seo calısması,ndan islam bilgileri3

 seo calısması


seo calısması,ndan islam bilgileri3 bugün seo calısması sizin icin elinden gelen gayreti gösteriyor
seo calısması gece gündüz calısıyor seo calısması diyorki Dünyâ işleri ile, elden geldiği kadar az uğraşınız ki, dünyâya gönül bağlamak tehlükesine düşmeyesiniz! Dünyâya düşkün olmak felâketinden Allahü teâlâya sığınırız. Dünyâya gönül bağlamamış olan fakir bir çöpçü, gönlünü dünyâya kapdırmış olan koltukdaki zenginden katkat dahâ kıymetlidir. Birkaç günlük yaşamakda dünyâya gönül vermemek, hiçbirşeye düşkün olmamak için çok uğraşınız! Dünyâya düşkün olmakdan ve dünyâya düşkün olanlardan, aslandan kaçmakdan dahâ çok kaçmalıdır.
Bu mektûb, molla Yâr Muhammed Kadîm-i Bedahşîye yazılmışdır. Başlangıcda, kalb hisse bağlıdır. Sona varınca, bu bağlılığın kalmadığı bildirilmekdedir:

Mevlânâ Yâr Muhammed bizi unutmamış. Kalb, çok zeman his organlarına bağlıdır. Duygu organlarından uzak olanlar, kalbden de uzak olur. Hadîs-i şerifde (Göz görmeyince, gönülden de uzak olur) buyuruldu. Bu hadîs-i şerif, kalbin duygu organlarına bağlı bulunduğu mertebeyi göstermekdedir. Tesavvuf yolunun nihâyetine varılınca, kalbin his organlarına bağlılığı kalmaz. Hisden uzak olmak, kalbin yakın olmasını bozmaz. Bunun içindir ki, tarikat büyükleri, başlangıçda ve yolda olanların, olgun şeyhin yanından ayrılmalarına izn vermemişlerdir. (Birşeyin hepsi yapılamazsa, hepsini de elden kaçırmamalıdır!). Bu söze uyarak bulunduğunuz yolu değişdirmeyi-niz! Uygunsuz kimselerle arkadaşlık etmekden, elden geldiği kadar sakınınız! Meyân şeyh Müzzemmilin yanınıza gelmesini, se’âdete kavuşmanızın başlangıcı biliniz! Onun sohbetinde, yanında bulunmağı büyük ni’met biliniz! Vaktlerinizin çoğunu onun yanında geçiriniz! Çünki, kendisi, ele az geçen ni’metlerdendir. Vesselâm!

[Kabrdeki velîden feyz almanın çok güç olduğu, bu mektûbdan da anlaşılmakdadır].


Bu mektûb, molla Kâsım Alî Bedahşîye yazılmışdır. Allah adamla-nna dil uzatmanm felâket olduğunu bildirmekdedir:

Bizi sevenlerden mevlânâ Kâsım Alînin yolladığı mektûb geldi. İçindekiler anlaşıldı. Secde sûresinin kırkaltıncı âyetinde (İyi iş yapan,



kendine iyilik etmiş olur. Kötülük yapan da, kendine etmiş olur) buyuruldu. Hâce Abdüllah-i Ensârî buyurdu ki, (Yâ Rabbî! Her kimi kovmak istersen, bizim üzerimize saldırtırsın!) Fârisî beyt tercemesi: Korkarım ki, derdlilere gülenler,

Tard olurlar, îmânı gayb ederler.

Hak teâlâ, bütün müslimânları, bu fakirlere inanmamakdan ve onlara lâf atmakdan korusun! İnsanların efendisi hürmetine «aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm» bu düâmızı kabûl buyursun! Amîn.


Bu mektûb, mir Muhammed Nu’mân Bedahşîye yazılmışdır. Olgun, önder olan bir büyüğün sohbetinde bulunmağı övmekdedir:

Mîr hazretlerinin kıymetli mektûbu geldi. Bu yol, aklın ermediği, şaşırdığı bir yoldur. Hadîs-i şerîfde (Bir kimseye deli denilmedikçe, imânı tâm olmaz) buyuruldu. Aklı başından gidince, çoluk çocuğun işlerini bırakır. Şunun bunun düşüncesini unutur. Kalbini toparlamağa kavuşur. Dünyâya olan bu soğukluk, sizin yaratılışınızda vardır. Fekat, bitmez tükenmez olaylar bunu örlmüşdür. Ne yapalım, bu ayrılıkda çok ilgisizlik hâsıl olduğu anlaşılıyor. Bunu hemen düzeltmelidir. Bu güçsüzlüğü güç olarak düşününüz! Kendinizi bu ayrılıkdan kurtarınız! Allah adamlarının toparlanması, başkalarının toparlanmaları gibi değildir. Başkalarının toparlanmasına yarayan şeyler bunların dağılmasına sebeb olur. Başkalannın dağılmasına sebeb olan şeyleri yaparak, kendinizi toparlayınız! Eğer başkalarının topluluğunda, bunlarda cem’ıyyet hâsıl olursa, bu cem’ıyyetden korkmalıdır. Bunun zararından kurtulmak için, Allahü teâlâya yalvarmalıdır. Kendini, başkalarının hâlleri ile ölçmemelidir. Çünki, sona varmadan önce olan mertebelerin hepsi çeşidli derecelerde birer noksânlıkdırlar. Fârisî mısra’ tercemesi:

Dostun ayrılığı, az olsa da, az değildir!

Tarîkatin büyükleri, sona gelmiyen mürîdlerine, tarîkati öğretmek için izn vermişlerdir. Hâce Nakşibend «kaddesallahü teâlâ sir-reh» hazretleri, Ya’kûb-i Çerhîye tarîkati öğretdikden ve birkaç konak ilerletdikden sonra, (Ey Ya’kûb! Bizden sana gelenleri, sen de, başkalarına ulaşdır) demişdi. Böyle olmakla berâber, kendisinden sonra, Alâ’üddîn’in hizmetinde bulunmasını ona emr buyurmuşdu. Kazancının çoğunu, Hâce Alâ’üddîn hazretlerinin hizmetinde kavuş-muşdu. Bunun içindir ki, mevlânâ Abdürrahmân Câmî, (Nefehât)


Bu mektûb, yine molla Tâhir-i Bedahşîye yazılmışdır. Bir farzın elden kaçmasına sebeb olan nafile ibâdet, hac bile olsa, hiçbirşeye yaramıyacağı bildirilmekdedir:

Akili kardeşim. İsmi gibi temiz olan molla Tâbirin kıymetli mektubu geldi. Kardeşim! Hadîs-i şerîfde (Allahü teâlânın, bir kulunu sevmemesi, onun fâidesiz şeylerle uğraşmasından anlaşılır) buyuruldu. Bir farzı yapmayıp, bir nâfile ibâdeti yapmak da, boşuna uğraşmak-dır. Bunun için, ne ile vakt geçirdiğimizi incelemeliyiz. Ne ile uğraşdı-ğımızı anlamalıyız. Nafile ibâdetmi, yok.sa farz olan ibâdetimi yapıyoruz? Bir nâfile hac yapmak için bir çok yasaklar, harâmlar işleniyor. İyi düşünmelisiniz! Aklı olana bir işârct yetişir. Size ve arkadaşlarınıza selâm ederim.

[Sabah nemâzından başka, dört vaktin sünnetlerini kazâ niyyeti ile kılmak lâzım olduğu, bu mektûbdan da anlaşılmakdadır].



Bu mektûb, yine molla Tâhir-i Bedahşîye yazılmışdır. Yolluk bulunması, haccın vücûbünün şartıdır. Yol parası olmadan hacca gitmek, başka vazifeler yanında vakt gayb etmek olduğu bildirilmekdedir:

Kardeşim hâce Muhammed Tâhir-i Bedahşînin kıymetli mektubu geldi. Allahü teâlâya hamd ve şükr olsun ki, fakirleri sevmekde ve bağlanınakda gevşeklik olmamış. Ayrılık günlerinin uzaması buna yol açmamış. Bu hâliniz büyük se’âdetin alâmetidir. Bizi seven kardeşim! Gitmeğe karar verdiniz ve izn istediniz. Ayrılırken, belki bizde yolda size kavuşuruz demişdik. Bunu çok istedik. Fekat, istihâreler uygun olmadı. Bu yolculuğumuzun câiz olacağı anlaşılmadı. Bunun için, vaz geçdik. Dahâ önce sizin gitmeniz de uygun görülmemişdi. Fekat, çok istediğiniz düşünülerek, açıkça men’ edilmedi. Yola çıkmak için, yolluk parası bulunması şartdır. Buna gücü olmayanın hacca gitmesi, boş yere vakt geçirmek olur.

Bunlan size birkaç n^ek-tûbda bildirmişdim. Elinize gelip gelmedikleri bilinmiyor. Bizinı sözümüz, bu kadardır. Ötesini siz bilirsiniz. Vesselâm. [tkiyüzellinci (250) mektûbun sonunda da, hac üzerine bilgi vardır].

Bu mektûb, Nişâpurlu mîr Salih adına yazılmışdır. Âlem-i sagîr ve âlem-i kebîrin, Allahü teâlânm ismlerinin ve sıfatlarmın görünüşü olduğunu ve Allahü teâlânın kendisi ile hiçbir münâsebeti bulunmadığını ve yalnız Onun mahlûku olduklarını bildirmekdedir:

Yâ Rabbî! Maddenin, basit ve bileşik cismlerin, küçük âlem denilen insanın ve büyük âlem denilen diğer varlıkların yapısını, hakikatlerini, doğru olarak, bize bildir! Küçük âlem ve büyük âlem, Allahü teâlânın ismlerinin ve sıfatlarının aynalarıdır. Onun zâtında bulunan şü’ûn ve kemâllerin görünüşleridir. Bu âlemler, kapalı bir hazîne ve örtülmüş bir sır idi. Bunları meydana çıkarmak istedi, tcmâlden tafsile getirdi. Ya’nî, bir ağacın her parçası, çekirdekde sıkışık olarak bulunurken, hepsinin ağaç üzerinde ayn ayrı meydana gelmesi gibi, herşeyi, ayrı ayrı yaratdı. Kendisine ve sıfatlanna alâmet olacak şeklde yaratdı. Ya’nî âlemin, hiçbir parçasının, Allahü teâlâ ile, hiçbir nisbeti, benzerliği yokdur. Yalnız, Onun mahlûkudurlar. İsmlerini, şü’ûnlarını göstermekdedirler. Âlemin Allahü teâlâ ile birleşmiş olduğunu, Onun aynı, benzeri olduğunu, âlemi çevirmiş, âleme sirâyet etmiş, her zerreye girmiş, herşeyle berâber olduğunu zan etmek, Ona olan sevginin, tesavvuf serhoşluğunun taşkınlığını gösterir. Hâlleri, görüşleri doğru olan tesavvuf büyükleri, ayılmış olduklarından, Allahü teâlânın, hiçbir bakımdan, bu âleme benzemediğini, yalnız Onun mahlûku olduklarını söyler. Yalnız ilminin, ihâta ve sirâyet etdiğini ve herşeyle berâber olduğunu bilirler. Ehl-i sünnet âlimleri de, böyle söylemekdedir. Allahü teâlâ, o büyüklerin çalışmalarını bol bol mükâfatlandırsın! Sofiyye-i aliyyeden ba’zısı, Allahü teâlânın Zâtı, kendisi, bu âlemi kaplamışdır. Bu âlemle beraberdir gibi şeyler söyliyerek, Zât-i İlâhîyi mahlûklara benzetiyor. Hâlbuki, Zât-i İlâhînin hiçbirşeye benzemediğine, hattâ zâtında, sıfat bile bulunmadığına inanmakdadırlar. Bunlara çok şaşılır. Sözleri birbirini tutmuyor. Sözlerinin arasını bulmak için, Zât-i İlâhîde mertebeler ayırmak, fâide vermez. Eski felsefecilerin, bozuk fikrlerini, yanlış yollardan isbâta kalkışmalarına benzer. Keşfi doğru olan büyükler, Zât-ı İlâhîyi, hiçbir bakımdan, başkalık göstermeyen (Basît-i hakîkî)Yâ Rabbî! Bu düı^âda bizi o büyüklerin zamanında yaratmadın ise de, âhıretde mahşer meydanında bizi onların arasında bulundur! Peygamberlerin efendisi hürmetine «aleyhi ve aleyhimüssalâtü vette-hıyyâtü vetteslîmât» bu düâmızı kabûl buyur! seo calısması sizin icin sundu.


seo calısması

seo

seo fiyatları

seo uzmanı

seo çalısması

seo hizmeti

seo danısmanı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder