cep telefon fiyatları,ndan islam bilgisi63

 cep telefon fiyatları


cep telefon fiyatları,ndan islam bilgisi63 bugün yine sizler icin elimizden gelen gayreti gösteren
cep telefon fiyatları cok calısıyor ve sizlere herzaman cep telefon fiyatları diyorki Allahü teâlâ dileseydi, âdetini başka dürlü yapardı. Herşeyi, o âdetine göre yaratırdı. Meselâ dileseydi, kâfirleri, dünyâda zevk ve safâsına düşkün olanları, can yakanları, aldatanları Cennete sokardı. îmânı olanları, ibâdet edenleri, iyilik yapanları Cehenneme sokardı. Fekat, âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler, böyle dilemediğini göstermekdedir.İnsanların her işini, istekli ve isteksiz, bütün hareketlerini yaratan O’dur. Kulların, ihtiyârî, ya*nî istekli hareketlerini, işlerini yaratması için, kullarında (irâde) yaratmış, bu irâdelerini, dilemelerini, işleri yaratmasına sebeb kılmışdır. Bir kul, birşey yapmak isteyince, Allahü teâlâ da dilerse, o işi, yaratır. Kul istemezse, Allahü teâlâ da dilemezse, o şeyi yaratmaz. O şey, yalnız kulun dilemesi ile de yaratılmaz. O da dilerse yaratır. Kullarının istekli işlerini yaratması, birşeye ateş değerse, o şeyde yakmağı yaratması, ateş değmezse, yakmağı yaratmaması gibidir. Bıçak değince, kesmeği yaratmakdadır. Kesen, bıçak değildir, Odur. Bıçağı, kesmek için sebeb kılmışdır. Demek ki, kulların istekli hareketlerini, onların ihtiyâr etmeleri, dilemeleri sebebi ile yaratmakdadır. Fekat tabî’atdeki hareketler, kulların ihtiyâr etmelerine bağlı değildir. Bunlar, yalnız Allahü teâlâ dileyince, başka sebeblerle yaratıl-makdadır. Herşeyin, güneşlerin, zerrelerin, damlaların, hücrelerin, mikropların, atomların maddelerini, özelliklerini, hareketlerini yaratan yalnız Odur. Ondan başka yaratıcı yokdur. Ancak, cansız maddelerin hareketleri ile, insan ve hayvanların istekli hareketleri arasında şu ayrılık vardır ki, kullar dileyince, O da dilerse, kulu harekete geçiriyor ve yaratıyor. Kulun hareket etmesi kulun elinde değildir. Hattâ nasıl hareket etdiğinden haberi bile yokdur. [İnsanın her hareketi, nice fizik ve kimyâ olayları ile hâsıl ol-makdadırl. Cansızların hareketlerinde (İhtiyâr etmek) yokdur. Ateş değdiği zeman, yakmak yaratılması, ateşin dilemesi ile değildir.Sevdiği, acıdığı kullarının, iyi, fâideli isteklerini O da ister ve yaratır. Bunların kötü ve zararlı isteklerini, O istemez ve yaratmaz. Bu kullarından hep iyi, fâideli işler hâsıl olur. Bunlar, birçok işlerinin hâsıl olmadığı için üzülürler. Bu işlerin zararlı oldukları için yaratılmadığını düşünmüş, anlamış olsalardı hiç üzülmezlerdi. Bunun için sevinirler, Allahü teâlâya şükr ederlerdi. Allahü teâlâ, insanların istekli işlerini, onların irâde etmelerinden sonra yaratmağı, ezelde irâde etmiş, böyle olmasını dilemişdir. Ezelde böyle dilemeseydi, istekli hareketlerimizi de, biz istemeden, hep O zorla yaratırdı. İstekli işlerimizi biz istedikden sonra yaratması, ezelde, böyle istemiş olduğu içindir. Demek ki. Onun irâdesi hâkim olmakdadır].Kulların istekli hareketleri, iki şeyden meydana gelmekdedir: Birincisi, kulun irâde ve kudreti iledir. Bunun için, kulun hareketlerine (Kesb etmek), edinmek denir. Kesb, insanın sıfatıdır. Ij^inci-si, Allahü teâlânın yaratması, var etmesi iledir. Allahü teâlânın emrler, yasaklar, sevâblar ve azâblar yapması, insanda kesb bulunduğu içindir. (Sâffât) sûresinin doksanaltıncı âyet-i kerîmesinde (Allahü teâlâ, sizi yaratdı ve İşlerinizi yaratdı) buyuruyor. Bu âyet-i kerime, hem, insanlarda kesb, ya’nî hareketlerinde (İrâde-i cüz’iyye) bulunduğunu göstermekdedir. Cebr olmadığım açıkça isbât etmekdedir. Bunun için (İnsanın işi) denilmekdedir. Meselâ, Ali vurdu, kırdı denir. Hem de, herşeyin kazâ ve kaderle yaratıldığını belli etmekdedir. Bu isteğe (Kesb) denir. Âmidî merhûm, bu kesbin, işlerin yaratılmasında sebeb olduğunu, te’sîr etdiğini bildiriyor. Bu kesbin ihtiyârî olan işin yaratılmasına te’sîrî olmaz demek de zarar vermez. Çünki, yaratılan iş ile kulun istediği iş,^ başka değildir. Demek ki, kul her istediğini yapamaz. İstemedikleri de olabilir. Kulun, her istediğini yapması, her istemediğinin olmaması, kulluk değildir. Ülûhiyyete kalkışmakdır. Allahü teâlâ, lutf ederek, ihsân ederek, acıyarak, kullarına muhtâç oldukları kadar ve emrlere, yasaklara uyabilecek kadar kuvvet ve kudret, ya’nî enerji vermişdir. Meselâ, sıhhati ve parası olan kimse, ömründe bir kerre hacca gidebilir. Gökde Ramezân ayını görünce, her sene bir ay oruç tutabilir. Yirmidört sâatde, beş vakt farz olan nemazı kılabilir. Nisâb mikdârı malı, parası olan, bir hicrî yıl sonra, bunun kırkda bir mikdârı altın ve gümüşü ayırıp Müslirnânlara zekât verebilir. Görülüyor ki, insan kendi istekli işlerini, isterse yapar, istemezse, yapmaz. Allahü teâlânın büyüklüğü, buradan da anla-şılmakdadır. Câhil ve ahmak olanlar, kazâ, kader bilgilerini anlı-yamadıkları için, Ehl-i sünnet âlimlerinin sözlerine inanmaz. Kulların kudret ve ihtiyârlarmda şübhe ederler. İnsanı, istekli işlerinde âciz ve mecbûr sanırlar. Ba’zı işlerde kulların ihtiyârî olmadığını görerek, Ehl-i sünnete dil uzatırlar. Bu bozuk sözleri, kendilerinde irâde ve ihtiyâr bulunduğunu göstermekdedir.Bir işi yapıp yapmamağa gücü yetmeğe (Kudret) denir. Yapmağı veyâ yapmamağı istemeğe (İrâde), dilemek denir. Bir işi ka-bûl etmeğe, karşı gelmemeğe (Rızâ), beğenmek denir. İşin yapılmasına te’sîr etmek şartı ile, irâde ile kudretin bir araya gelmesine (Halk), yaratmak denir. Te’sîrli olmıyarak bir araya gelmelerine (Kesb) denir. Te’sîr etmek ve etmemek şart olmazsa (İhtiyâr) denir. Her ihtiyâr edenin, hâlık olması lâzım gelmez. Yakan, yalnız Allahü teâlâdır. Bunların hepsini, yanmak için sebeb olarak yaratmışdır. Bilgisi olmıyan kimse, ateş yakıyor sanır. İlk okulu bitiren bir kimse, (ateş yakıyor) sözünü beğenmez. Hava yakıyor der. Orta okulu bitiren de, bunu kabûl etmez. Havadaki oksijen yakıyor der. Liseyi bitiren, yakıcılık oksijene mahsûs değildir. Her elektron çeken element yakıcıdır der. Üniversiteli ise, madde ile birlikde enerjiyi de hesâba katar. Görülüyor ki, ilm ilerledikçe, işin içyüzüne yaklaşılmakda, sebeb sanılan şeylerin arkasında, dahâ nice sebeblerin bulunduğu anlaşılmakdadır. İlmin, fennin en yüksek derecesinde bulunan, hakîkatleri tâm gören Peygamberler “aleyhimüsselâm” ve o büyüklerin izinde giderek, ilm deryalarından damlalara kavuşan İslâm alimleri, bugün yakıcı, yapıcı sanılan şeylerin, âciz, zevallı birer vâsıta ve mahlûk olduklarını, hakîkî yapıcının, yaratıcının ya koyduğu sebebler olduklarını bildiriyor]. Yakıcı, Allahü teâlâ-dır. Ateşsiz de yakar. Fekat, ateş ile yakmak âdetidir. Yakmak istemezse, ateş içinde de yakmaz. İbrahim aleyhisselâmı ateşde yakmadı. Onu çok sevdiği için, âdetini bozdu. [Nitekim ateşin ^yakmasını önliyen maddeler de yaratmışdır. Bu maddeleri, kimyâger-1er bulmakdadır).
Allahü teâlâ dileseydi, herşeyi sebebsiz yaratırdı. Ateşsiz yakardı. Yimeden doyururdu. Tayyâresiz uçururdu. Radyosuz, uzakdan duyururdu. Fekat lutf ederek, kullarına iyilik ederek, herşeyi yaratmasını bir sebebe bağladı. Belirli şeyleri, belli sebeb-lerle yaratmağı diledi. İşlerini, sebeblerin altında gizledi. Kudretini sebebler altında sakladı. Onun birşeyi yaratmasını istiyen, o şeyin sebebine yapışır, o şeye kavuşur. [Lâmbayı yakmak istiyen, kibrit kullanır. Zeytinyağı çıkarmak istiyen, baskı âleti kullanır. Başı ağrıyan, asprin kullanır. Cennete gidip, sonsuz ni’metlere kavuşmak istiyen, islâmiyyete uyar. Kendine tabanca çeken ölür. Zehr içen ölür. Terli iken su içen, hasta olur. Günah işliyen, îmânını gideren de. Cehenneme gider. Herkes hangi sebebe başvurursa, o sebebin vâsıta kılındığı şeye kavuşur. Müslimân kitâblarını okuyan, müslimânlığı öğrenir, sever, müslimân olur. Dinsizlerin arasında yaşıyan, onların sözlerini dinliyen, din câhili olur. Din câhillerinin çoğu kâfir olur. İnsan hangi yerin vâsıtasma binerse, oraya gider].Allahü teâlâ, işlerini sebeblerle yaratmamış olsaydı, kimse kimseye muhtâc olmazdı. Herkes, herşeyi Allahü teâlâdan ister, hiçbir şeye başvurmazdı. Böyle olunca, insanlar arasında, âmir, me’mûr, işçi, san’atkâr, talebe, hoca ve nice insanlık bağları kalmaz, dünyâ ve âhıretin nizâmı bozulurdu. Güzel ile çirkin, iyi ile fenâ ve mutî’ ile âsî arasında fark kalmazdı. îhtiyâr, halk ile de birlikde bulunabilir. Bunun için, Allahü teâlâya hâlık ve muhtâr denir. Kula, kâsib ve muhtâr denir.Allahü teâlâ, kullarının tâ’atlarını günâhlarını irâde eder ve yaratır. Fekat, tâ’atden râzıdır. Günâhdan râzı değildir, beğenmez. Herşey, Onun irâde ve halk etmesi ile var olmakdadır. En’âm sûresinin yüzikinci âyet-i kerîmesinde,(Ondan başka ilâh yokdur. Herşeyin hâlıkı, ancak Odur) buyuruyor.Mu^tezile) fırkası, irâde ile rızâ arasındaki ayrılığı göremediğinden, şaşkına döndü, İnsan dilediği işi, kendi yaratır dedi. Kazâ ve kaderi inkâr etdi.(Cebriyye) fırkası da, büsbütün şaşırdı. Halk etmeksizin ihtiyâr bulunacağını anlamadılar. İnsanda ihtiyâr yok sanarak, insanı, taşa, oduna benzetdiler. İnsanlar, hâşâ, günâh sâhibi değildir. Bütün kötülükleri yapdıran Allah’dir, dediler. Cebriyye mensûblarının dediği gibi, insanda irâde ve ihtiyâr olmasaydı, kötülükleri, günâhları, Allahü teâlâ zor ile yapdırsaydı, eli-ayağı bağlanıp dağdan aşağı yuvarlanan kimse ile, yürüyerek, et-râfını seyr ederek inen kimsenin hareketlerinin başka olmaması lâzım olurdu. Hâlbuki, birincinin yuvarlanması cebr ile, İkincinin inmesi,irâde ve ihtiyâr ile olmakdadır. Aralarındaki ayrılığı göre-miyenlerin görüşleri kısadır. Hem de âyet-i kerîmelere inanmamış oluyorlar. Allahü teâlânm emrlerini, yasaklarını, lüzûmsuz, yersiz görmek oluyor. Mu’tezile veyâ kaderiyye adındaki fırkanın dediği gibi, insan dilediğini kendi yaratıyor zannetmek de,(Herşeyi yaratan Allahü teâlâdır) âyet-i kerîmesine inanmamak olduğu gibi, ya-ratmakda, insanlar, Allahü teâlâya şerîk, ortak edilmiş olur.Şî’îler de, Mu’tezile gibi, insan dilediğini yaratır diyor. Eşeğin sopa yidiği hâlde sudan geçmediğini buna sened gösteriyorlar. Bunlar düşünmiyor ki, insan bir iş yapmak isterse, Allahü teâlâ da, o işin yapılmasını istemese, bu iki istek birlikde olamaz. Allahü telâlânın dilediği olursa, Şî’îlerin sözünün yanlış olduğu anlaşılır. Ya’nî insan, her dilediğini yapamaz, yaratamaz. Onların dediği gibi, insanın istediği olursa, Allahü teâlâ, âciz, başarısız olur. Allahü teâlâ, aczden münezzehdir, uzakdır.Ancak, Onun irâde etdiği olur. Herşeyi yaratan, var eden, yalnız Odur. Allahlık böyle olur. İnsan şunu yaratdı, şunu yaratdık, bunu yaratdılar gibi söylemek, yazmak çok çirkindir. Allahü teâlâya karşı edebsizlik olur. Küfre sebeb olur. [Kulların ihtiyârî hareketleri, kendi irâdeleri ile olmıyan, hattâ haberleri bile olmadan, nice fiziksel, kimyâsal ve fizyolojik olaylarla meydâna gelmekdedir. Bu inceliği anlamış olan insâflı bir fen adamı, kendi ihtiyârî hareketlerine, (yaratdım) demek şöyle dursun^ (ben yapdım) demeğe bile sıkılır. Allahü teâlâdan hayâ eder.Allahü teâlâ, kerîm, rahîm olduğu gibi, azâbı da şiddetlidir. Can yakıcıdır. Bu dünyâda, çoklarını fa-kîrlik ve sıkıntılar içinde yaşatdığını görüyoruz. Nice kullarını, hiç çekinmeden azâblar içinde yaşatıyor. Çok kerîm olduğu hâlde, ve razzak olduğu hâlde, zırâ’at, çiftçilik sıkıntıları çekilmezse, bir lokma ekmek vermiyor. Herkesi yaşatan O olduğu hâlde, yimi-yen, içmeyen insanı yaşatmıyar. İlâç kullanmıyan hastaya şifâ vermiyor. Yaşamak, hasta olmamak ve mal sâhibi olabilmek gibi, dünyâ ni’metlerinin hepsi için sebebler yaratmış, sebebine yapış-mıyanlara hiç acımayıp, dünyâ ni’metlerinden mahrûm bırakmış-dır. Âhıret ni’metlerine kavuşmak da böyledir. Kâfirliği ve câhilli-ği, rûhu öldüren zehr yapmışdır. Tenbellik de, rûhu hasta yapar. Bunlara ilâç yapılmazsa, ruh hastalanır, ölür. Küfrün ve câhilliğin biricik ilâcı, ilmdir, ma’rifetdir. Tenbelliğin ilâcı da, nemâz kıl-makdır ve her ibâdeti yapmakdır. Bir kimse, dünyâda zehr yir ve Allah rahîmdir. Zehrin zararından beni korur derse, hastalanır, ölür. İshal olan, hind yağı içerse, [şeker hastası, tatlı ve hamur işi yirse], hastalıkları artar. Şehvete uymak, ya’nî nefsin arzûlarını yapmak, kalbi hasta eder. Şehvete uymanın, günâh olduğuna, zararlı olduğuna inanırsa, şehvete uyması, kalbini öldürmez. Zararlı olduğuna inanmazsa, kalbini öldürür. Çünki, inanmıyan kâfir olur. Küfr ise, kalbin, rûhun zehridir.Bozuk düşünenlerden bir kısmı ise, açlık çekerek riyâzet yapıyorlar. Böylece, islâmiyyetin beğenmediği şehvet, gadab ve eğlence isteklerini kökünden yok etmek istiyorlar. Islâmiyyet, bunların yok edilmesini emr ediyor sanıyorlar. Uzun zeman açlık sıkıntısı çekerek, bu kötü isteklerinin yok olmLdıklarını görüyor, islâ-miyyet, yapılamıyacak şeyi emr etmişdir zan ediyorlar. (Islâmiy-yetin bu emri yapılamaz. İnsan yaratılışında bulunan huylardan kurtulamaz. Bunlardan kurtulmak için çalışmak, siyâh kimseyi beyâz yapmağa çalışmak gibidir. Olamıyacak şeyi yapmağa çalışmak, ömrü boşuna harç etmek olur) diyorlar. Bunlar yanlış düşünüyor ve yanlış iş yapıyorlar. Hele, islâmiyyet böyle emr etmişdir demeleri tam bir câhillik ve ahmaklıkdır. Çünki islâmiyyet, gada-bm, şehvetin, insanlık sıfatlarının yok edilmesini emr etmiyor. Böyle söylemek, islâmiyyete iftirâ etmek olur. İslâmiyyet, böyle emr etmiş olsaydı, dînin sâhibi olan Muhammed “aleyhisselâm” da bu sıfatlar bulunmazdı. Halbuki, (Ben insanım. Herkes gibi, ben de kızarım) buyururdu. Ara sıra kızdığı görülürdü.Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde,(Gadablarını yenen) kimseleri medh etmek-dedir. Gadab etmiyenleri medh etmemekdedir. Bozuk düşünen kimsenin, insan, şehvetini yok etmelidir demesi, pek yanlışdır. Bir kimsenin şehveti giderse, ilâç yaparak şehvete kavuşması lâzımdır. Gadab da böyledir. İnsan, zevcesini ve çocuklarını gadab sıfatı ile korur. İslâm düşmanlarına karşı, bu sıfat yardımı ile cihâd eder. Çoluk çocuk sâhibi olup, öldükden sonra şân ve şerefle anılmak, şehvet sâyesinde olmakdadır. Bunlar, islâmiyyetin beğendiği, övdüğü şeylerdir.İslâmiyyet, şehvetin ve gadabm yok edilmesini değil, her ikisine hâkim olup, dîne uygun kullanılmalarını emr etmekdedir. Su-vârînin atını ve avcının köpeğini yok etmeleri değil, bunları terbiye ederek, kendilerinden fâidelenmeleri lâzım olduğu gibidir. Ya’nî, şehvet ve gadab, avcının köpeği ve süvârînin atı gibidirler. Bu ikisi olmadıkça, âhıret ni’metleri avlanamaz. Fekat, bunlardan fâidelenebilmek için, terbiye ederek, dîne uygun kullanılmaları la zımdır. Terbiye edilmezler, azgın olup, dînin sınırlarını aşarlarsa, insanı felâkete sürüklerler. Riyâzet yapmak, bu iki sıfatı yok etmek için değil, terbiye edip dîne uymalarını sağlamak içindir. Buna sağlamak da, herkes için mümkindir.
Bozuk düşünenlerin dördüncü kısmına gelince, bunlar kendilerini aldatmakdadırlar. (Herşey ezelde takdîr edilmişdir. Çon» dünyâya gelmeden önce, (Sa’îd) veyâ (Şakî) olduğu bellidir.Bunun için, ibâdet yapmanın fâidesi yokaı derler. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem’’, kazâ ve kati> 'n değişmiyeceğini, herşeyin ezelde takdîr edilmiş olduğunu anl;^ ¦. ca, Eshâb-ı kirâm da, böyle söylemişlerdi. (Ezeldeki takdîre ç nelim. İbâdet yapmayalım) demişlerdi. Resûlullah “sallal!-aleyhi ve sellem’’, bunlara karşı,(lbâdel yapınız! Herkese ez- iıU takdîr edilmiş olan şeyi yapmak kolay olur) buyurdu. Ya’nî de sa’îd denilene, sa’îdlerin işleri yapdırılır. Bundan anlaşılıvi i. ezelde sa’îd denilenlerin ibâdet yapmaları ve şakî denilenleru ı yân etmeleri, sağlam yaşamaları ezelde takdîr edilmiş olanlaru; ^ dâ ve ilâç almalarına ve hastalanmaları, ölmeleri takdîr edilmi: olanların da, gıdâ ve ilâç almamalarına benzemekdedir. Açlık dan, hastalıkdan ölmesi ezelde takdîr edilmiş olana, gıdâ ve iU’u. almak nasîb olmaz. Zengin olması ezelde takdîr edilmiş olana, k ;; zanc yolları açılır. Doğuda ölmesi takdîr edilmiş olana, batıy den yollar kapanır. İşitdiğimize göre, Azrâil aleyhisselâm, Sr mân peygamberin yanına gelince, oturanlardan birine dik! bakdı. Adam, meleğin böyle sert bakışından korkdu. Azrâil hisselâm gidince, Süleymân aleyhisselâma yalvarıp, rüzgâra etmesini, rüzgârın kendisini garb memleketlerinden birine rüp, Azrâil aleyhisselûmdan kurtulmasını istedi.
cep telefon fiyatları sundu.






cep telefon fiyatları,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder