cep telefon modelleri,nden islam bilgisi67

 cep telefon modelleri


cep telefon modelleri,nden islam bilgisi67 bugün ben ve cep telefon modelleri sizlere islam hakkında kısa bilgiler verecegiz cep telefon modelleri bu yazıları sizler icin hazırladı sizlerin okuması icin
cep telefon modelleri cok calısıyor ve sizlere cep telefon modelleri diyorki İşte, insanların Allahü teâlâya karşı, kalb ile ve dil ile ve beden ile yapmaları ve inanmaları lâzım olan şükr borcu, kulluk vazifeleri. Allahü teâlâ tarafından bildirilmiş ve O’nun sevgili Peygamberi tarafından ortaya konmuşdur. Allahü teâlânın gösterdiği ve emr etdiği kulluk vazîlelerine(IsJîmiyyet) denir. Allahü teâlâya şükr. Onun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymıyan. bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibâdeti. Allahü teâlâ kabul etmez, beğenmez. Çünki. insanların, iyi. güzel sandıkları çok şey vardır ki. islâmiyyet. bunları beğenmemekde. çirkin olduklarını bildirmekdedir.Demek ki. aklı olan kimselerin. Allahü teâlâya şükr etmek için. Muhammed aleyhisselâma uymaları lâzımdır. Onun yoluna (İslâmiyyet) denir. Muhammed aley-hisselâma uyan kimseye(Miislimân) denir. Allahü teâlâya şükr etmeğe, yanı Muhammed aleyhisselâma uymağa (İbâdet etmek) denir. İslâmiyyet iki kısmdır;
 Kalb ile i’tikâd edilmesi, inanılması lâzım olanlar. Bunlara(Üsûl-i dîn) denir.
Beden ile ve kalb ile yapılacak ibâdetler. Bunlara (Fürû’-I din) denir.EhM sünnet âlimlerinin anladıkları gibi inanmıyanlar. açık olmıyan Nassla-n yanlış tevîl etdikleri için, kâfir olmuyorlar ise de. sapık inanışları yüzünden Cehenneme gireceklerdir. Fakat, müslümân oldukları için, azâbda sonsuz kalmıyacak. tekrâr çıkarılacak. Cennete sokulacaklardır. Bunlara(Bid'at ehli) veyâ(Dalâlet fırkatan) denir. Yetmişiki dürlü dalâlet fırkası vardır. Bunların yapdıkları ibâdetlerin hiçbiri ka-bûl edilmez. I'tikadı doğru olan müslimânlara (Ehl-i sünnet vel-cemâ’at) veyâ (Sünnî) denir. Sünnî olanlar, ibâdet yapmakda dört mezhebe ayrılmışlardır. Bu dört mez-hebde bulunanlar, birbirlerinin EhM sünnet olduklarını bilirler ve sevişirler. Dört mezhebden birinde bulunmayan kimse. EhM sünnet olmaz. EhM sünnet olmıyanın da, kâfir veyâ sapık bir kimse olacağı. (Dünül Muhtâr) m Tahtâvi hâşiyesinin (Zebâ-yıli) kısmında ve(EI-besâir S-münklri-t-tevessüH bi-ehl-U-mekâbir) kitâbında vesikaları ile yazılıdır. Bu iki kitâb arabîdirler. İkincisi. Hindistânda yazılmış ve basılmış olup. 1395 [m. 1975] senesinde İstanbulda ofset baskısı yapılmışdır.Dörl mezhebden birine göre ibâdet yapanlar, günâh yaparlarsa veyâ ibâdetlerinde kusur ederlerse. Allahü teâlâ. bunları, dilerse afv eder. Cehenneme hiç sokmaz. Dilerse, günâhları kadar, azâb eder ise de. yine azâbdan kurtulacaklardır. Dinde zaruri ma'lûm olan, ya’nîcâhillerin bile işitmiş olduğu, açık bilgilerden birine bile inanmıyanlar. Cehennemde sonsuz azâb göreceklerdir. Buniara(Kâlîr) denir.Kâfirler, kitâblı ve kitâbsız olmak üzere ikiye ayrılır. Müslimân evlâdı iken, sonradan dinden çıkarak kâfir olana, (Mürted) denir. Ibni Âbidîn buyuruyor ki. (Mürted. Mülhid. Zındık, Mecûsî, Putperest, eski yunan felsefecileri, Münâfık. yetmişiki fırkadan taşkınlık edip kâfir olanlar, Brehmen, Budist, Bâtmî, Ibâhî ve Dürzî denilen kimseler, hep kitâbsız kâfirdirler). Komünistlerle masonlar da böyledir. Hıristiyanla-nn ve yehûditerin. gökden inen ve sonradan değişdirilip bozulan kitâba inananları kitâblı kâfirdir.Kitâblı veyâ kitâbsız herhangi bir kâfir, müslimân olursa, Cehenneme gırmek-den kurtulur. Hiç günâhsız temiz bir müslimân olur. Fekat,(Sünnî) bir müslimân olması lâzımdır. Sünnî olmak demek. EhM sünnet âlimlerinden birinin kitâbını okuyup, öğrenip. îmânının, sözlerinin ve işlerinin buna uygun olması demekdir. Dünyâda bir insanm müslimân olup olmadığı, zaruret olmadan, açık olarak söylediği sözlerinden ve işlerinden anlaşılır. Bir insanm âhırete îmânlı gidip gitmediği, son nefeslerinde beHi olur. Büyük günâhları olan erkek veyâ kadın bir müslimân, tevbe ederse. günâhları, muhakkak afv olur. Günâhsız tertemiz olur. (Tevbe) nin ne olduğu ve tevbenin nasıl yapılacağı ilmihâl kitâblarmda, meselâ (Se’ıdeH ebediyye) kitâbında uzun bikJirilmişdir.]
Bu (l’TİKÂDNÂME) kitâbında, ResûUi ekrem efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” îmânı ve İslâmî bildiren bir hadîs-i şenfi açıklanacakdır. Bu hadîs-i şerîfın bereketi ile, müslimânların i’tikâdlarının temâmlanacağını, böylece, salâha ve se’âdete kavuşacaklarını ve cürmü, günâhı çok olan bu Hâlidin de “kuddise sir-ruh” kurtulmasına sebeb olacağını ümmîd ediyorum. Hiçbirşeye muhtâc olmıyan ve keremi, ihsânı bol olan ve kullarına çok acıyan Hudâ-yı teâlâya güzel i’tikâdım şöyledir ki, sermâyesi az, kalbi kara olan bu fakîr Hâlidin yersiz sözlerini afv buyura ve kusûrlu ibâdetlerini kabûl eyleye! Yalancı, aldatıcı şeytânın kötülüklerinden [ve İslâm düşmanlarının yalan yanlış sözlerine ve yazılarına al-danmakdan] koruyup, şâd eyleye! Merhametlilerin en merhametlisi ve ihsân sâhiblerinin en cömerdi ancak O’dur.İslâm âlimleri buyurdu ki, (Mükellef) olan, ya’nî âkil baliğ olan, kadın, erkek her müslimânın, Allahü teâlânın sıfât-ı zâtiyye-sini ve sıfât-ı sübûtiyyesini, doğru bilmesi ve inanması lâzımdır. Herkese ilk farz olan şey budur. Bilmemek özr olmaz. Bilmemek günâh olur. Ahmed oğlu Hâlid-i Bağdâdînin bu kitâbı yazması, başkalarına üstünlük ve bilgi satmak ve şöhret sâhibi olmak için değildir. Bir yadigâr, bir hizmet bırakmak içindir. Cenâb-ı Hak, beceriksiz olan Halide, kendi kuvveti ile ve Resulünün mübarek rûhunun yardımı ile imdâd eylesin! Âmin.
Allahü teâlânın (Sıfât-ı zatiyye) si altıdır. Bunlar: Viicûd, Kıdem, Bekâ, Vahdâniyyet, Muhâlcfet-ü lil-havâdis ve Kıyâm-ii lıi-nefsihî’dir. Vücûd, var olmak demekdir. Kıdem, varlığının öncesi, başlangıcı olmamakdır. Bekâ, varlığı sonsuz olmakdır, hiç yok olmamakdır. Vahdâniyyet, şerîki, nazîri, benzeri olmamakdır. Muhâlefet-ü lil-havâdis, hiçbir şeyde, hiçbir bakımdan, hiçbir mahlûka benzemez demekdir. Kıyâm-ü bi-nefsihî, varlığı kendin-dendir, hep var olması için, hiçbir şeye muhtâç değildir. Bu altı sıfatın hiç biri, mahlûkların hiçbirinde yokdur. Yalnız Allahü teâlâya mahsûsdurlar. Bunların mahlûklara hiçbir sûretde teallukları, bağlantıları da yokdur. Ba’zı âlimler, Vahdâniyyet ve Muhâlefet-ü lil-havâdisin aynı olduklarını söyliyerek, (sıfât-ı zâtiyye beşdir) demişlerdir.Allahü teâlâdan başka olan herşeye, (Mâ-sivâ) veyâ (Âlem) denir. Şimdi (Tabî’at) diyorlar. Âlemlerin hepsi yok idi. Hepsini Allahü teâlâ yaratdı. Âlemlerin hepsi mümkindir ve hâdisdir. Ya’nî, yok iken var olabilir ve yok iken var olmuşdur. (Allahü teâlâ var idi. Hiçbirşey yok idi) hadîs-i şerîfî, böyle olduğunu bildiriyor.
HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî. kitâbına başlamadan önce, Imâm-ı Rabbânî Ahmed Fâ-rûkî Serhendî nın (Mektûbât) kitâbının üçüncü cildinin onyedinci mektubu ile. kitâbına zînet ve bereket vermek istemişdir. İmâm-ı Rabbânî "kuddise sirruh", bu mektubunda buyuruyor ki:
Mektubuma Besmele ile başhyorum. Bizlere her ni meti gönderen ve en bü -yük ni’met olarak müslimân yapmakla şereflendiren ve Muhammed aleyhisselâma ümmet kılmakla kıymetlendiren Allahü teâlâya hamd ve şükr olsun!
İyice düşünmeli, anlamalıdır ki. herkese her ni’meti gönderen, yalnız Allahü te-âlâdır. Herşeyi var eden, ancak O’dur, Her varlığı, her ân varlıkda durduran hep O'dur. Kullardaki üstün ve iyi sıfatlar, O’nun lütfü ve ihsânıdır. Hayâtımız, aklımız,* bilgimiz, gücümüz, görmemiz, işitmemiz, söyliyebilmemiz, htp O’ndandır. Saymakla bitirilemiyen çeşidli ni’metleri, iyilikleri gönderen O'dur. İnsanları güçlüklerden, sıkıntılardan kurtaran, düâları kabûl eden, derdleri. belâları gideren O'dur. Rızkları yaratan, ulaşdıran yalnız O'dur. ihsânı o kadar boldur ki, günâh işliyenlerin rızkını kesmiyor. Günâhları örtmesi o kadar çokdur ki. emrim dınlemıyen. yasaklarından sakınmıyan azgınları, herkese rezil ve rüsvâ etmiyor ve nâmûs perdelerini yırtmıyor. Afvı ve merhameti o kadar çokdur ki, cezâyı ve azâbı hak edenlere azâb vermekde acele etmiyor. Ni'metlerini, ihsânlarını, dostlarına ve düşmanlarına saçıyor. Kimseden birşey esirgemiyor. Bütün ni'metlerinin en üstünü, en kıymetlisi olarak da, doğru yolu, se'âdet ve kurtuluş yolunu gösteriyor. Yoldan sapmamak. Cennete girmek için teşvik buyuruyor. Cennetdeki sonsuz ni'metlere, bitmez, tükenmez zevklere ve kendi rızâsına, sevgisine kavuşabilmemiz için, sevgili Peygamberine uymamızı emr ediyor. İşte, Allahü teâlânın ni metleri güneş gibi meydândadır Başkalarından gelen iyilikler, yine O'ndan gelmekdedir. Başkalarını vâsıta kılan, onlara iyilik yapmak isteğini veren, onlara iyilik yapabilecek gücü, kuvveti veren, yine O'dur. Bunun için, her yerden, herkesden gelen ni’metleri gönderen hep O’dur. O’ndan başkasından iyilik, ihsân beklemek, emânetciden, emânet olarak birşey istemeğe ve fakîrden sadaka istemeğe benzer. Bu sözlerimizin, yerinde ve doğru olduğunu, câhil olanlar da. âlimler gibi, kalın kafalılar da. zekî, keskin görüşlü olanlar gibi bilir. Çünkı. anlatılanlar, meydânda olan, düşünmeğe bile lüzum olmı-yan bilgilerdir.
İnsanın, bu ni’metleri gönderen Allahü teâlâya. gücü yetdiği kadar şükretmesi, insanlık vazifesidir. Aklın emretdiği bir vazife, bir borçdur. Fekat, Allahü teâlSya yapılması gerekli bu şükrü yerine getirebilmek, kolay bir iş değildir. Çünki insanlar, yok iken sonradan yaratılmış, zaîf, muhtâc, aybiı, kusûrludur. Allahü teâlâ ise, hep var, sonsuz vardır. Ayblardan, kusûrlardan, uzakdır. Bütün üstünlüklerin sâhibidir. İnsanların Allahü teâlâya hiçbir bakımdan benzerlikleri, yakınlıkları yokdur. Böyle aşağı kullar, öyle bir yüce Allahın şânına yakışacak bir şükr yapabilir mi? Çünki. çok şey vardır ki, insanlar onları güzel ve kıymetli sanır. Fekat, Allahü teâlâ. bunları kötülük bilir ve beğenmez. Saygı ve şükr sandığımız şeyler, beğenilmiyen, bayağı şeyler olabilir. Bunun içindir ki, insanlar, kendi kusûrlu aklları, kısa görüşleri ile Allahü teâlSya karşı şükr, saygı olabilecek şeyleri bulamaz. Şükr etmeğe, saygı göstermeğe yarıyan vazifeler, Allahü teâlâ tarafından bildirilmedikçe, övmek sanılan şeyler, kötülemek olabilir.
Âlemin hâdis olduğunu gösteren ikinci bir delîl de, âlemin her zeman bozularak değişmesidir. Her şey değişmekdedir. Kadîm olan şey ise, hiç değişmez. Cenâb-ı Hakkın zâtı (ya’nî kendisi] ve sıfatları böyledir. Bunlar hiç değişmez. [Hâlbuki âlemde, fizik olaylarında, maddelerin hâl değişdirmesi oluyor. Kimyâ reaksiyonlarında, maddelerin özü, yapısı değişiyor. Cismlerin yok olarak başka cismlere döndüğünü görüyoruz. Bugün yeni bilinen atom değişmelerinde ve çekirdek reaksiyonlarında, madde, element de yok oluyor. Enerjiye dönüyor]. Alemlerin böyle değişmeleri, birbirlerinden hâsıl olmaları, sonsuzdan gelemez. Bir başlangıcı olması, yokdan var edilmiş olan ilk maddelerden, elementlerden başlaması lâzımdır.
Âlemin mümkin olduğuna, ya’nî yok iken var olabileceğine başka bir delîl de, âlemin hâdis olmasıdır. Ya’nî, herşeyin yok iken var olduklarını görüyoruz.
Vücûd, var olmak demekdir. Üç dürlü vücûd vardır: Birincisi (Vâcib-ül-vücûd)dür. Ya’nî, varlığı lâzım olan vücûddür. Hep vardır, önceleri ve sonsuz sonraları hiç yok olamaz. Yalnız Allahü teâlâ vâcib-ül-vücûddür.İkincisi, (Mümteni’ui-vücûd)dür. Ya’nî, var olamaz. Hep yok olması lâzımdır. Şerîk-i bârî böyledir. Ya’nî, Allahü teâlâya ortak, Allahü teâlâ gibi ikinci bir tanrı var olamaz.Üçüncüsü, (Mümkin-ül-vücûd)dür. Ya’nî, var da olabilir, yok da olabilir. Bütün âlemler, mahlûklar hep böyledir. (Vücûd) kelimesinin tersi (Adem) kelimesidir. Adem, yokluk demekdir. Âlemler, ya’nî herşey, var olmadan önce ademde idi. Ya’nî yok idiler.Mevcûd, ya’nî, var olan şey ikidir: Biri (Mümkin), İkincisi (Vâclb)dir. Eğer mevcûd, yalnız mümkin olsaydı ve vâcib-ül-vücûd bulunmasaydı, hiçbirşey var olamazdı. [Çünki, yok iken var olmak, bir değişiklikdir, bir olaydır. Fizik bilgimize göre, her cismde bir olay olması için, bu cisme dışardan bir kuvvetin te’sîr etmesi, bu kuvvet kaynağının, bu cismden önce mevcûd olması lâzımdır]. Bunun için, mümkin olan mevcûd, kendi kendine var olamaz ve varlıkda duramaz. Ona bir kuvvet te’sîr etmeseydi, hep yoklukda kalırdı. Var olamazdı. Kendini var edemiyen, başka mümkinleri de elbette halk edemez, yaratamaz. Mümkini yaratanın, vâcib-ül vücûd olması lâzımdır. Âlemin var olması, bunu yokdan var eden bir yaratıcının var olduğunu gösteriyor. Göfüli-yor ki hâdis olmıyarak ve mümkin olmıyarak, ya’nî hep var olarak, bütün mümkinlerîn tek yaratıcısı, ancak vâcib-ül-vücûddür.cep telefon modelleri sizin icin sundu.




cep telefon modelleri,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder