleştirmede ıdeolopk da »■■k obşturma ve meşruiyet kidusı bakımından önemli btr unsurdu. İkincisi, ^ n bitamı ele geçiren Selçuklular Fatunılen baş düşman olarak dan etti. Fantimi kak*cakı ntyetienndm korkmaku haklı sebepleri vardı. Tuğrul Mekke’ye bulunma arzusu ve Fatımılen Iraklan püskürtme iddiasıyla Irak’ı **^iö5Vte işgal em. O yılın Ramazan ayında Bağcbt'a gekbğmde son Buvevkı
hükümdarını tahttan indirip Abbasi halifesi el Kaım’ı < 422-467/1031^ yavaş yanına çekmeye başladı.
Boylece dayatmacı bir fatihin görgülü ve saypın hır kişilikle, Her rıı -ya da en azından halk tarafından görülür- biçimde yararına oL uzlaştı^ eski oyunda yeni bir perde başlamış oldu. Halifeyle Selçuk, rının ilişkisine daha başından itibaren ihtiyat ve belirsizlik damgasını de olayların akışından tatmin olmuşa benziyordu. Halife Tuğrul’un onaylamakun memnun olmakla beraber araya belli bir mesafe koyı ama başaramadı. Tu^Pu huzuruna ancak 1058'de kabul eniğinde evfcnme talebim küstahlık olarak gördü. Bu ıkı şahsiyet ve yandast bınakım gerilimler yaşansa da, sonuçta ittifak yaparak güçlenmışlerd bırİennm zayıf yanlarını tamamlıyorlardı.
Tuğrul İrakla yönelik Fanmı heveslerini engelledikten sonra Bağdar filleri bastırıp bölgenin Şıı Arap emirlerini yakın takibe aldı. Boylece
gddıgınde Selçuklular Irak’ın İranlı imparatorlara öteden ben sundu
dermlige sahip olmuştu. Bunun dışında etnik köken ve dile dayalı coğrj kullanma biçimlen, bölgenin asken dengesi kalıcı biçimde değışmı^iı.| artık SavamJenn ulaştığı büyüklükte sınırlan olan bir imparatorluğa Bölgenin tanhı, dine büyük ilgi duyan âlimler tarafından yazılırkr meler btr “Sumu canlanmasının’’ unsurları olarak ele alındı. Sünniı: aktör olarak, uzun süren “Şii asrının’" kazançlarını tersine çevirmişti rumu böyle gonıyor olmalıydı. Daha önceki yeksek çıtasının altına ger: Uafet için tehdit olmaktan çıkarken, sıyası canlılığı ve entelektüel buyuk olçude kaybetmişti. Ancak günümüzde tarihe karşı bu diyalekti Ura güvenmeyen urıhçıler, sonuçlardan yola çıkarak güdülere varma «imanlı davranmaktadır. Sünni Islamın “canlanması” ve bununla bağI kuramlarla uspjlamaların yaygın biçimde benimsenmesi konusu; dııu ıskikurd uygulamalar lie siyasetin nasıl ıç içe geçtiğine dikkat edıiırsı ifvaoUfdtr.
Bıfnırm 455/1063"te olumu üzerine ÇağrTnın (o da 452/1060^
I arasında taht kavgası başladı. Sonunda bu kavgadan Alpars âlpiraUfl keodını imparatorluğun hızla büyümesinin yarattı ffcnk TitrkiDenier dışında başlıca sıkıntılar, Selçuklu Hancı vc vcraıef hakkıydı. Selçukluları iktidara getireni I l»rer hükümdara dönüştürmesinden asla ho( otorite» hâlâ ort^k kabile gevmışınden , İMİ iki sorun bırbırivlc ba^lUnnlıvdı. i peİctı bir oiey,
VNknU HlNUYFa I>E\TFTLER \T SLMRJN fOLTTlK EKONOMİSİ, 1000-1250
;mpararoriuk kıvnakUnru nasd kullandığını göstermektedir. AlparsUn'ın am-kkicakuş b*n Ar^Lan, en >adı uvesı olması dolavısıyla kendisinin ailenin lideri wio4aTBrrta bttkumdar olması gerektiğini iddia etti. Bu iddia yaşı Kuv'uk olanla-nkunKt eden Türk menler arasında yandaş buldu. Alparslan bu iddiayı sas'unan-^tm daraiNbğı asken guylere karşı Iranb vezirler ve Memlûklerden oluşan asken Iffkİdkn vasicasiTta direndi. ÇocukJan arasında taht kavgasını önlemek ı^ın de ^ Vkkkşah'ı veluht üan ederek bu karan halıieye onaylattı.
Sckvkkilar» İnk'U ilgili emellen başlangıçta ılımlı ve jeopolitik gereklere da-«iMonK lOTde Bizans'a karşı kazandıklan Malazgirt Zaten'nın nedeni once-Ikk UiMi ▼ayma arzusu değildi.' Alparslan Fatımılere karşı rahat hareket edebıl-■ck tçm karkaslar ve kuzeybatıda bir ıtntaklar sistemi kurmanın yolunu arıyordu. iMlank Bizans nuhızuna son vermek ve Turkmenlenn başında kalabilmek için İHKMan ve Gürcistan'ı işgal ederken, burada bulunan Hıristiyan hanedanım nkmavt nnetı voknı. Seterin hemen ardından Bizans'la ateşkes yaptığında ianr'dekı FanBidcre karşı harekete geçmek için artık kendini güvende hissediyor-ka .V y» kı. Ermeni ve Gürcülerin boyun eğmesi Turkmenler için fazla bir anlam kele Bizans'la vapılan diplomatik bir anlaşmanın hiç önemi yoktu. Romanos 46V1071 yılmda buyuk bir ordu toplayıp Ermenistan'a doğ-11 kvfkctr geçmce^ Alparslan kendi nüfuz bölgesine yönelik bu tehdide cevap ver-imandı kakk. Fatunüeıe karşı harekân durdurup Malazgirt'te Romanos'u ani vedia sotukoru kendi lehine çevirmeye koyuldu. Ne var kı, Türkmen akın-kma alınmadığı surece istikrarlı bir devlet sisteminin ortaya çıkma-Zamanla Turkmenlenn butun Anadolu'ya yayılmasıyla birlikte bu Tnrkkfme ve Muslumanlaşma sureci başladı.
• 465/1072-46B/1092» saravda yetişen ilk Selçuklu hükümdarıydı. Bozar şehirlerdeki kaynaklar ilk kez onun saltanatı sırasında son derece ba> O donemde sıkça gonıkluğu gıbu hükümdar olmasına karşı çıkan-■rdrin. StrkçMn Hanedanı ıçtnden tahtta hak iddia eden diğer kışılen bastırmak başajtfağı zamansa, akrabaJanna kendi topraklarında önemli kifrkcc serbesdığı tanımaya mecbur oldu. Babasınm polıtıkasmı surdure-Seiçııkki gucunu artırdı, doğu şuurlarım güçlendirdi ve Fatımılen Hnra pen pedrnmu. Baoya yönelik Türkmen goçu bu sureci daha karmaşık hale nâ T«kMMİer tıpkı doğuda Selçukluların daha önce yaptığı gibi, bandaki ye-ıçadr yer akp Fatmuler dt dahil olmak uırre yerd güçlerin hizmeti-^rnâim. Aftak adk Türkmen retsı 469/1076-lO'^de Bahreyn'deki karamılen 441^1075^ Abhaaı hâkâm adma hutbe okunmuş olan Mekke'ye löırdeşienııdm Tutuş un 4"’l/1079'da, Türkaıen unUsımn ar-hvlıkıe
\SKKRI UTMM K I DFVl FTLFR VF SINIRIN POLİTİK EKONOMİSİ, 1000-1250
mm tjvdjsını gordu. A\nca hem bozkırın hem uygarlığın kaynaklarından beslenip •itenden de sıvası olarak yararlandılar, işte bu donemde “asken himayeci devle-ao* kurumlanvla pratiklerinden oluşan toplu bir yapı ortaya çıktı kı, bu bolümde \;nu m^'elevcceğız.
vlçuklular kendileri için venı olsa da göçebe devletin oluşum koşullan açısın-jjn fskı btnakım sorunlarla karşılaştı. Bu sorunlar şöyle özetlenebilir: hukum-iifuk kurumunun rolünün yeniden tanımlanması; emperyal bir ıdeoloıının ortaya ^,\nması; bir sarayın oluşturulması; düzenli bir ordu kunılması; savunulması mum-öMi smırlann belirlenmesi; hanedan içinde tahta kimm çıkacağını belirlemeyi ko-^^iişîirjcak ilkelerin benimsenmesi ve mevcut elitlerin kendilerine hizmet edecek
'de yetiştirilmesi.
Selçuklu vonetımıne asla tam olarak çözülemeyen gerginlikler damga vuımuştu. li tergınlıkler göçebelerle Türk unsurlar ve İranlı monarşi unsurları arasında; ayrıcı blamı meriyet, hukuk ve dindarlık biçimlerine dayanan unsurlar arasında mey-jMi ıcelıvordu. Selçuklular iktıdan sağlamlaşnnp bunu ince farklarla haklı çıkar-jklın sırada, meşruiyet konusunda bırbınyle kesişen dört iddia one sürmüşlerdi.
Temel otonte konumu saltanattı. Sultan kelimesi uzun zamandan ben rasgele ve perçek anlamından farklı kullanılan bir unvandı. Artık paraların üstüne basılarak -rm nitelik kazanan bu unvanın işlevleriyle yetkilen hukukçular ve saray men-■şlan tırafmdan belirleniyordu. Selçuklular halifeyi destekleyerek dini meşruiyet :±a>ıoda bulunacak hale gelmişti. Halife onlara binakım resmi unvanlar vermiş, ı#ın cuma hutbelerinde okunmuş ve paralann üstüne basılmıştı. Aynca İslam hu-cüuDun uygulanması ve özellikle namaz, zekât, hac gibi ibadet şekıllermı yerme pmnek Islamı koşullar açısından meşruiyet iddiasında bulundular.
0 donemde ve daha sonra yaşayan yazarlar tarafından saltanata gösterilen ozc-vn^men, hilafetle saltanat arasındaki ilişki bakımından fazla bir yenilik bulun-tOTİemek gerekir. Halifeler yaklaşık ıkı yüzyıldan ben yerel hükümdarlara ton unvanlar venyordu ve uzun zamandan ben sıyası çekişmelerin sonuçlannı ilkini in isteniyordu. Dolayısıyla yeni teori, hukuki açıdan var olan gerçeklikle ilpgkraanın bir yoluydu. Ancak saltanat teonsı özellikle yeni olmadığı ve gerçek-ın bı^tyıcıiığı bulunmadığı halde, yine de Selçukluların Islamı ve hukuki açıdan Ut-anşruıyet aradığını gostenyordu. Öyle kı, hilafetin yandaşlanna, kadılanna ve ittuKçulanna, onlarla çalışmak için ıhnyaç duyduklan dini şemsiyeyi açıyordu. kMİdann monarşık otorite geleneği, Selçukluların meşruiyet iddiasının ikinci okşturuyordu. Gaznciıler ve Karahanlılarla temaslarından dolayı bu ge-habrrdar olan Selçuklularla yandaşları, saray mensuplarını hizmetlerine
olarak konrrol edilme uygulaması, toprakların paylaştırılmasına yol açtı. Böylccc araziler hanedana mensup muhtelif hanelere dağıtıldı. Paylaştırma kalıcı hır haktan ^•ok kullanma yetkisinin tahsis edilmesiydi. Selçukluların hükümranlığı bu şekilde parkalara bölmesi geleneksel olarak tımar sistemi diye nıtelendırılse de, bu deyimin |pnel anlamda sadece hüküm suren hanenin bir üyesine bağışlanan kaynak olarak kullanılması gerekir. Batıldaki Latin tımar sisteminin tersine, Selçuklularda paylaş-nnlan araziler teori veya pratikte, sahibinin ölmesi üzerine miras bırakılamıyordu. Snzı sahiplerinin hukuken belirlenmiş bir hakkı veya bu arazi üzerinde tasarruf lukkı olmadığı gibi, en büyük çocuğa miras bırakma kavramının da olmaması derlerinin hak iddiasını kısıtlıyordu.
Selçuklu yönetimin merkezi kurumu saraydı (dergâh). Sarayın örgütlenmesi ve KHmlerının geçmişteki İran örneğine dayandığı açıktı. Buna rağmen bazı katı yürekli hükümdarların taht odalarının, geçmiş dönemdeki debdebeli saray kültürünü aş-o^nı belirtmek gerekir. Sarayın başta gelen mensupları arasında hanedanın nufuzlu uvflen, Türkmen reisleri, Memlûk emirler ve büyük vezirler geliyordu. Hükümdarın kendine özel muhafızları vardı; celladıysa diğerlerine bulundukları konumu hatırla-nvordu. Saray aynı zamanda sadrazamın gücünü sergilediği ve gerek bu kuruma gerek divan toplantılarına başkanlık ettiği yerdi. Farsça konuşan sadrazamlar, Türkçe konuşan hanedan üyelerinden belli bir mesafede tutulurdu. Selçuklu Devleti’nın Alparslan ve Melikşah’ın saltanatı sırasında sahip olduğu birlik, özellikle ünlü vezir Nızamulmulk’un çabaları sayesinde gerçekleşmişti. Ailesi Gaznelilere hizmet eden hi Iranlı vezir bir bakıma gölge bir hükümdar gibiydi. Ailesi de gölge bir hanedan ipbı davranmış ve başarılarıyla Selçuklu iktidarını ayakta tutmuştu. Her ne kadar imdarmı ortaya koyduğu başlıca kurum saray olsa da, Nizamulmülk’ü bir bürokrat rrya saray mensubu gibi görmek yanlış olur. Askeri kararlar ve seferler konu-unda başrolü oynamış ve küçük Selçuklu hükümdarlarının sahip olduğu Memlûk hrüklcnne rakip bir ordu kurmuştu. Ayrıca Selçukluların önemli ölçüde güç ve gelir ümaklannı devrettiği bir hanenin başı olarak iktidarını ortaya koymuştu. Kendisi pınumuzde en çok devlet üzerine yazdığı tezlerle tanınmaktadır. Bazı tarihçilerse «u parçalanma sureci içindeki bir dünyada, merkezi bürokratik egemenliği yeniden kurma konusundaki son fırsat olarak gorup hayıflanmaktadır.
Selçuklular toprağa dayalı hükümdarlar haline gelince, düz.enli bir ordu kur-atya başladılar. Selçuklu ordusu asla tek bir komutanın emri altında bulunan, hiyerarşik ve tek parçadan oluşan bir kurum olmadı. Selçukluların da böyle bir riumın kuruluşu konusunda önceden düşünülmüş bir tasarısı yoktu. Buna rağ-^ başından itibaren, çeşitli aşiretlere mensup halkları güvenilir bir savaş aygıtına <tomi|fijrmek için çaba harcadılar. Bu aygıt, ölçülü bir gücü, disiplinli yollarla belli ulaştırabilecek yetenekteydi.samsung telefon fiyatları sundu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder